BEGÜM: GÜN 18 ~ Gittim Bir Ormanı Dört Ucundan Tutuşturdum Geldim

Gemileri yakmak; geri dönmesi olanaksız bir davranışta bulunmak olarak ifade ediliyor. Tarık Bin Ziyad zamanında askerlerine motivasyon aşılamak amacıyla, geri dönecek bir gemilerinin de artık kalmadığını, tek çarenin kazanmak olduğunu hissettirmek üzere İspanya’ya ulaşmalarını sağlayan yegane gemileri yaktırmış. Cayır cayır yanıp denize karışan gemiler o zaman için gerçekten de geri dönüşün tek çaresi olmuş olabilir. Şimdilerde bu deyimle özdeşleştirip yaktığımız gemiler ise; yaşanılanın aksine küllerinden doğup yaşantımıza tekrar musallat oluyor.

Bir şeyleri kendimizden uzaklaştırmak için neden gemileri yakmaya niyetleniyoruz da; o gemiyi kıyıya çekip azıcık içinde dolanmıyoruz? Oysa bir kez içine girip araştırmaya başlayınca; bir çok seçenek bize kendini açıverecek.

Olasılıklardan biri; bizi gemiyi yok etmeye yönlendiren duygunun geminin içinden çoktan geçip gitmiş olması. Hava şartları sebebiyle savrulan gemiye alınmış, tüm hareketlerini kendimizle bağdaştırmış olabiliriz. Oysa ki Dünya bizim çevremizde dönmüyor. İyi ki de dönmüyor… Bu durumda gemiyi yakmadığımız için mutlu olup yolumuza devam etmek üzere tekrar denize açılabiliriz. 

Bir diğer olasılık; geminin kamarasının zedelenip su almış olması. Bu panikle kendini ve taşıdığı herkesi korumaya yeltenen geminin öncelikleri değişmiş olabilir. Bu öncelik sıralamasında geri plana düşmüş olmayı kabul edebilir ya da nedenlerini sorgulayabilirsiniz.

Üçüncü olasılık da; geminin içindeki sisten, toz dumandan, kamarasına dolan sulardan önününüzü bile göremediğiniz bir kaosla karşılaşma anı. Bu girdabın içinde kalmamayı seçmek akıllıca olabilir. Yine de elinizdeki kibriti tutuşturmadan önce bir düşünmenin faydası var. Ne olursa olsun o geminin duvarlarına gizlenmiş bir kahkahanız, bir heyecanınız, bir iyi ki’niz olmuştur.

Yakmaktan vazgeçtiğimiz gemiden ayrılmadan önce; imkanınız varsa vedalaşmanızı da dilerim. Hakkını veremediğimiz vedalar; küllerinden doğan gemiler olarak bizi ormanın derinliklerinde olsak bile tespit edip, yakınımıza geliverecektir. Hem de kıpkızıl yandığı, ahşap tabanlarının birer birer söküldüğü, çivilerinin kömür karası olup rüzgara savrulduğu haliyle. Kimseyi incitmeden yaktığınızı düşündüğünüz o gemi de, ormanı tutuştuverir çok uzak bir günün akşamüstünde.

18_2

Peki yakmasaydık ne olacaktı? O gemi bizim hayatımızdaki yerini doldurmuşsa eğer; büyük ihtimalle batarak bir deniz altı haline gelecekti. Varlığını reddetmek değil bu. Zihnimizin sayfalarını çevirirken burada da şu yaşanmıştı diye sonsuza kadar bizimle gelecek geminin hikayesidir; ama yakmadan, yakılmadan, yakınmadan.

Gemi, hayatımızdaki her şey olabilir. Bir kişi, bir anı, bir korku, bir pişmanlık. Bilinç dışına itilen bastırılmış duygular ya da travmalar bedenin belirli alanlarında depolanabilmekte. Bu duyguların da; yoga gibi beden-zihin- enerji farkındalığı ışığında yapılan eylemlerle serbest bırakılması mümkün. Bu durum yoga esnasında sebepsiz bir kahkaha, bir ağlama krizi ya da bilinç dışından yüzeye çıkan bir travmanın uzun süre sonra anımsanması olarak karşımıza çıkabiliyor. Daha önce yaşamamıza rağmen belirsiz bir sebeple unuttuğumuz/reddettiğimiz/yüzleşmek istemediğimiz o anıların tamamı, bence yaktığımız gemiler. Vedalaşamadığımız duygular mutasyona uğrayıp artık tanımlanamayan varlıklar olarak zihnin dehlizlerine saklanıveriyor. Kendini iyi hissetmek için gittiğin yoga dersinin sonunda onunla karşılaştığında da; hayalet görmüş kadar sarsılabiliyorsun. Geçmişi olduğu haliyle kabullenmek dışında bir seçeneğimiz yok; ancak yeni hayaletler yaratmamak için gemileri yakmamak mühim. Bildiririm.

Sevgimle,
B.

* “Gittim bir ormanı dört ucundan tutuşturdum geldim” ~ Turgut Uyar

BEGÜM: GÜN 18 ~ Gittim Bir Ormanı Dört Ucundan Tutuşturdum Geldim” üzerine 4 yorum

  1. tezeneofthemat dedi ki:

    Bastırılan ya da karşılaşmaktan kaçınılan içerik biçim değiştirerek karşımıza çıkar, bunu Freud “Tekinsizlik” makalesinde şahane anlatıyordu… Bir yerden aşinasın o karşındakine ve tam olarak nereden tanıdık geldiğini çıkaramıyorsun çünkü bilinçdışı içerikler ve araya giren zaman onu mutasyona uğratmış oluyor… “Nereden tanıyorum ben bunu” hissinin yarattığı gerilim/tekinsizlik. Galiba makalenin orijinali “Unheimlich” olacak, İngilizcesi “Uncanny” diye çevrildi.

    Beğen

  2. Kalemtıraş dedi ki:

    Şimdi de Turgut Uyar! Seni gün geçtikçe daha çok merak ediyorum. Bu yazı da çok iyi olmuş. Gemileri yakmaktan çok -Tarık Bin Ziyad ile aynı niyeti güderek- gemileri batıyoruz biz. Nereye batıyoruz? Bilincin derinlerine. Batık orada kalıyor. Yoga biraz da dalgıçlık etmek gibi. Vurgun yememek için ağır ağır inmek gerek dibe. İyi bir ustanın elinden tutarak…

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s