Beste I – Gün 4

Bugün uuupuzun ve çok yoğun hislerle dolu bir gün oldu. Sabah yine horoz sesiyle uyanıp yine alarm çalana kadar kalkamadım yataktan. Alarmı yataktan biraz uzağa koyuyorum ki kapatmak için kalkmam gereksin. Gerçi bu taktiğin de işe yaramadığı, alarmı kapatıp yatağa geri döndüğüm çok oluyor. Ama 28günyoga sağolsun yataktan kalktıktan sonra dönmek aklıma bile gelmiyor.

Yogaya başlamadan dışarı çıkıp kısa bir süre doğacak olan güneşin ilk ışıklarını izledim, Tinka ile selamlaştım. Sonra içeri girip yogama başladım. Bugün sırada 2. prelüd vardı. 2. prelüd biraz daha rahat olduğundan, zihnim de biraz daha sakindi. Dünkü yazımı hatırlayıp, yapıp yapamadığıma takılmadan duvar destekli 8 Vajrastana yaptım. Kurmastana’da topukları öne alayım derken yine öne düşüp baştan başlamak zorunda kaldım. Öne katlanmaları üçer nefes yaptım nasıl olsa bu prelüd kısa diye. Güneşe selamlarda boynumdaki gerginliği hissedince Mayurasana’yı es geçtim. Oturmalı pozlar yine su gibi aktı. Arkasından bir de navasana serisini ekledim. Ordan şavasana ve ılınmalarla bitirdim. Yogamı yapıp güne başlamak gibisi yok!

Dün yazarken burda kalmışım, şimdi devam edeyim. Dedim ya dün bayağı uzun bir gün oldu. Yine sabah kahvelerimizi içtikten sonra işe koyulduk. İlk işimiz biraz can sıkıcıydı. Caroline’nin yaşlı köpeği Flossy için bahçede bir mezar kazdık. Flossy kanserdi ve artık neredeyse ayağa kalkamayacak kadar hastaydı. Hatta arada yere yığılıyor ve ayağa kalkamıyordu. Caroline da onu uyutmaya karar verdi 😦 Kazı işini bitirdikten sonra kahvaltı yaptık. O arada Flossy sanırım son bir kez yerinden zor bela kalkarak çişini yaptı. Hepimiz büyük bir buruklukla onun zorlukla yürüyüşünü izledik.

Kahvaltıdan sonra doğal havuzumuzu temizledik. Az iş değilmiş. Üç kişi birkaç saat boyunca tel fırçalarla yosun tutmuş duvarları fırçaladık. Bu sefer gerçekten Karate Kid olduk yani 🙂 Havuzun suyunu boşaltınca içinde kalmış bir kurbağacık da bu süre boyunca bizimle takılmak zorunda kaldı. Temizlerken konuştuk da başta annelerimiz olmak üzere bir çok insan bu havuzu kirli atfederdi ama aslında içinde en ufak bir kimyasal bile olmayan bu kurbağalı doğal havuz, tertemiz gözüken mavi fayanslı yüzme havuzlarından çok daha temiz. Neyin gerçekten temiz neyin kirli olduğu algısını kesinlikle bir sorgulamak lazım.

Havuzu pırıl pırıl yaptıktan sonra Burcu ile yemek pişirmeye koyulduk. Daha doğrusu o pişirdi, ben çıraklık yaptım. Bahçeden topladığımız patlıcanları közleyip sarımsaklı yoğurtlu patlıcan salatası yaptık. Yemeğimizi afiyetle yerken veteriner aradı. Bir 10 – 15 dakika sonra da geldi. Flossy’yi mezarının başına taşıyıp orda iğnesini yaptırdık. İğneden sonra Flossy’nin aramızdan ayrılması belki 2 dakika bile sürmedi. Acısız, sessiz bir şekilde gitti. Gerçekten zor bir andı. Flossy yaklaşık olarak 5 yaşındayken terkedilmiş ve Caroline de onu evlat edinmiş. 7 yıldır da beraberlermiş. En azından böyle bir günde burda olup Caroline’a destek olmuş olabilmek bizi biraz rahatlattı. Burcu ile Flossy’yi gömdük. Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaptım. Karmakarışık duygular. Bir yandan çok üzücü, karnımdan boğazıma kadar yükselen bütün gövdemde hissettiğim bir sızı, ama bir yandan da hayatın bu kadar net bir gerçeğinin içinde bizzat bulunmak beni hayatın içinde daha canlı daha gerçek bir yere koydu. Varlığımı, canımı, bu dünyadaki yerimi çok belirgin bir şekilde hissettirdi bu deneyim bana.

Akşamüstü ise buraya gelmemizde büyük bir rolü olan Andrew ve eşi David’i ziyarete gittik. Andrew ile Zeynep Aksoy’un hocalık eğitiminde tanışmıştım. Şans eseri kendisi o arada İstanbul’da olduğu için eğitime birkaç saatliğine misafir hoca olarak katılmış ve bize bu bölgedeki permakültür projesinden bahsetmişti. Ben de hem İspanya’yı çok sevdiğimden hem de permakültür ile ilgilendiğimden hemen sormuştum gönüllü kabul edip etmediklerini. Sonrasında birkaç sefer yazışmamıza rağmen bir türlü ortak zaman ayarlayamadık ve bu sefer onlar müsait olmadığından bizi Caroline ile bağlantıya geçirdiler. Hem Andrew hem David yıllarca Türkiye’de yaşadıklarından ikisi de çok güzel Türkçe konuşuyorlar. Beraber çok keyifli vakit geçirdik. Andrew bize permakültür prensipleriyle tasarladıkları toprakları gezdirdi ve projelerinden bahsetti. Ağzım açık, hayranlıkla dinledim. Çok güzel, çok ilham ve umut verici bir şey yapıyorlar. Özenmedim desem yalan olur. Hem de bayağı özendim. Ama aynı zamanda böyle insanlarla bir araya gelebildiğim, onlardan ilham ve güç alabildiğim ve başka bir hayatın ve belki dünyanın mümkün olduğunu görebildiğim için kendimi çok şanslı hissettim. Andrew ve David’in de cesaretlendirmesiyle eve dönerken çoktan Ispanya’ya taşınma ve doğayla daha içiçe bir hayat kurma hayallerine dalmıştım bile. Neyse ki yalnız da değilmişim 🙂

Burdaki son akşamımız olduğundan eve gelince Caroline ile beraber birer kadeh şarap içtik, bir nevi veda niyetine.

Bu uzun yazıdan sonra size Flossy’nin bir fotoğrafıyla veda edeyim.

Beste I – Gün 4” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s