DefneII_Kırmızı Çadır_3

6b985adf-8315-4be0-93c6-162ee9da7d36

Kırmızı çadırda sabahlar Foto: Gülçin Özsoy

 

Sevgili ahali,

Üç gündür ben kırmızı çadırdayım. Kırmızı çadır da ne derseniz, regl olan kadınların  toplanma alanı diyebilirim.

Derslerde regl olan kadınlar hareket yapmadıkları için arkada oturup, serilere dikkatleri ile iştirak ediyorlar. Onların oturdukları alana kırmızı çadır diyoruz. Ders yoksa evde yan gelip yatıyorlar.

İşte ben üç gündür yan gelip yatanlardandım. Geç kalkıyorum. (Geç derken 5:30 yerine 7:00de, yani yanlış anlaşılıp cesaret alınmasın!) Kalkınca kahveye gidiyorum. Telefonumu yine de açmıyorum. Gözlerim zaten ilk kahveden önce açılmaz benim. İlk yudumu alırken, telefonu değil, okuduğum romanın (Gözyaşı Konağı_Şebnem İşigüzel) kapağını açıyorum. Oh! Gel keyfim gel.

Bu aralar canım hiç telefonumu açmak istemiyor, akşama kadar  kapalı tutabilirim. Sosyal medya orucunun etkisi bu. Yetmedi yani FaceBook’dan, instagram’dan çekilmek. Şimdi telefondan kopma istediği geldi. Whatsapp batıyor. Bu da bence şundan oluyor: Burası dünyanın arka tarafı ya… Yani ben uyandığımda siz çoktan günü bitirmiş, akşama giriyorsunuz. Ve bütün gün yazılmış mesajlar (yüzlerce!) telefonu açtığım anda yağmur gibi yağıyor. O kadar çok ding ding ding ediyor ki sabah sessizliğinde kahvede oturanlardan utanıyorum, hemen sesini kısıyorum. Sonra cevap yazma stresi basıyor.

Uzatmayayım. Regl oldum. Bugün üçüncü günü. Yoga yapmadığım için yazı ilhamı da kaçtı. Bunlar hep elele gidiyor. Eski ben’e, vritti idaresidenki dar nüshama (Gülbahar’ın diliyle konuşacak olursak) çekildim. Gerçi niyetlerim doğrultusunda her gün yeni romanıma 500 kelime eklemeyi sürdürdüm. Hatta kimi günler bu sayı 600, 700lere bile ulaştı. (Yogalı sabahların devamında 1000 sözcük doğurduğum oldu) Her neyse o kısım iyi gidiyor ama sanki bir günde yazacağım kelimelerin bir üst sınırı varmış gibi 600-700 kelime tamamlanınca pilim bitiyor, bu sefer bilgisayar ekranına bakmak istemiyorum. O zaman kahveden çıkıyorum, bisikletle dolanıyorum, eve gidiyorum. Evde kocam var ve İstanbul’dan Gülçin geldi. Onlarla muhabbet başlayınca yeni bir kafaya giriyorum. Sosyal kafa. Sosyal kafadan yeniden yazıya geçiş yogalı günlerde mümkün, yogasızlarda değil.

Regl sırasında yoga yapmak/yapmamak konusunda ben çok yazdım çizdim ama burada çok kısaca neden yapılmadığını hatırlatmak istiyorum. Elif (@elifbalcik) bir yazısında adet döneminde yoga yapılmaması hakkında demiş ki “Kesin kurallara bir direniş oluyor içimde bazen, burada da hissediyorum o direnişi”.

Hemen şunu belirteyim: Bu bir kesin kural değil. Kural bile değil. Hatha Yoga’nın tüm sistemlerince benimsenen ahimsa yani şiddetsizlik ilkesinin uygulama alanlarından biri. Adet kanı aşağı inmek ister, yoga enerjiyi yukarı çeker. Bu iki enerjiyi tokuşturmak vücuda şiddet uygulamaktır. (Aslında şiddet uygulamak kelimesinden hiç hoşlanmıyorum. Adam karısını öldüresiye dövüyor, adı şiddet uyguladı oluyor. Fazla steril geliyor) Yogada da canım öyle istiyor, ya da bana bir şey olmuyor ki, ya da ben hep yapıyorum hiç de bir şey olmadı bugüne kadar demek bu şiddetin türevleri.

Ahimsa  ilkesi çok kişinin sandığı gibi et yemeği bırakmakla değil, doğanın ve vücudun ritmini, ahengini duymak ve ona saygı göstermekle yerine getirilen bir ilke.

Ayrıca adet kanaması sırasında yoga yapmamak terli terli soğuk su içmemek, ya da yine terli terli cereyanda durmamak veya karnını sıcak başını serin tutmak gibi atalarımız hassas kadınların zaten bildikleri ama modern çağda unuttuğumuz günlük hayat bilgeliklerinden birisi. Kadınların regl dönemlerinde namazdan, camiden, tapınaklardan uzak durmaları da toprağa dönen kanın ulvi olanınetki alanından çıkartma gayreti. Sanıldığı (veya sonradan dönüştüğü üzere) ataerkil bir ayrımcılık değil, kadınlık ahengini bozmamak adına kadınlar tarafından alınmış organik bir karar.

Ben yarın sabah tekrar yogama dönüyorum diye çok mutluyum. Yogasız geçen günler sevdiğim, özlediğim günler değil benim. Yogaya başladığım o mübarek 20 Şubat (2003) gününden beri de uyanıp yoga yapmamayı seçtiğim sabahların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Sonrasında derse gideceksem bile ben sabah kısacık bir kendi yogamı yaparım. O, benim benimle buluştuğum çok özel bir zamandır çünkü. Hangi ders verebilir bana o anı? Ben başkalarının huzurunda kendimi bir türlü “tastamam” kendim gibi hissedemem çünkü.

Geçenlerde annem, teyzem, kuzinim, yeğen, enişte sürü sepet hep beraber bir şeyler yaptık. Ben bir ara o kadar bunaldım ki bizim bey’in kulağına eğilip “anxiety” düzeyimin kırmızıya vurduğunu söyledim. O da beni sakinleştirdi filan sağolsun. Sonra arabaya bindik, ikimiz kalmıştık. Şimdi ne düzeyde iç anxiety diye sordu. Ben de dedim, şimdi sarıya indi. A, ne zaman yeşil olacak, dedi. Kendi başıma kaldığımda dedim.

Evet, bu da benimle ilgili bir gerçek. En sevdiğim, yanında kendini en iyi, en rahat hissettiğim insanın huzurunda bile ben için için bir tansiyon hissediyorum. Belki tek çocukluktan gelen bir şey. Belki de içe dönük mizaçların şarj olmak için tek başına kalmaları gerektiğinden. Genetik olmadığı kesin, çünkü annem tek başına kaldığında içindeki gerilim kırmızı alarm düzeyine çıkıyor. Onun derhal birileriyle buluşması gerekiyor. Bir ihtimal babamdan yadigar.

İşte böyle sevgili sangacığım. Yarın ben de matlar üzerinde, aranızda yer alacağım. O vakte kadar kalın sağlıcakla.

Ha, lütfen vücudun ahengine dikkat edin. Sıcakları da hafife almayın. Gün doğmadan yogayı tamamlamaya gayret edin. Bunu ister Pranamız… Sonra uyursunuz.

Sizi seven Defne Hocanız.

Hamiş: Ben de bir şarkı çalayım size madem. Günaydın!

 

 

 

 

DefneII_Kırmızı Çadır_3” üzerine 7 yorum

  1. Beste dedi ki:

    Ben de az önce, yalnız kalınca kırmızıya çıkan gerilim düzeyimden ve yogayla gelen değişimden bahsetmiştim. Yogaya bağlanmamın en büyük nedeni 🙂

    Liked by 1 kişi

  2. Beste dedi ki:

    Ben de sizinkini okuyunca şaşırdım, çünkü yazmadan sizin yazınızı okuyacaktım ama dedim hadi hiçbir şeyden etkilenmeden önce bir kendi içimdekileri dökeyim :))

    Liked by 1 kişi

  3. basakcevik dedi ki:

    Çoklu ortamlarda kırmızı alarm ben de de oluyor, mizaç ve tek çocuk olmamla da ilgisi olmalı. ve ben de kabullendim bu halimi. 35 sonrası bazı yönleriyle daha kolay barışıyor insan.

    Liked by 1 kişi

  4. pinarkavak dedi ki:

    Merhaba Defne hocam (aslında hiç öğrenciniz olma fırsatım olmadı),
    Dayanamadım, uzun zamandır kafamı kurcalayan bu soruyu hazır bahsi geçmişken sormak istiyorum. “Gün doğmadan yogayı tamamlamaya gayret edin. Bunu ister Pranamız… Sonra uyursunuz.” Gerçekten uyuyabilir miyiz? Ben tüm bu yazılanlardan güne güneş doğmadan yogayla başlayıp canlanmış bir şekilde devam etmemiz gerektiğini çıkarmıştım. “Sonra uyursunuz” un belli bir aralığı var mı? Örneğin 5:30’da kalkıp yoga yapıp hemen uyusak olur mu ki? Yoksa o harekete geçmiş enerjiyi değerlendirip öglene doğru mu uyusak daha iyi? Kuralların çok esnek ve kişiye özel ayarlanabilir olduğunu biliyorum ama en ideali hangisi, merakım bu. Çok teşekkür ederim…

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s