Matın Tezenesi Onur II – Gün 3: YÜREĞİ AYA BENZEYENLER

Selam olsun yüreği aya benzediğinden doğal olarak takipte kalan okur!* E yüreğin aya benziyorsa takip etmeyip n’apacaksın, öyle değil mi?

Dünkü öğle uykusundan ötürü yine uyuyamadım. Ama hala dinç ve aklı selim haldeyim çok şükür. Bunca kargaşanın içinde, şehir hayatının gürültüsü ve insanların bitmek bilmez saçmalıklarına rağmen nasıl oldu da bunca sene akıl sağlığımı koruyabildim, hayret doğrusu…

Gözümü bir türlü uyku tutmamasının nedenlerinden biri de dünkü saçma sapan King Kong filmi olabilir. Ara sıra Jurassic Park izler gibi hissettim, dinozorlar filan çıktı böyle kocaman, sonra hikayenin aslına uygun olarak “esas oğlan” genç ekolog kızımıza aşık oldu, hayır yani aşık olduğu da Jessica Chastain filan değil, kendi halinde bir kızcağız olan Brie Larson. The Room filminden hatırlarsınız, o sene Oscar almıştı hatta; sorarım size hangi goril Brie ile ilgilenir ki? Hiç inandırıcı değil. Bana bu kadar sıkıcı bir film izleten sevgiliye de yasak koydum, önümüzdeki bir asır izleyeceğimiz filmleri ben seçeceğim. Bayılıyor böyle kanlı filmlere. Bir de hiç hoşlanmadığımı gayet iyi bilmesine rağmen ısrarla izletmek istiyor ya çok enteresan. Sapık mı ne.

Saat 8:00’de kuruldum matın başına, o zamana kadar Füsun Akatlı’nın çok sevdiğim denemelerinden birkaçını okumakla meşguldüm çünkü. Füsun hoca bizzat hocam olmasa da yazdıklarıyla emeğini üstümde hissettiğim ve “hocam” demekten hiç çekinmediğim biridir. Özellikle Türk edebiyatını tanımamda, tanıdıklarıma tekrar göz gezdirip anlayışımı derinleştirmemde büyük yardımı olmuştur. Bir keresinde o Yeditepe Üniversitesi’nde görev yaparken çat kapı odasına dalıp bir-iki kitabını imzalatmıştım. Yılların akademisyen ve edebiyat eleştirmenine popstar muamelesi yapmam pek hoş olmasa da iyi ki yapmışım. Hala o şaşkınlık, sevinçle karışık garipseyen halleri gözümün önünde. Allah rahmet eylesin. Bir benzerini Ahmet Cemal’e de yapmıştım ama o şaşırmamıştı. Neyse.

Bugün uzun zamandır yapmadığım için özlediğimi hissettiğimden Zeynep Aksoy’un sitesindeki videolardan birini açtım. Chandra Namaskar’la başlayıp Ashtanga birinci seriden kimi pozlarla devam eden 50 dakikalık bir video. Ama daha yaparken anladım ki artık sadece kendi pratiğimi yapmak istiyorum. Büyüdüm mü ne? Ama bu denli temel düzeyde bir pratik yapmak da hoşuma gitmedi değil: bazen öğrenip biraz ilerlediğin bir konunun temellerine geri dönmek atladığın kimi noktaları yakalamanı sağlıyor. Bir de eksik ya da yanlış öğrendiğin şeyler daha bir rayına oturuyor. Buuuu, cebimizde.

Benim de yüreğim aya benzediğinden olsa gerek kendimi takip etmekte hiç zorlanmadım. Şahane bir pratikti bence, çünkü bitirdiğimde derin bir tatmin hissettim. Şavasana’dan sonra 15 dakikalık farkındalık meditasyonuyla katlanan bir kanatlanma hissi biraz sonra patates kızartmasının kokusuyla dağıldı. Benimki yine uyuyordu. Patates kızartmamı rica ettiğinden ve genelde bu gibi ricaları yerine getirmekte pek istekli olmadığımdan bu defa onu bu konuda memnun etmek istedim. Çok da mutlu oldu. Kahvaltının mı mutlulukla bir ilgisi vardı yoksa patates kızartmasının mı? Ya o ya da o. Belki de ikisi birden.

Şimdi kendisi çeviri yapıyor, bahardan beri dokunmadığı yeni romanı önümüzdeki 3-4 ayda çevirecek. Ki yapar da. 1000 küsur sayfalık romanı 7 ayda harika bir çeviriyle ve hiç düzeltilmesine/editlenmesine gerek olmadan teslim etmişliğini biliyorum. Valla bir kere daha gurur duydum. Gurur duyduğum için o  çevirisini yaparken ben de birazdan Ebru Gündeş’ten biraz kızıl biraz mavi/ yalnızlığın asil rengi adlı güzide şarkıyı sonuna kadar açıp deli ritminde dans etmeyi düşünüyorum. Bazen bu tarz şarkıları “Yeter ama biraz da benimle ilgilen” şeklinde bir protesto olarak değerlendiririm. Kendisi arabesk müzikten nefret eder, bense sahiden severim bazı arabesk şarkıları ve icracılarını. Ama bu kez ödül amaçlı dinleteceğim. Neticede verilen hediye iade edilmez.

İşte bugün de böyle. Millet bayram bahanesiyle deniz-kum-güneş üçlüsünden nasibini alırken bana da bu terden yapış yapış hale getiren koskoca gün kaldı. Hayır canım ağlamıyorum, ne münasebet, gözüme şezlong kaçtı sadece!

*Mustafa Sandal’ın “aya benzer yüreğim/ doğal olarak takipteyim” şarkısından ilhamla.

image

Mustafa Sandal’ın “Aya Benzer” ile ödül alamaması içimi burkuyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Matın Tezenesi Onur II – Gün 3: YÜREĞİ AYA BENZEYENLER” üzerine 2 yorum

    • matın tezenesi dedi ki:

      Aman tanrım çok mutluyum, çok sevdiğim “Yaz Sıcağı”nın çok sevgili yazarı bana ‘hep yaz’ dedi…. tilililil tey tey tey :))))

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s