Defne II_Gün 0_Annelik, Yazı, Niyet, Diyet

Niralamba Sarvangasana

Foto: Rebekka Haas

Bugün karanlık ay. Yogada biz ona yeni ay diyoruz ama aslında diğer ayın sonu. Yarın hilal çıkınca yeni ay (28günlük dönem) başlayacak. Hatha yoga ayın yüzde yüz dünyanın gölgesine girdiği bu günlerde yoga asana yapmamamızı öneriyor. Pek çok kültürde ve dinde dolunay kadar karanlık ay da hem kutsal sayılıyor, hem de bir çok şeyden kaçınılan bir gün olarak geçiriliyor. Yoga bunlardan bir tanesi.

Bir kaç #28günyoga yazarı Shadow ve Aştanga yoga sistemlerinde karanlık ve dolunay günlerinde asana tatbik edilmediğini yazmışlar. Doğru ama eksik. Tüm Hatha yoga sistemleri için geçerli bir ilkedir bu. Dolunay ve yeni (karanlık) ay günleri yogasana’ya ara verilir.

Önceki yazımda ilkelerin öneminden bahsetmiştim. İlkeler vücudun sağlığı ve aklın selameti için mevcuttur. Yoksa kural koyalım da nefs zorlansın diye değil. Hani yine geçen yazıda fiziksel vücudun, can akışının, zihnin ve benliğin diğer katmanlarının ahengi için nasıl bir seri takip etmemiz gerektiğini anlayacak inceliğine yıllarca çalışarak gelebileceğimizden bahsetmiştim. İşte bu ilkeler hassasiyeti o inceliğe erişmiş hocalarımız ile onların hocaları ve hocaların hocaları tarafından öne sürülmüş. Deneye yanıla, evreni, dünyayı, mikro ve makrokozmu -kelimenin tam anlamıyla- can kulağıyla dinleyen mürşitlerin bize armağanı. O ilkeleri zorlamak, “bana bir şey olmaz be aaa” nidaları ile geleneğe kafa tutmak bizi bir adım ileri, beş adım geriye götürecektir. Geleneğe canı gönülden (nefis bir deyiş) bağlanmak ise hiç beklenmedik özgürlük kapıları açabilir. Ne de olsa evren paradokslardan ibaret bir uzam.

Gelelim niyetlere. Herkes ne güzel yazmış niyetlerini. Sizi seviyorum. Canı gönülden, çok seviyorum. Bir kaç sene önce, 38 yaşındayken kazara hamile kaldım. Sırasıyla önce şaşırdım, sevindim, heyecanladım ve sonra ilk kontrole doktora gittiğimizde rahmimdeki kabuklu fıstık görünümündeki varlığın yedi haftalıkken kalbinin durmuş olduğunu öğrendik. Yine burada, Portland’daydık ve doğal doğumcu devlet hastaneleri 12. haftaya kadar kontrolü gereksiz bulduklarından ben beş hafta cansız bir kabuklu fıstık tanesini içimde taşıyıp, onu sevmiş, hayatımı ona göre yeniden yeniden hayal etmişim.

Size ultrason odasında yaşadığım hayal kırıklığının büyüklüğünü anlatacak kelimeler şimdi bulamıyorum. İçimden Niyagara şelalesi gibi bir nehir kabardı o anda ve ben günlerce günlerce ağladım. Hem ağladım hem de yeni bir bebek üretimi için kolları sıvadım. Kaç yumurtam kaldığını, bunların döngünün hangi günü düşeceği, ne kadar yaşayacağı, hangi saat aralığında muhakkak taze sperm ile karşılaşmaları gerektiğini bir bir öğrendim. Devlet hastanesini bırakıp o sırada kırk dört yaşında olup da bebeğini emziren bir arkadaşımın hamile kalmasını sağlamış bir naturapath doktor buldum. Bey’i de iterek (yine kelimenin tam anlamıyla) o doktora gittik. Tiroid, yumurtlama  hormonu, sperm testi hepsini dizi dizi yaptırdık. Basal ısı termometresini her sabah aynı saatte dilimin altına koyup yumurta vaziyetini kestirmeye çalıştık. Kış için programladığımız Türkiye-Yunanistan sezonunu iptal ettik. (Çünkü  yumurtanın sperme ihtiyaç duyduğu 12 saatlik aralıkta aynı şehirde bulunmama riskimiz vardı ve benim risk almaya hiç mi hiç niyetim yoktu.) Ben sonbahar kurslarına kaydettiğim öğrencilere paralarını tek tek havale-i iade ettim. Sonbahar, kış, bahar, yaz ayları boyunca Portland’da kaldık. Bekledik.Basal termometre yarım ölçü yükseldi mi mecburi hizmet havasında yatağa girdik. Uğraştık. Gerildik. Gerilmenin döllenmeyi zorlaştırdığını bildiğimiz için gerildiğimize gerildik. Bu böyle üç mevsim sürdü. Sonunda vazgeçtik. Hevesimiz kaçmıştı. Benim hormonların da eski kıvamına gelmişti, neden çocuk istediğimi bile hatırlamıyordum artık. Kafam açılmıştı.

O yaz sonu Viyana’da hocalarımı gördüm. Her zamankinden daha krizli bir kurstu benim için. Şimdi düşünüyorum da tüm gerginliğin sonunda elbette krizli olacaktı. Son gün ağladım. O kadar çok ağladım ki sınıftan çıkmam gerekti. Ders bitince olan biten herşeyden haberdar Emma hoca yanıma geldi ve bana dedi ki “Annelik duygunla öğrencilerine yaklaşmalısın. O enerjiyi artık hocalığına aktaracaksın.”

Sizi seviyorum. Çok seviyorum diye başladım ya, o yüzden bu hikayeyi anlattım. Benim için öğrencilerim sahip olmadığım çocuklarım. Yanlış anlaşılmasın, onlara annelik etmiyorum ama yaratıcı gücümü onlara aktarıyorum. Ve bunun sonuçların görmek beni inanılmaz mutlu ediyor.

Mesela herkes ne güzel niyetler belirlemiş kendine. Ve herkes ne kadar iyi  yazıyor! Bu bir tesadüf değil herhalde. Birbirimize çekilme sebebimiz, hayatta yollarımızın kesişmesinin bir nedeni de yazıya merakımız, edebiyat sevgimiz olmalı. Bu seferki döngünün edebiyata doğru meyletmesine de şaşmamalı. Yoga yaptıkça, yogayı düzenli, keyf yerine nefs için yaptıkça yaratıcı enerji de serbest kalıyor ve yazmak kolaylaşıyor. Ben nasıl ki nefes alıp vermeyi bilen her insanın yoganın büyülü kafasına girebileceğine inanıyorsam, rüya gören herkesin de yaratıcı bir yönü olduğunu düşünüyorum. Yaratma alanımız ister yazı, ister resim olsun (ya da dans, ya da heykel veya müzik veya fotoğraf, sinema, kurgu, örgü, dikiş) yoga yaptıkça yaratmak kolaylaşıyor. Yaratıcılık üzerine yazan çizenler, bilişsel (cognitive) psikoloji ile uğraşanlar beynin gündelik hayatta faal hale gelen parçasının sessize alındığı durumlarda (uyku, yoga, meditasyon, trans, tek odaklı dikkat) yaratıcı gücün saklandığı yerden çıktığını söylüyorlar. (Ve bu süreçte spontanlığın aksine rutinin önemini de vurguluyorlar)

Benim de niyetim önümüzde 28 günde yeni romanıma  (Burak Gökçe’yi hatırladınız mı?) odaklanmak. Her gün yoga tabii ki- onu niyet ediyorum. Akşam yogasına da niyet ediyorum. Günde iki çalışma. Roman ile ilgili olarak mütevazi bir niyetle başlacağım: Haftada asgari 2500 yeni kelime yazacağım. Haftanın beş günü çalışacağımı farz ederek günlük minimum 500 kelime diyorum. Bunların üzerine ve bunları beslemesi amacı-umuduyla önümüzdeki 28 gün boyuca sosyal medyadan çekiliyorum. Yeni (ve eski) yazılarımı sosyal medya asistanlarım post etmeyi sürdürecekler ve cevap bekleyen önemli bir mesaj varsa bana haber verecekler ama ben kendim girip bakmayacağım. Bunu ne zamandır düşünüyordum. Yeni romana konsantre olmak için biraz içime kapanmam lazım.

Bana daima e-mail vasıtasıyla ulaşabilirsiniz. Bloğa da düzenli olarak yazacağım. FaceBook, instagram ve twitter’daki gezme tozmalarıma ara veriyorum.

Siz uyandınız bile!

Hadi gazamız mübarek olsun.

Defne Hocanız

 

 

Reklamlar

Defne II_Gün 0_Annelik, Yazı, Niyet, Diyet” üzerine 7 yorum

  1. takethefakecake dedi ki:

    Canim hocam, gözlerim doldu, burnum sizladi, sevgiyle doldum. Kendimi bir parcasi olmaktan sansli hissettigim bu shadow ailesini yarattiginiz ve tuttugunuz icin minnettarim.
    Yeni romani sabirsizlikla bekliyorum💙
    Sevgiler

    Liked by 2 people

  2. Nazan Gazanfer dedi ki:

    Sevgili Defne hocam kısacık bir süre sizle çalıştık ancak yazılarınız vasıtasıyla yaşam boyu sizi takip edeceğim sanırım
    İçten samimi anlatımınıza bayılıyorum
    Sevgiler

    Liked by 1 kişi

  3. Filiz Öney dedi ki:

    Defne Hanım
    Sızın yazılarınızı sevgiyle ve merakla okuyorum
    Nasıl bir disiplin bu yaptıklarınız tanıdıkça sizise iyorum. Kıtabınızı beklıyorum

    Liked by 1 kişi

  4. Demet dedi ki:

    Beni yogayla ilk defa siz tanıştırdınız. Önce yazılarınızdan etkilendim, sonra derslerinize katıldım, şimdi aştanga yapıyorum. Bu içten,dolu dolu ve her kelimesiyle insana bir şeyler katan yazılarınız ve ilk yoga öğretmenim olduğunuz için teşekkür ederim. Bu yazıdan da çok etkilendim, yolunuz açık olsun…

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s