Gül – Cocsiks bir on yıl, eksi 28günyoga

Gizli yazarlarları da var, gün hesabı yapmadan gidenler de, onlardan biri olarak yazıyorum. Kendime yazarlardanım, pek paylaşmam, Bu da öyle olacaktı da, dolunay geldi, pratik yok. El yazıyor işte, siz de okuyuverin.

Hindistan’dan döndükten sonra katran koyu sabahlarda sokaklara kendimi atıp shala kapılarına varamadım. Isı farkından kaslarım, “valla pardon bir yere kıpırdayamam” diyordu. Evde yaptığım şevkatli yogalar beni kucağında sallarken, kondisyonum el sallayarak uzaklaştığı gibi, neşeyi de kolundan tutup sürükledi.   Çalıştığım seri, “elli chaturangadan yirmisini at, ay burada da bir handstand tatlı oluyor” derken, teyellerinden sökülmeye başladı..

 

Nihayet her gecenin bir sabahı olduğunu İstanbul’da hatırlayıp, gün erkenden ağarmaya başlayınca merdivende uyuyan tinercilerle burun buruna gelmeden tramvaya varmak artık mümkün . Biri bıçak çıkarana kadar tinercilerden korkmazdım. Ah, bir zamanlar her gün yolda karşılaştığımızda gözgöze geldiğimiz on yaşlarında bir tinerci çocuk vardı, ikimiz de birbirimiz sarılmak isterdik, o anasını özlüyordu, ben doğamamış oğlumu… Hoop atlıyoruz bu konudan… Shalanın kapısına varıyoruz.

 

Nefesimi dinleyerek, sayarak vinyasadan kopmadan başlıyorum seriye de hocam Şenol Topuz arada Sharathvari huzursuz bakışlarına maruz kalıyorum. Sonunda yanıma gelip “sen asanalarda pranayama yapıyorsun, nabzını takip et” diyor Benim nabız kaç eczayıcı korkutmuştur, çok gençken bulamazlardı bile, bir semender yavaşlığındadır. Nabzı beklersem bir güneşe selam  abartarak sana üç dakika… Peki kısa nefese geçelim, anam o ne ! Bu neresi? Kaslar “kim akıl ettiyse allah ondan razı olsun” diyor. Bir gün, iki gün, beş gün derken kondisyon kardeş “nabeer? burada eğlenceli şeyler oluyor, gelivereyim” diyor. Hoş geldin!

 

Bir kaç yıl önce dokuduğum güce doğru yallah deyip varıyoruz. Bedenim, zihnim yaş almayla doldurduğu ahlar vahlardan sıyrılmaya başlıyor. Yepyeni bir halle ilk tanışıklığım da böylece başlıyor. Hocamızın her derste kafamıza kaka kaka söylediği “keyfini çıkar pozun, son noktası değil önemli olan, pozun gelişine izin ver, genişlik ve rahatlığın olduğu ara aşamalarda kal”. Bir on yıldır duyduğum, kimi zaman öğrencilerime benim de söylediğim bu cümleler yavaş yavaş anlam kazanıyor. Pratiğim geriye gittiği için yeniden kavuşmak isterken, evdeki pratikte poz atlıyordum ya, bir şeyi gözden kaçıyordum: seri hiç bitmeyecek ki, poz yoktu ki zaten, trilyonlarca an vardı. Yaptığım yanlıştı demiyorum, yeniden başlayanın, geçmişin hatırasıyla örselenmesini tariflemeye çalışıyorum.

 

Son pozum kaputasana, yalandan yapınca yayla gibi, vinyasasıyla, sıkar biraz! Pozu son noktasına vardırmaya çalışmadığım zamandayım ya, benim bir kuyruk sokumum (koksiks) varmış, artık chakra mı dersiniz, mula mı, vayu mu, meridyen mi, elli yaş üstü kemiklerin durumumu, orada bir şeyler oluyor. Belki ilerde kuyruk sokumumla ilgili güzelleme yazarım. Yirmisekiz güne sığmaz onu şimdiden deyivereyim de.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s