GÜL II 8/9 Kalır mısın, gider misin?

 

 

Bugün durmak zorundayım, kamp, ardından şalaya gitmeler derken ara vermeden yoga yaptığımı  sonunda bedenim bana hatırlattı. Yedinci günü aşıyordum ki, bir asana daha devam edemeyeceğim yere geldim. Ay gününe yaklaşırken nefesi yumuşatıp, derimin üzerindeki kısa devre yapmak üzere olan elektiriği boşaltacak yastıklara, bloklara kendimi bırakacağım. Bu blok yazıları iyi de, ben “ben,ben” demekten pek memnun değilim, “iyi anladık sen de senmişssin yani”ye az kaldı. Dün bana gelen 28.gün yoga’ın yazarlarında Fatma’yla karakter yaratmak hakkında konuşuyorduk, bilgisayarda birşey ararken önüme çıktı.

Bir süredir tekrar kaleme almak zorunda olduğum bir hikeye için notlar tutuyorum. Oradaki kız Esma için girizgah niyetine bazı paragraflar yazmışım. Onlardan biri şöyle başlıyor:

“Ortaokulda din dersinden ikmale kaldım, bir de güvenlikten, Apoletleri doğru bilmek önemliydi. Derslere subaylar girerdi. O derslerden ikmale kalmak için özel bir çaba sarfetmiş olmalıyım, geçmek için harcayacağım çaba on dakika evde çalışmaksa kalmak için her derste hocaya ters gitmek, havalar bakmak, sıkıldığını belli etmek nereden baksanız on saatimi almıştır.

Eve gürültüyle giren ama değmeyen bir çocuktum. Varlığım aniden çarpan bir kapının gürültüsü kadardı. Önlemi alındığında unutulan ayrıntılardan. Penceredeki o çocuklardan ne zaman oldum herhalde beş yaşına kadar gidiyor, bahçeye inen ilk kuşu ben görürdüm. Sabahı pencerede dışarı bakarak bekleyenlerdendim. Şehirlerarası otobüslerin bir an durup yolcu indirdikleri o anda hep ben olurdum pencerede, sonra gelsin bütün gün inenin hangi evde yaşadığı, nerden geldiği hayalleri… Bir gün bir üniversiteli olduğunu düşündüğüm sömestr tatilinde evine dönen bir kız indi, bütün gece saçlarına yapışmış gibi, iner inmez başını eğip saçlarını havalandırdı. Kalbim yerinden oynadı, ilerdeki bir zamanın ben haliydi o, bende inecektim öyle otobüslerden, birden savuracaktım saçlarımı, varacak mıydım, uzaklaşacak mıydım ama muhakkak gidecektim. Saçlarım hiç o kız gibi gür olmadı ama, gün geldi bir üç hafta, bana yolumu buldurdu, sonra hep gittim, hayallerimde gittim, arabarla gittim, uçaklarla gittim.”

Bu paragraf  hikayede kullanılmayacak olanı, karakter bana yön versin diye, benimle konuştukları… Kullanılacak tek satır var, o da “ikmale kaldım” kısmı. Bu ikmal, ilk kez deniz tatili yapacakken ailenin planlarını altüst ediyor. Mahallecek gidilecek bu tatil bir tembel yüzünden bozulamaz. Biraz da ceza olsun Esma X şehrine, babanın arkadaşlarına gönderilecek. İki ailede üç hafta kalacak, bu sırada da sınavlara hazırlanacak. Çok sıradan, sıkıcı, ağaçların zor bittiği o çorak şehirde üç hafta… Ama ailenin bilmediği, fark etmediği bu iki ailenin iki ayrı mezhepten olmalarının yaratacağı çelişkiden bir masal aleminin doğacağı. Neyse ki bu iki aileninde yazın gittikleri, yeşillikli köyleri var, bu köyde, Esma’nın ilk gittiği aile onu bir yere götürüyor, oraya çocuklara masal anlatan bir adam geliyor, Leyla ile Mecnun’u anlatıyor. Büyükler de kapının dışında dinliyorlar, çünkü öncelik çocukların, Esma mest, nasıl bir dünya bu. Üstüne bir de cem izliyor, anneannesinin goblen yastıklarıda işli turnalar, şimdi insan bedeninde birbirleriyle dönüyorlar, saz çalınıyor, kollar açılıyor, kadınlar erkekler turna olmuş uçuyor. Esma diğer eve döndüğünde ballandıra ballandıra, neyin ne olduğunu pek de kavramamış olarak anlatıyor, o anlattıkça evin babasının yüzü sararmaya başlıyor. Kız onlara emanetken, kızılbaş olup çıkacak. Bir karar verip, evinin ahşap merdivenlerine kızı ve kendi çocuklarını oturtup peygamberin hikayelerini anlatmaya başlıyor. Daha önce hiç hikaye anlatmadığı için tutuk, oğulları babalarını hiç öyle görmedikleri için şaşkın… Bir hafta boyunca çocuklar ve karısı, her gece yatmadan önce üst kata çıkan o merdivenlerde oturup Kur’an’ı masal olarak dinliyorlar. Çocuklar, Esma, babaya hayran, hikayelerdeki kahramanları anlatıcının yüzüne oturtuyorlar, kocasına çok aşık Selime de bir kez daha aşık oluyor kocasına.

Esma zamanı dolunca geri dönüyor, sınavlardan geçiyor ama artık taşa kulağını yaslayıp hikayeler dinleyeceğini biliyor. O yolcu artık.

Yıllar sonra bu üç haftayı senaryolaştırıyor. İlk metnin görsellikte karşılığını bulmayı ona kamera direktörü Haneke’yle çalışan, şimdi Oscar Akademi kalıcı jürisi Jürgen Jürges öğretiyor. Filmin son karesi kızın eve dönüş sahnesi, araba çekimi yapılacak. Jürgen soruyor “kamera nerede olsun, seyirci seninle şehirden ayrılsın mı, yoksa şehir uzaklaşan arabanın ardından mı baksın?” Esma seçimini yaptı, Jürgen’de öyle çekti. Peki siz olsanız kamerayı nereye koymasını isterdiniz?

GÜL II 8/9 Kalır mısın, gider misin?” üzerine 4 yorum

  1. yogayesh dedi ki:

    Bir yanım, uzaklara doğru giden tıngırtılı bir otobüsün ardındaki toza doğru meylediyor, diğer yanım ise başını cama yaslayan kızın profiline odaklanan kameranın, otobüsün hareket etmesiyle arkada kayan kalanların görüntüsüne. Dilemmadayım Hocam. Nefis yazı.

    Beğen

  2. kemrasa dedi ki:

    Evde ‘değmeyen’, hep gitme hayali kuran birinin ait olduğu yerin şehir olduğunu düşünmek; bu nedenle aidiyet noktasını yani kamerayı şehirde tutup uzaklaşan arabanın ardında bakmak daha doğru gelirdi bana!
    Kemal

    Beğen

  3. Kalemtıraş dedi ki:

    Şehirden bakalım arabanın uzaklaşmasına…
    Esma hangi yıllarda okula gitmiş bilmiyorum ama ben okurken Milli Güvenlik dersi sadece lise 2de verilirdi. Orta okulda yoktu. Önemsiz bir ayrıntı olabilir tabii.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s