Matın Tezenesi Onur II – Gün 2: “YERÇEKİMLİ KARANFİL”

Herkese selamlar, yeniler ve blogda yeni olmasa da yeni kalan yazarlar. Ha bir de sevgili okur!

Blogumuz günlerimi rehin aldı, aslında rehin almadı da ben gönüllü bir teslimiyete karar verdim. Sabah kalkar kalkmaz ilk işim bloga bakmak, aklımda fikrimde yeni yazı girildi mi, kim kime ne yorum yaptı, beni kimler beğendi, beğenmeyenleri beğeneyim de utansınlar azıcık gibilerinden delimsirek düşünceler… Şaka şaka, kimseyi utandırmak derdinde değilim. Ama yazı-çizi işlerinin araya giren uzun bir zamandan sonra bu denli gündemime girmiş olmasından bahtiyarım. “İyi ki bir araya gelmişiz”; bazı kelimeler çok klişe belki ama yıllardır dile getirildiklerine göre bu kadar dile getiren insanın da bir bildiği olmalı, öyle değil mi? Neyse ki sözcükler hepimizden dayanıklı çünkü arkalarında bizzat yaşayıp türlü dönüşümlere uğradıkları köklü bir tarihleri var. Medeniyet denen şu engebeli yolda düşe kalka ilerlerken başlarına neler gelmiş neler… Canlarım benim!

Belki Defne hocanın son yazısına yazdığım yorumu görmüşsünüzdür, “müjdeli haber” diye sabah yogası yaptığımı yazmıştım orada, ardından “yarı müjdesiz/müjdeli haber” olarak da bunun nedeninin tüm gece gözüme uyku girmemesi olduğunu eklemiştim. Baktım uyuyamıyorum matımı serdim, fona sevgilinin horultusunu koydum ve yeni ay sebebiyle Chandra Namaskar serisine başladım. Yaparken bile içimden bir ses yanlış yolda olduğumu söylüyordu, zaten düşünceler bir bir sökün etmiş hepsiyle cebelleşmeye çalışıyorum, bu halde yoga mı yapılır? Yani tabii ki yapılır da ne gerek var? O sebepten sabah yogamı saymıyorum.

Yogadan sonra bir kahvaltı hazırladım, Erdem’i uyandırdım, her zamanki zalimane espri anlayışımızla taçlandırdığımız yeni günümüzün kahvaltının bittiği kısmında o çeviri için yan odaya geçti ben de uyku için yatağıma. Bir ara yanıma gelip beni uyandırmaya çalıştığını hatırlıyorum ama kâr etmedi, kendime geldiğimde saat 18:00’i geçmişti bile. Kalkıp biraz oyalandım, benzer bir sersemlikle yoga yapmak istemedim bu sefer. Oyalanma işi bittikten sonra matıma geçtim ve sabah yapıp “saymadığım” Chandra Namaskar’ı tekrar icra etmeye başladım. Bu “icra etmek” lafını bu bağlamda ilk kez canım Naz Şarman’dan duyduğumda (bir pozu icra etmekten söz ettiği bir dersinde) bir tiyatrocu olarak çok hoşuma gitmişti. Sonra sonra içime sinmez oldu. Neticede bir performansı ima ediyordu ve asanalardaki “çabasızlık”la hiç örtüşmüyordu. Naz hoca bunu hangi niyetle söylemişti bilmiyorum, sonrasında bir türlü göremediğim için soramadım da.  “Performans” diyince ister istemez izleyen bir ötekinin varlığı devreye girdiğinden bu fiili (icra etmek) sevimsiz bulmaya başladım. Yoga seyirlik bir şey değildi. Üstelik performans sözcüğü beraberinde performans baskısını da çağrıştırdığından ve bu meseleye hayli eğilimli bir geçmişim olduğundan sözcüğü dilimden sökmeye karar verdim. Hadi hayırlısı!

Akşam pratiğim yarım saat sürdü, Chandra Namaskar dışında ayakta hiçbir poz yapmayıp kapanış sekansıyla sonlandırdım.

Kahveye ve çaya atmadığım şeker Bailey’s ile yokluğunu hissettirmediğinden henüz şekersiz bir hayattan haberdar değilim. Daha önce de demiştim, alkolle aram yoktur, içerim de çok değil, ancak likörümsü tatlara hayır diyemeyenlerdenim – Baileys olsun Sheridans olsun Kahlua olsun bayılırım. Lingo lingo şişelerce içsem doyamam. Ama bu kez şişe şişe içmedim, kahveye azar azar koydum.

Bir süredir sinema ve yoga ile ilgili bir şeyler yapmak istiyordum. Sinema filmlerini yoganın anahtar kavramları üzerinden okumak gibi bir şey. Filmi de seçtim, hangisi söylemeyeyim ama sinemayla yakın bir ilişkisi olmayanların da dahil olabilmesi için hemen herkesin izlemiş olacağı bir film. Bugün okumalara başladım, notlar aldım, tez zamanda bitirirsem çeşitli stüdyolara bir film günü etkinliği teklif etmeyi düşünüyorum, ne dersiniz, hoş olmaz mı?

Şu saat oldu tabii ki uyku yok. Bari film izleyelim dedik, King Kong izleyecekmişiz, hangi versiyonu bilmiyorum ama bizim goril gorillere pek meraklıdır. Öyle olduğundan ben de meraklıyım haliyle. Kaç gündür ilgilenmediğimden huysuzlanmaya başladı, haklı olarak, gönlünü alma zamanını daha da ertelemeden bir an evvel TV karşısına, yanı başına.

Bu iç içe geçerek genişleyen halkamız, sangha’mız bana Edip Cansever’in başlık olarak attığım şiirini hatırlattı, özellikle şu bölümü, hadi kalın sağlıcakla!

“Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına  veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle “

gorilla-610457_640

Çok yakışıklı diil mi yaa!

 

 

Matın Tezenesi Onur II – Gün 2: “YERÇEKİMLİ KARANFİL”” üzerine 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s