gül/11 ve 12 Aze,Fırat ve Vartan

Önce başka bir şey anlatacağım, sonra niye anlattığımı söyleyeceğim.

Bugün Aze’nin günü. Uzun zamandır benimle olan bir kadındır Aze, ara ara onun ağzından şiir yazarım, kimi zaman o beni dinler, ben söylerim. Gece karşıda geç saate biten dersimden yorgun argın eve dönerken, caminin yanından birden belirip, kayboldu. O Azelerden biriydi, kısacık da olsa gözgöze gelebildim. Eve gelince eski bir şiir taslağımı açtım. Çarkıfelek oyununu bilen var mı aranızda?

Azet çağaların oyununa bulaşıyor.

Tahta çatmada küçük ağzı:

“ben de gidem mi?”

Yol izni, uçup giden babasından…

Teki severdi, sayılarsız desteyi.

Belikleri akşamı söyleyen Vartan indi inecek,

Çeşmeye su gelecek.

mahallenin çakalları, tül ardında kıpır kıpır….

Ortancanın avcundaki deste

Demir kapıdaki siyah.

Vartan’ın aklı bir kaysa…

 

Yunus’un kör mavi gözü ortancadan saklı,

Çarkıfelekçiyle savaşa durmuş,

“Bir sayı söyle, sende olsun”

Aze?… Kazansın!.

Dokuz kazıdığında silah.

Ölesiiiin!

Aze bulucuydu. Kayıpları bulurdu. Eşyaları, insanları, gelecek çok zor söylerdi, onu da kimseler sormaya cesaret edemezdi, en serti çıkıverirdi ağzından. Suyla konuşur, sudan haberler verirdi. Ara ara babannem çağırırdı, ben mi uydurdum, yoksa gerçek adımıydı bilmiyorum. Aze geldiğinde bir bakır kaba su konurdu, o cebinden üç siyah taş çıkarır, suya atar, su durulana kadar,  dalgalardan olup biteni okurdu. Ben daha doğmadan da gelirmiş. Amcam, babasını aramak için evden kaçtığında onun yerini söyleyen Azeymiş. “Yazıhan’a gidiyor, trende”demiş. Niyeyse bu bana çok dokunur, amcamı hayal ederim, cılızdır hayalimde, baba hasretinden burnunu direği sızlayan bir oğlan çocuğu. Babannem Malatya tren istasyonuna koşmuş, haber verilmiş trene. Aze’nin dediği çıkmış, bulmuşlar.

Fırat’ın kadınıydı Aze, debisi şiddetli Fırat’ın, sonra bir gün, bir gece Malatya’da alışık olduğumuz bir ses, Fırat’ın kolu Murat susuverdi. Kapaklar kapandı, Atatürk Barajı su toplamaya başladı, O sessizlikten sonra  bir daha Aze’nin taşlarına güvenemedim. “Kabındaki Fıratın suyu değil” derdim.

Bugün şala çıkışında gözlerinde hem geçmişi hem şimdiyi gördüğüm biri adımla seslendi, yıllar yıllar önceden çıkıverdi karşıma. Önce hatırlamadım, konuştukça hatırladım, sonra Zaven Biberyan’dan bahsettik “Meteliksiz Aşıklar” romanından. Burnumun direği sızlaya sızlaya o güne döndüm, beliklerini kıskandığımız Vartan’a, çarkıfelek oyununu izleyen bana, Ya Yunus, gözlerim dolmadan nasıl anlatırım onu, şimdi birden koşsam çocukluğuma Yunus’u bulsam “ben seni çok severdim” diye bağırsam. Ne çare…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s