Beste I – Gün 12

Sevgili sanga,

Hiçbir fikrim yok ne yazsam. İki dakika olmadı yogamı bitireli. Geçtim hemen bilgisayarın karşısına. Hem de yazacak hiçbir şey yokken aklımda. Meraktan oturdum galiba yazmaya. Aklımda hiçbir şey yokken ne çıkacak acaba? Düşünüp de yazmak istemiyorum. Dün ne yaptım, yoga çalışmamda neler yaptım, bir şeyleri hatırlamaya çalışmak istemiyorum şu anda.

Bir ara ama kısa bir ara bir yazma pratiği yapmıştım. Hiç durmadan yazıyorsun, aklına ne gelirse. Kalemle yapmıştım o zaman. Tek kural var o da kaleminden sürekli bir şeyler çıkacak. İstersen 20 defa “aklıma hiçbir şey gelmiyor” yaz. Ben de biraz ona benzesin istedim sanırım bugünkü günlüğümü. Günlük demişken, biraz önce şöyle bir düşünce geçti aklıma. Acaba buraya yazacağıma kendi kendime mi yazsam. O zaman belki daha rahat yazarım. Ama öyle olunca da sürekliliği sağlayamıyorum. Hem de belli şeylere takılıp kalıyorum sanki. Dün demiştim ya hani bazen dışardan bir bakmak gerekiyor kendine. Buraya yazmak da bende biraz öyle bir hal yaratıyor sanırım. Yani bir yandan içimdekileri dökerken, ara ara da şöyle bir durup uzaktan bakıyorum. Yazdıklarıma değil de içime, kendime öyle bir uzaktan bakıyorum sanki. Belki de işte o belli bir yargıya varmadan gözlemleme pratiğini yapabiliyorum böylece.

Durdum, pencereden dışarıyı izledim biraz. Penceremden yeşili ve maviyi görebiliyorum. Şükürler olsun. Şükretmeyi kötü bir şey sanardım. “Şükürcü bu millet” diye şikayet edilirdi. Şükürcü olmamak gerekirdi. Şükürcü olmak, kandırılmak gibi bir şeydi. Bu sistemin sana ve başkalarına dayattıklarını, yaptıklarını görmezden gelmek, kabullenmek demekti şükretmek. Sömürülmeyi, aç bırakılmayı, şiddeti, ayrımcılığı, haksızlığa uğramayı, özgürlüklerinin kısıtlanmasını sineye çekmek demekti. Daha fazlasını istememek, sana reva görülenle yetinmek demekti. O yüzden de şükretmemek, kabullenmemek gerekirdi. Çünkü ancak o zaman hakkını arayabilir, bir şeyleri değiştirebilirdin. Şükürcüysen baştan kaybettin demekti.

BZZZZZT!!! Ya siyah ya beyaz, ya hep ya hiç. Yok mu bunun ortası? Yani birini yapmak diğerinden tamamen vazgeçmek mi olmalı? Hem şükredip hem de değiştirmek için bir şeyler yapamaz mıyız? Yapabiliyormuşuz. Hem şükredip hem de çaba sarfedilebiliyormuş. Her şey bu kadar da siyah beyaz olmak zorunda değilmiş. Yani elinde olanları yok saymak, bardağın boş tarafını görüp sürekli onu doldurmaya çalışmak gerekmiyormuş.

Yogada da yaptığımız ya. Bir yandan şükrediyoruz ama bir yandan da çabaya devam ediyoruz. Buraya kadar tamam ama tastamam olma meselesi bende hala pek tamam değil. Hala şu sorular yankılanıyor kafamda. Ben şimdi bu halimle tastamamsam, hala ne için çaba gösteriyorum? Şu anda, şu dakikada tastamamım da, çaba göstermezsem, dönüşmezsem yarın ya da öbür gün de tastamam olacak mıyım? Olacaksam neden uğraşıp duruyorum? Ya da dün, önceki gün uğraşmamış olsaydım bugün yine de tastamam olacak mıydım?

Burda bırakıyorum ki belki düşüncelerinizi paylaşmak istersiniz 🙂

Beste I – Gün 12” üzerine 5 yorum

  1. aylinparmaksiz dedi ki:

    Bana da “Tastamam” hissi sanki hissedilmeyi bekleyen anlardan ibaret. Hepimizin içinde bu his var sadece bazı anlarda yaşamın kabuğundan çıkıp bu tastamam hissiyle başbaşa kalıyoruz. Ben mesela oğlumu ilk kucağıma aldığımda tastamam hissetmiştim, annemin gözlerine bakınca da bu hissi hissediyorum, dut ağacının tepesinden küçük dünyama bakarken de -içimdeki kara deliğe rağmen- “tastamam” hissediyordum…Ama mesela şuan yeşille mavinin buluştuğu muhteşem bir yerdeyim! Yanımda sevdiklerim var. Yüreğim ve zihnim öyle yorgun ki! Kendimi yarım hissediyorum, ama biliyorum ki bu his de benim. Tüm duygular gibi yaşanmayı bekliyor…sevgiler🌼

    Liked by 2 people

  2. melikedeni dedi ki:

    Düşünmeden yazdım demişsin Bestecim ama beni en çok düşündüren yazı olmuş 🙂
    Ben de bunun benzerini ‘teslimiyet’ duygusuyla ilgili hissediyorum. Ne kadar benziyorlar emin değilim, yüksek sesle düşünüyorum şimdi 🙂
    Şükürde eğer geçmiş yada şimdiden memnun olma hali varsa, teslimiyet duygusunda da gelecekten memnun olma hali var sanki. Artık inandığın neyse sana iyi davranacak, bunu bil ve bu bilgiyle işte, kendini güvende hissedebilirsin. Burada da çabaya gerek kalmıyor gibi; sen inan, güven, çabalamasan da korunacaksın, hayat sana iyi davranacak.
    Yazarken farkettim, bu tanımlara iyi-kötü sıfatlarını getirdiğimiz zaman aslında böyle karışık, yukarda yaptığım gibi yüzeysel bir hal alıyor. iyi-kötü kavramları boş aslında.. Burada ki mindfullculardan öğrendiğim, sevdiğim 2 deyiş var. Biri ’as-is’ diğeri de ‘it cannot be otherwise’! As-is olma hali zaten iyi-kötü indirgemeciliğini ortadan kaldırıyor. ‘It cannot be otherwise’ ise birseyin olma koşulunun bildiğimiz ve bilmediğimiz, kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz 1000’lerce şarta bağlı olduğunu, eğer gerçekleşen bir durum varsa başka türlüsü olamayacağı için öyle olduğunu söylüyor. Bilmem anlatabildim mi? 🙂
    Tastamam hissetmekle ilgili olarakta: tam şu anda, olduğun gibisin: as-is (tastamam kelimesinde de sanki bir pozitif anlam var, o yüzden kullanmadım) ve çabalamak istemen veya istememen 1000lerce koşula bağlı ve bunlardan herhangi biri gerçekleştiğinde, başka türlüsü gerçekleşemeyeceği için bu gerçekleşti işte. yani aslında o as-is olma halini etkilemedi, yada etkiledi demeliyim, yeni bir as-is hali yarattı çünkü. ama işte öncekinden daha iyi-kötü gibi algılamamak gerekiyor bunu..
    üfff benim de kafam karıştı yazarken 🙂 yüzyüze konuşalım, beraber anlayalım şekerim 🙂

    Liked by 4 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s