Tansel II – Ho ho hoo hover

Başlıktaki sözleri bilir misiniz sangha? Bir dönemin ünlü reklam jingle‘larından biridir. “Ho ho hoo Hover, süpürür döver!…” Bilenleriniz için melodisi de kulağına gelmiştir muhakkak. Hover marka elektrik süpürgesinin radyo reklamlarında kullanılırdı, tv versiyonunu da görmüştüm. Konumuzla ilgisi nedir diye merak ediyorsunuz haklı olarak. İstatistiklerden takip ettim, blog’taki yazılarımın okunma oranı çok yüksek olduğu için gelen ürün yerleştirme tekliflerine kayıtsız kalamadım, o bakımdan. Sebeb-i zevzekliğimin konusu o değil tabii ki, başıma gelen hadiseyi aktarmadan önce aklıma gelen başlıkla bağlantılı bir giriş yapmak. Bu arada ilk kez önce başlık sonra yazı oldu, daha önceleri tersi oluyordu. Bakalım nasıl bağlanacak bu girizgah.

Geçen hafta genellikle alışveriş merkezlerinde daha sık rastladığım, şu meşhur “ginger” mantığı ile çalışan, ama onun sopasızı olan, iki ayağınla yönlendirebildiğin cihazlardan birine denk geldim. Ve sanırım oldukça içten, “bak işte bu aleti kullanmayı gerçekten denemek isterim” dedim yanımdaki arkadaşlarıma. Bir iki gün sonrasında hafta sonu için abimlere ziyarete gittiğimizde ise beni bir sürpriz bekliyordu; hoverboard tabir edilen o cihaz. Yeğenime alınmış ve kullanılıyor. “Aha!” dedim bu kadar olur. İç konuşma “ne dilediğine dikkat et” diye yapıştırdı nitekim. Neyse biraz izledim, biraz tarif aldım, şöyle bir üzerine tek ayağımı koydum ki, ayağımın altında bir huysuz at, kendi başına buyruk bir güç hissettim. El kol tutarak üzerine çıktım, baktım ı ıh öyle pek mümkün görünmüyor,  değil sürmek üzerinde durmak bile zor. İndim, ama aklım da onda kaldı. Neyse şarjı az, dolması gerekir filan diyerek kenara kaldırdık. Ertesi gün benim aklım hala onda tabi, ama diğer taraftan da, babaanne iç ses konuşuyor “bir uslu dur çocum, bak düşersin, belin zaten nane molla, aman diyim” filanlar. Ama rahat durur mu o çocuk, durmaz. Bir kere o çengel atılmış zihne, niyet evrene gönderilmiş, yanıt gelmiş önüne. İçerde tv karşısında ‘adalet yürüyüşü’  mitingi seyrediliyor, ben ise sıkıntıdan saracak yer arıyorum. Dedim dikkatini topla, duvara tutunarak bir üstüne çık bakalım, olmadı inersin hemen, zorlamazsın. Hem tüyoyu da almışım, “onu düşünce gücüyle kontrol ediyormuşsun gibi kullan, ne yapmak istiyorsan onu önce düşünsel olarak yarat”. Saçma mı geldi? Değil. Formül gerçekten işe yarıyor inanın, ya da ben de çalıştı. Ağır ağır, dikkatli bir şekilde kontrol etmeyi başardım. İki üç dakika içinde “L” biçimli verandada bir o uca, bir diğerine git gel, hoop olduğun yerde geriye dön, çizgiyi takip et, yanından geç filan baya bir eğlenceliydi gerçekten. İnsan bedeni ne müthiş bir organizma. Zihinsel olarak düşünceyi yarattığında kaslar hemen yanıt veriyor ve alet sana göre yönleniyor. Büyük olasılıkla tüm bu zihin beden işbirliği aslında algımın çok ötesinde nano saniyelerde önceden gerçekleşiyor da, ben sanki bu süreci gerçekten düşünüp kontrol ediyormuşum yanılsamasına kapılıyorum. Neyse oyuncak ne içindir oynamak için, ben de oynuyorum. Oynadıkça yapabilirliğim artıyor, oyuna yeni kurallar, yeni zorluk aşamaları ekliyorum. Ellerimi göğsümde kavuşturuyorum, belime yerleştiriyorum. Pozlara baksan, süper kahraman “stayla”. Şimdi tekerleğin birini verandanın en kıyısına sıfır geçireyim (diğer taraf toprak zemine düşen 10 cm.lik bir derinliğe sahip) diye düşünürken hooop tekerlek aşağıya düşer, denge alt üst olur, ben yerde. Sakrumum üstüne şöyle sağlam bir oturuş. Saniyesinde zihnimden şu geçti, kötü bir şey yok, oturması gereken bir şey yerine oturdu sanki. Gerçekten, ilk düşüncem “eyvah!” değildi. Hani kötü bir şey olduğunu pat diye hissedersin ya bu tür durumlarda, öyle değildi. İçerdeki ekip kocaman endişeli gözlerle çıktı duydukları sesin üzerine. Yattığım yerden, merak etmeyin iyiyim diyerek rahatlattım onları da. Hemen şöyle bir his taraması yaptım, biraz “el topuklarım” ve sakrumumdaki hafif sızı dışında bir his yok. Demek ki ellerim devreye girmiş ve düşüşün etkisini yumuşatmıştı. Dedim sanırım ucuz atlattım. Keşke hiç denemeseydim diye de düşünmedim iyi ki denedim. Çok da keyif aldım, bir daha olsa yine yaparım. Üzerine çıkarken bu riskin farkındaydın, ama risk almadan da yaşanmaz ki.

Bu sabah sızı hafif hafif hala devam ediyor, ama dedim ya kötü bir hissiyat yok içimde. Sabahki yogamı sakroilyak bağların üzerine gitmeden yaptım. Belki biraz hareketsiz bırakmakta yarar vardır diye düşündüm. Diğer yandan sanki bir kayropraktıra gitmişim de o da sakruma esaslı bir yerleştirme manevrası yaptırmış diye avutuyorum kendimi. Bakalım aldığım risk/keyif oranı hoş bir anı olarak kalacak mı yoksa, “işte o gün o hoverboard’a binmemiş olsaydım”la başlayan cümleler mi kuracağım. Zaman gösterecek sangha. Çocuk merakımız hiç olmasaydı nasıl öğrenecektik ki yaşamayı. Her işte bir hayır vardır, gerisi kaygıdır, vesvesedir diyerek bağlayayım bu mevzuyu.

Ho ho hoo Hover! Bence siz de deneyin 🙂

Tansel II – Ho ho hoo hover” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s