Begüm: Gün 23 ~ Gökyüzünü Katlayıp Bir Köşeye Koymuştuk, Yıldızlar Kaldırımlara Dökülmüştü Bütün

İç ses. Bilinç akışında düşünme. Gün batımında gökyüzünün renkleri nasıl bir anda kayboluyorsa, iç sesin inişli çıkışlı dinamikleri de şalterleri indiriverebilir bir an. Kimi zaman mız mız bir kız çocuğu kimi zaman da patavatsız felaket tellalı olarak betimlediğimiz iç sese çok alışıksak; onun dostane, naif olan yeni halini samimi bulmayabiliriz. Yine de çok kısa da olsa sadece kendi benliğinizle, yargılardan uzak olduğunuz bir anda; size kendini bu dingin haliyle, kendi öz halinizle buluşturabilir. Böyle parlama anları yaşamak, umudun geçerliliğini sonsuz kılıyor. Bu durumu içimizdeki yıldızlarla buluşma anı olarak da tanımlayabiliriz. Tüm olasılıkların mümkün olabileceği inancı nerede olursanız olsun dudaklarınıza bir tebessüm ekliyor. Genel olarak “Herkes herkesi sevmesin, gerek yok.”  düşüncesinde olarak ben de böyle zamanlarda herkesi sevebilecekmişim, herşeyi affedebilecekmişim gibi hissediyorum.

Burada bahsettiğim içi boş bir “sen sev, sen iste, yeter” safsatası değil. Kişisel gelişim adı altında insanları yaşadıkları zorluklarla yüzleşmekten uzaklaştıran kitaplar mevcut. Bu çok satan kitapları baş tacı eden de, iç sesimizin gerçeklerle yüzleşmekten korkan çocuk versiyonu, çünkü ne kadar patavatsız da olsa hiç bir yetişkin “iste, bekle” prensibinin o sönük ışığına ayak uyduramaz. Bekleyerek bir yere varıldığına henüz şahit olmadık. En tembel ilham perilerinin bile, bize bir boşluk anında değil de bir uğraş esnasında uğradığını düşünüyorum. Bazı bilimsel gerçeklerin çarpıtılıp kitaplaştırılması da, malesef ki önlenemiyor. Burada da önemli olan, yazılanın güvenilirliğini sorgulamak. Bir analize tabi tutup, içselleştirmeden önce onu sözlüye kaldırmak. Hiç bir referansı olmayan bu kitapları, daha çok herhangi bir sözün altına(Rampaların ustasıyım, gözlerinin hastasıyım) Cemal Süreya ya da Turgut Uyar yazılıp sosyal medyaya emanet edilen asılsız gönderilere benzetiyorum.

Bahsettiğim o öz duygu ise; dış referanslı olmaktan öte, kendiliğinden gelen, kendini artık biraz daha tanıyor olmanın bilinciyle oluşuyor olabilir. Kendimizi azımsadığımız zamanlar, kendimize haddimizden fazla güvendiğimiz zamanlardan daha çok. Yine bu kendimizi ölçüp biçemediğimiz anların salınımındayken, o çok beklenmedik rampayı aşmanın, yeni bir şeye cesaret etmenin bu duyguyu tetiklediğini düşünüyorum. Bu, her durumu bir şekilde kotarabileceğine inanmaktan çok her akışa uyum sağlayabileceğine emin olmak gibi. İnanmakla, bilmenin beynimizde yaktığı ışıklar çok başka.

İçimizin yıldızları da en az Venüs kadar parlak. Onları gökyüzünü katlama bahanesiyle olmadık yerlere dökmek yerine, tanışıp kaynaşmak adına bir yolculuğa cesaret etmek gerek.

 

underwater_elena_kalis79

Sevgimle,
B.

“Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk, Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün” ~ Cemal Süreya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s