fatma II – gün 6

Bu beş saatlik uykular nasıl oluyor da yetiyor bana anlamıyorum. Nong Khai’da da böyle oluyor hep, bakmışım koca ay günde beş saatlik uykuyla geçmiş; yorgun morgun da değilim. Belki de yoga düzenimi sürdürmeme izin verecek düzenli bir işim olsa beş saatlik uyku rutinim olacak. Dün yine gece yarısı olmuştu yatağa yattığımda. Beşte çalan saate, dürtülmek suretiyle uyandırıldım. Yatmadan evvel kendi kendime demiştim ki: tamam, saati kuracağım ama eğer uyanmakta zorlanırsam, uykuya doymadığımı hissedersem de kendime şu anda verdiğim” uyumaya devam etme” iznini hatırlayacağım. Çünkü yakında iş başladığında, o boş günlerde neden uyumadım diye pişmanlık duymama sebep olabilecek bir yoğunluğun içine düşme ihtimalim var.

 

Kulağımda kulaklıkla uyumaya alışık olduğum için duymamışım saati. Bir kere gözümü açtıktan sonra baktım uyanmaya hevesliyim hiç oyalanmadan yataktan kalktım ve yogaya koyuldum. Şu sıralar en hoşuma giden şey uddiyana bandalarda rahatlamaya başlamış olmam. Kurslarımız esnasında Defne hoca ya da Pınar bize uddiyanayı gösterdikleri vakit ne yalan söyleyeyim hafiften gıcık oluyor, içten içe ya galiba bunlar analarından uddiyanalarıyla doğmuşlar, bana boğuluyormuşum hissi veren bir pozisyonda bu kadar rahat ve uzun süre kalmalarının başka bir açıklaması olamaz diye isyan ediyordum. Hele o tut bırak ,tut bırak; dinamik uddiyana… Sağolsun uddiyana! Sayesinde Şirince’de öfkemi ve isyanım doya doya yaşadım. Bir kaç gündür ise anlıyorum ki Defne hocanın yumuşacık sesiyle söylediği uddiyana aslında yumuşacık bir şeydir sözleri o an kulağıma sırf beni sinir etmek için söyleniyorlarmış gibi gelmiş olsalar da aslında ucundan tatmaya başladığım bu hissi haber vermek için çıkmışlar canım hocamın ağzından. Bunlar işin şakası elbet, dedigim gibi; udhiyanalarda yumuşak bir yere varmanın mutluluğunu yaşıyorum.

 

Dün ikinci prelüd yaptığımdan bugün birinci prelüd yaptım, yaparken de düşündüm bir ara; acaba ileri sınıfların lineer, sirküler ayrımı gibi bizim prelüdlerden de haftanın günlerine göre tercih etmemiz gerekenler olabilir mi? Fakat bu öyle köstebeklikle öğrenebileceğim bir cevap değil. Ya kurs başlayınca hocama sorabilirim, ya da belki Malka hocaya. Hocama sorarsam tabi o önce bana soracaktır diye düşünüyorum; Sence? Hangisinde sirkülerler hareketler yoğun, hangisinde lineerler. Bu onun sevdiğim bir özelliği. Soruyu ilk kendine sor, cevabını içeride ara, içindeki öğretmen ile temas et diyor sanki. Ezbercilikten kaç, kendi sorumluluğunu al! Bu sabah hangi bacağımı üste koyacağımı düşünürken Pınar’ın yazısını hatırlayıp ona da sessiz bir şükran sundum; sayesinde ne çok şey öğreniyorum, ne güzel örnek oluyor bana. Ayrıca şükranlar sunulmakla bitecek gibi de değil; her arkadaşımın yazını neredeyse ailevi bir yakınlık duyarak, içim giderek okuyor, hepimiz gibi ben de her yazıda kendimden çok şey buluyorum. Cesaretlerine, zarafetlerine, dürüstlüklerine, zekalarına, komikliklerine hayran oluyorum. Hepimizin dertleri ortak, insanız eninde sonunda. Yoga bize bütüne göz atma fırsatını verdiğinden o dertlerin dermanlarını da biliyoruz hepimiz bence ama o dermanlara başka başka yollardan yürüyoruz ve o yolları, yolculukları okumak çok güzel.

 

Okumak güzel de yazmak değil mi? Şirince’de sondan önceki gün çimenlerin üzerinde oturup havadan sudan ve Yaz Sıcağı’ndan konuştuğumuz o öğleden sonra, hocama Yeni kitabı yazmakla ilgili baskı hissediyor musunuz? gibi şimdi bana anlamsız gelen, o vakit de ağzımdan çıkar çıkmaz pişman olduğum bir soru sormuştum da, O da bana Neden baskı hisedeyim? Heyecan duyuyorum demişti. Evet, gerçekten ne heyecanlı, insanı ne kadar mutlu edebilen bir şeymiş yazmak. Şimdi anlıyorum. Buraya yazmak beni bu kadar mutlu ediyorsa, tamamen kurmaca bir dünyayı ilmek ilmek dokumak, Melike’ye, Panayota’ya, aşkım Avinaş’cığıma ve bir çırpıda adı aklıma gelmeyen bütün o roman kişilerine can vermek ne büyük bir mutluluk ne engin bir tatmin –ve tabi ne uzun ve heyecanlı bir emek, olmalı. Gerginliği nereden çıkarmışım : )

 

Gerginliği nerden çıkardığımı biliyorum tabiki. Gerginlik, endişe…bunlar benim vata zihnimin en işlek yolları. Bir yere mi gidilecek, ben tek yolun o gerginlik/endişe kapısından geçilerek gidilen olduğunu sanıyorum. Daha evvel de yazdım; şu aralar başka yollar, kapılar görüp alışkanlığımı/bağımlılığımı değiştirmek için çaba gösteriyorum.

 

Yoga Felsefesi toplantıları olmuştu geçen yıl. Beş hafta boyunca çok şeyler anlattı Defne hoca ama benim burada anlatmam olmaz. Bir daha düzenlenir de vakit ayırabilirseniz mutlaka katılın derim. İşte o toplantılardan birinde insanın kendini ifade kanalını bulduğunda, varlığının anlam kazandığından bahsetmiştik. Bir aydır ben varlığımı daha anlamlı hissediyor, bedenim dediğim kabuğun içine daha sevecen, daha güvenli yerleştiğimi duyumsuyorum.

 

Bugün biraz romantik oldu böyle, artık idare edin. Ay bu gece ilk köşeyi dönmeye iyice yaklaşmış olacak. Telefonumda ay halimi takip ettiğim uygulama da bu sabah “flowers are blooming”” diye haber verdi zaten: içimde eflatun çiçekler açıyor bu günlerde… Yarın ikinci sınıflar olarak asistanımız Banu’nun önderliğinde Yeşil evimizde buluşacağız. Yazıları ile bende kendilerine sarılmak isteği uyandıran canım sınıf arkadaşlarımın sıkıca kucaklayacağım -kucaklanmaktan pek hazzetmeyeceğini hissettiklerim de var aslında. Sakin mi olsam?  Her halükarda yarın bu çiçekler iyi bir sulanmış olacaklar, sevgi pıtırcıklığında sınır tanımayabilirim, demedi demeyin 🙂

fatma II – gün 6” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s