Duygu II / 19 – Salı Günü

Bu sabah yine bir bel ağrısıyla uyandım. İnsan her gün yoga yapsa da beli ağrıyor işte. Ben kanlı canlı bir kanıtıyım. Bugün stüdyoda tüm hocaların toplantısı olduğundan ve her toplantıda da sıkı bir pratik yapıldığından, sabah minnoş minnoş 2.prelüdden yürüyeyim dedim. Şu hayatta bana en sevdiğin şey ne deseler, 2. prelüd derim herhalde. Kendime ayırdığım 2 gatilik süre (48 dakika), bazen 3 gati, diğer prelüdlerde, ikinciye göre daha bi koştur koştur geçiyor sanki. İkinci prelüd çok kısa olduğundan bandhasıydı, nefesiydi, sonundaki huşu oturmasını da biraz uzun tutmamla beraber cillop gibi yapıyor beni. Sonrasında güne hazırım. Telefon şarj eder gibi, kendimi şarj ediyorum.

Salı sabahları İstinye stüdyoda dersim var, çok yakın bir arkadaşım Gülçin, arada o derse gelmeye başladı. Sonrasında bi kahve içip laflıyoruz. Saat 12:00′ ye yaklaşırken gel dedim sahile çay içmeye gidelim. Deniz kenarında yürürken küçük çocukları gördük, denize atlıyorlar, oynuyorlar. ‘Oh ya!’ dedi Gülçin, ‘İstanbul’u bi tek bu çocuklar yaşıyor. ‘Gel kız dedim, gidelim Kilyos’a, biz de yaşayalım. Hem arabayla gelmişsin, hem akşam dersimiz yok.’ Hemen yollara düştük.

Yolda karşımıza çıkan birtakım ucuzcu dükkanlardan bi mayo alalım bari. Bu dükkanlarda yüz milyon çeşit erkek şortu var, idare etmelik bir tane kadın mayosu yok, sanki Kilyos’un denizi sadece erkeklere açıkmış gibi. Karşımıza çıkan dandik son mayo dükkanının da, son mayo dükkanı olduğunu ancak Kilyos’ta deniz kıyısına arabayı park edince anladık. Hikayenin sonrası ise malum… ‘Yahu’ dedi Gülçin ‘ sen bütün yaz dükkan dükkan gez, al mayokinileri, sonra donla denize gir, olacak şey değil.’ Biraz utandık. Sonra neyden utandığımızla ilgili baya bi konuştuk, tartıştık. Çok  biliyormuş gibi kendimizce felsefik, psikolojik çıkarımlar yaptık. Ama donla yaptık bu çıkarımları. Gülçin konuşurken şöyle bir Gülçin’e baktım. Gülçin, ultra pahalı gözlükler satan bir gözlük firmasında çalışıyor. Gözlüklerin bir tanesi 500 euro filan. İçimden dedim ki ‘üzerine doğru dürüst donu yok giymeye, ama gözünde 500 euro’luk gözlük’. Sonra kendime baktım. Ben de aynı durumdaydım, üstelik gözümde gözlük bile yoktu. Kaşlarımı çatıp gözlerimi kısa kısa deniz kenarında oturdum. Şu nadileri böyle kaşlarımı çata çata gene tıkayacağım diye hayıflandım. Gülçin’in ise nadilerini tıkamasını önleyecek fıstık gibi güneş gözlükleri vardı. Aramızdaki fark buydu.

O gün yoga yapamayacağıma Kilyos’a gitmek için arabaya ilk bindiğimiz anda ikna oldum sanga. Bazen sabah yogasını aksattığımda, akşama yaparım dediğimde ve yapmak için sürekli koşul yaratmaya çalıştığımda, yoga konusu tüm gün zihnimi kurcalayan bir şey oluyor ve bende gerginlik yaratıyor. Diğer yandan ‘tamam kızım, bugün yapamayacaksın bu işi, kabul et, yarın ola hayrola’ diye kendimi telkin ettiğim zamanlarda da, yoganın sonundaki o huşu hissi sanki tüm güne yayılıveriyor. Yeşil daha yeşil, mavi daha mavi, arkadaş daha arkadaş oluveriyor sanki. İnsan belki de o zamana kadar yaptığı yoganın ekmeğini yiyordur.

Belki de ertesi sabah yine yoga beni evin o her zamanki köşesinde beklediği için rahat hissediyorumdur. Ben ne isem, bir önceki gün ne haltlar yediysem , yine de bana kucak açacağını, sarmalayacağını bildiğim için.

Duygu II / 19 – Salı Günü” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s