Gül II Gün7 Küpeli yazı.

Sabah çok zordu, Şafak Uysal’la ara ara felsefik kafalara gireriz, onunla bir zaman önce tembellik, geciktirme, kediler üzerine derin bir sohbete dalmıştık, bu sabah da erken kalktığımı bildiği için ölen kedisi hakkında yaşadıklarını anlatan mesaj yazmış. okudum da bir türlü elim cevaba gidemedi. Aklım da mesajında okuduğum ölüm üzerine hissettiklerimiz boşa çıkarırcasına kısa devre yaptı, benden önce fırladı da boş kabının önünde bekliyor sandım, fırladım, koridorda zınk diye durdum, sonra, zırlamalar falan işte. Evde pratik yapmak imkansız, o belli oldu, her tukırtıyı çıkaran Muji sanıyorum. Bir saat evde darlandıktan sonra Nişantaşı şalaya gitmek için pılımı pırtımı toplayıp çıktım. Salona girince hafifledim, mysore verecek olan Saadet’in gelişime şaşırmış gülümseyen bakışı, Rana’yla çaktırmadan selamlaşma, Beate, Seçkin de orada, Canan da geldi. Dost ortam, ohhh. Bir kaç yoga sisteminde içeri girer  soyunma odasında da biriyle karşılaşmazsan, bazen bir kaç pozla ilgili bir iki kelime dışında kimseyle konuşmaz,sessizce pratiğini bitirip gidersin. Senin gibi pratik yapanların yüzlerini bedenlerini yolda görsen tanırsın da adlarını bilmezsin.

Saadet’e son pozumu, hangi pozdan neden ikinci seriye geçtiğimi izah ettim, o da seriyi bu şekilde yapmamı kabul etti, iki gündür Şenol hoca da hatırlattığı için pozları vinyasasıyla birlikte sayıyorum.( ay anlatması uzun, bir de şimdi yalan yanlış izah etmeyeyim, merak ediyorsanız, Canan’a Saadet’e, Şenol’a sorarsınız). Sayarken, pek meditatif giderken gözüm Saadet’in küpesine takıldı. Onu alırken ne çile çektirmişti bana, neredeyse birbirinin aynısı iki küpe arasında milyon kere karar değiştirdi, her birinde de bana sordu, cılkımı çıkardı, bir süre sonra ikisine de “bu daha yakıştı”demeye başladım. Ötekisi daha mı güzeldi ne? Pratik sırasında varsın dikkatim bir küpe yüzünden bozulsun, tatlı anılara itirazım yok. Saadet’in ne kadar güçlü olduğunu unutmuşum, suptakurmasanada sımsıkı paketleyiverdi, kaputasana da  nasıl kalkmayı öğreneceğimle ilgili bir iki poz gösterdi. Şenol “pozu geldiği gibi yap ki, zamanla yardım almadan da yapabil” diyordu, bense kendimi Saadet’e poza sokturuyordum, banane, banane, ben bugünlerde çok üzgünüm bir kere, arkadaşım yardım etmiş, çok mu yani.

“Tapas sadece  bir yemek ismi değidir”, bir keresinde dersimi böyle açmıştım. Yogadaki bu kavramı “Gönüllü zorunluluk” diye berbat bir şekilde türkçeye çevireyim. Amacım o derste öğrencilerin bir omurgalarının olduğunu ve yapılan hareketlere o ne kadar izin verirse o kadar açılmayı anlatmak istiyordum, geride kalmanın çabası gibi yani. Hepsi bu gönüllü eylem haline katıldı, trikonasana elleri yere gelmiyordu, bir çok pozda yapageldiklerinin çok gerisine çekilmeyi başardılar, omurgaları da bayram etti tabi. Şimdi tapas tapas olalı başına gelmemişi getireceğim, kuyruğu dik tutmaktan bahsediyordum ya, bırakıvermeyi onun içine tıkacağım. Sinem Er telefonda diyordu ki “bırak Gül Ana’lığı, kontrol edemeyeceğin şeyler için hırpalanıp durma, kuyrugu dik tutmak zorunda değilsin, ardarda bir dolu zor şey geldi, yaran var kanıyor, bir şey yok, hallederim diyeceğine kanamasına izin versen?, “. Yani geri adım atıp, çabayla bende olanı görmezden gelmeyeceğim. Bugün benim için tapas bu.

Yazılar da arkadaşlarımdan bahsetmeye bayılıyorum, o kadar yakın, kıçkıça olmasak da, birbirimizin hayatında kıymetli izler bırakıyoruz. Adları geçmese olmaz.

Paylaştığım fotoğraftakiler Hindistan’da bir arada olduğumuz Türk astangiler. Sağda Merve, fotoğrafı çeken Deniz ve belli belirsiz küpesi gözüken de Saadet… Evet küpe küpe dediğimde şakır şakır bir şey sanmıştınız değil mi?

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s