Defne_GÜN 18_Önce Sağlık

 

4

Foto: Fatoş ve Ali Pınarbaşı

Ne zamandır yazamadım.

Yazamadım çünkü günler şu Fransa-İngiltere arasında giden TGV (train grand vitesse) hızında geçti. Şaşkına döndüm. Biz buraya, diyar-ı Portland’a, bir tatlı huzur bulmaya gelmemiş miydik? Burası mı benim üç ayda Emanet Zaman’ın ve Yaz Sıcağı’nın ilk taslağını yazıp bitirdiğim şehir? Zaman nasıl da uçup gidiyor? Oysa her dakikayı değerlendirmeye çalışırken…

Pek çok açıdan zor bir haftaydı. En son ne zaman yazdım hatırlamıyorum. Galiba dolunay sonrasıydı. Sonra işte bu yoğun haftanın terkisinde dolu dizgin oradan oraya koştururken buldum kendimi. Bir de kütle buldum. Sol mememin alt taraflarıda bir yerlerde. Koskoca, yeşil erik boyutlarında, yeşil erik kadar sert. Sadece sırt üstü yattığımda elime geliyor ama elime geldiğinde taş gibi geliyor. Korkunun ecele faydası yok ama ben bolca korkarak, korkudan ağlayarak, hayatım buraya kadar mı yoksa düşünceleri içinde kendimi yerden yere vurarak (ama ben daha neler neler yapacaktım, üstelik olmak istediğim yer burası da değil, ben denize girmek istiyorum şimdi, mavi mavi yüzmek, tuzlu tuzlu kumlara uzanıp kahve içmek, kitabımı okumak….) en çok da Bey’in canına okuyarak iki gün geçirdim. Kütle küçülmedi. Doktora gittik. Elini sürer sürmez derhal ultrason dedi o da. Ultrasona gittik. Daha yeni çektirmiştim oysa ki. Mamografi, ultrason ve hatta birinci göbek kuzinim meme kanserine yakalandı diye ben işi abartıp meme emarı bile çektirmiştim. Hepsi de temizdi, iyiydi ama işte iki ay önceydi. İki ayda büyüyen agresif tümörler var mıydı? Araştırdım. Varmış, kısa sürede de öldürürmüş.

Ölümün ihtimali soğuk su gibi çarptı yüzüme. İstanbul’dan filmler istendi. Raporlar karşılaştırıldı ve benim yeşil eriğin hormonal bir şişlik olduğuna karar verildi.  Derin bir nefes alacaktım ama o kadar dertlenmişim ki göğüs kafesinde nefes alacak yer kalmamış. Ertesi sabah yattığım yerde baktım, erik artık öyle hemen ele gelmez olmuştu. Ama orada. Radyolog doktor da iyi huylu bir kist gibi ama devamlı kontrol et, büyümeye yüz tutarsa hemen haber ver, dedi. Artık onunla yaşacağım. Bir de sağ memede kuyruklu vardı, onu da altı ayda bir görüntületiyordum. Şimdi bir de eriğim oldu.

İnsanın sağlığı bir şaşmaya görsün, tüm öncelikleri alt üst oluyor. Alt üst oluyor demeyelim de önceliklerin hakiki sırası ortaya çıkıyor. Ne kadar klişe olursa olsun, önce sağlık.  Sağlığımız en kıymetli hazinemiz. İnsanın sağlığı yerinde olduğu sürece yapamayacağı şey yok. Daha önce de yazmıştım, çok defalar yazmıştım, yine yazayım: Sağlığı korumak onu geri getirmekten çok daha kolay.  Sağlık can demek, can hayat demek. Canınıza iyi bakın. İyi bakalım.

Bu sürede zihnin makineli tüfek şiddetinde ürettiği vrittilere en iyi gelen şey yoga oldu diyeceğim ama bu kısmen doğru. Kendi yogam değildi çünkü. Kendi yogam, ne de olsa kendimle baş başa kaldığım bir süre olduğu için bolca evham üretmek için de iyi bir alan. Sonlara doğru vrtttiler çözülüyor, ölümü bile kabullenen serin bir kafa geliyor, doğru ama oraya gelene kadar aklımdan geçen ihtimaller ömrümden kafandan iki sene kesmiştir. Bana bu zorlu süreçte en iyi gelen şey ders vermek oldu. Şansa bakınız ki benim yeşil eriği keşfettiğim gün Portland’daki yoga derslerim de başladı. Buradaki öğrencilerim -ki benimle üç ay çalışıp, dokuz ay kendi başlarına çalışıyorlar- aylardır derslerim başlayacağı günün hayali ile yanıp tutuşuyorladı. Aylar önceden yer ayarlandı, herkes tatilini, kampını, çoluğunu çocuğunu ayarladı ve pazartesi sabahı saat 6:00da samapada’da  karşıma dizildiler.

28günyoga yazılarının bir çoğunda samapada’dan bahsediliyor. Yogaya başladığımız duruş bu. Dağ pozu tadasana gibi bir işlevi var. İçinde bulunduğumuz zamana yerleşmek, zemine sıkı basmak. Bir yandan da yoga geleneğinin yatay ve dikey uzantıları ile aramızda kurulan bağı hissetmek. Ben de sanki aradan dokuz ay geçmemiş gibi bir samimiyetle yeniden buluştuğum Portland öğrencilerimin karşısında samapada’da dururken büyük, güçlü bir ailenin arkamda durduğunu hissettim. Ben de bu ailenin parçasıydım. Önümde öğrencilerim, arkamda sınıf arkadaşlarım, yukarıda hocalarım. Sırt üstü bıraktım kendimi. Emin ellerdeyim. Bir nefes aldım ve başladık.

Sonra kütleyi unuttum.

Bu her sabah böyle oldu. Samapada’dan ayak bileklerine geçerken ben kim olduğumu ve gün içinde içimi kurutan dertlerimi unutup, büyük bir organizmanın bir kolu olarak işlevimi yerine getirmeye koyuldum. Organizmanın sağlığı için benim bana düşen görevi yerine getirmem gerekiyor. Ve ben görevimi yaparken artık ben değilim. Ben olmadığım için de her şeyi unutuyorum.

Böyle böyle haftanın sonuna geldik. Bu arada her gün dersten sonra eve dönüp kendi yogamı yaptım. Gönül isterdi ki dersten önce yapayım ama buradaki çocuklarım derslerin sabah en geç 6.15’de başlamasını istiyorlar. Ben de henüz 5de gidip kendi yogama başlayacak cesareti gösteremedim. Eskiden yapardım. Hem de kar kış kıyamet demeden 5.15de stüdyoya varır, ders öncesi yogamı yapardım. Ama hep bir aceleye gelirdi. Sevmiyorum o acele hissini. O yüzden de her sabah dersimi verip eve geldim, halıyı, sehpayı, koltuğu çekip Şiva’nın karşısına geçtim. Önce yalvardım. Sonra şükrettim. İnsanın kendini sırt üstü bırakabileceği bir Yaradan’ı olması da ne güzel.

İşte böyle geçti 28günyoganın son günleri….

Yazmaya devam, yogaya devam büyük organizmanın küçük kolları.

 

Defne_GÜN 18_Önce Sağlık” üzerine 7 yorum

  1. aylinparmaksiz dedi ki:

    Yaşadıklarınızı yüreğimde bilmek, hissetmek beni kendi yaşadıklarıma götürdü…Boğazım düğümlendi, kalbim hızlandı. Neyse ki sonra içimi rahatlattınız! Hormonlarla ilgili olmasına nasıl sevindim anlatamam! Şuan keşke yanınızda olup size sarılabilseydim😔Ben de rahatsızlığım süresince iyi ki yoga hayatımda dedim. İyi varsınız! Beni sımsıkı sarıp sarmaladınız! Çok çok geçmiş olsun Defne Hocam, dualarım sizinle.🙏Yapabileceğim bir şey olursa her zaman yanınızdayım🤗🦋

    Liked by 2 people

    • Kalemtıraş dedi ki:

      Sevgili Aylin,
      Ben de bu süreçte seni düşündüm. Seni ve son yılda kanserle yüz yüze gelmiş diğer üç yakınımı. Galiba insanı en çok vuran çaresizlik ve sisteme güvensizlik. Böyle anlar insanın kendini bilgilendirmesi ve etrafına güvendiği bir destek ağı örmesi açısından da önemli. Ben de sana sarılıyorum uzaktan da olsa. Bu gemide hep beraberiz. Yola devam.

      Liked by 2 people

  2. minimamineva dedi ki:

    Öncelikle çok geçmiş olsun hocam; böyle tedavi edilebilir hastalık durumlarında hep “neyse ki çaresi var, X Y Z de olabilirdi” diye şükrediyorum.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s