Tansel II – Kelle koltukta yoga

Merhaba Sevgili Sangha,

Sen özen isteyen, kendine vakit ayrılmasını isteyen, kesinlikle kendi haline bırakılmayacak, gözünü üzerinden ayırtmayacak, ilgilenilecek, kollanacak, saatlerce bakılacak bir sevgili gibi oldun. Neyse ki kapris yapan, huysuz, ya ben ya onlar dayatmasında bulunmayan, aklı başında, sevgi dolu, samimi ve dürüst bir sevgilisin Sangha. Yoksa hep ver, hep ver bir ilişkinin çıkmaz sokağıdır yürümez. Sen aldığından çoğunu hakeden, üstelik aldığından çoğunu veren bir sevgili gibisin neyse ki. O yüzden insanda hep borçlu, hep acaba ihmal mi ediyorum duygusu yaratıyorsun. Olsun, bu da kusurun olsun Sangha, seni her halinle kabul ediyor, seviyorum. Seni her gün satır satır okumak, her satırda sende kendimi bulmak, kendimi sana açmak kıymetliler kıymetlisi.

Dün Pınar’ın yazısında bahsettiği inanç, aidiyet gibi kavramların içsel olarak tam karşılığı bende de yok. Ya da vardı da düşürdüm bir yerlerde, bilemiyorum. Ama bir topluluğun parçası olmayı, birlikte hareket etmeyi, üretmeyi, dayanışmayı kendi doğama çok uygun ve yakın addederim. Kendimi sana ait ama özgür hissediyorum; beni bağlamıyorsun ama ben sana sadakatle bağlıyım Sangha. Kendimi ne zaman bir topluluğa veya birilerine ayıp olmasın diye bir şey yaparken yakalarsam, kendimden kaçmak için taklalı, parendeli yollara başvururum ve bu da benim “en sevmediğim kendim”lerden birisi olur. Ama senle ilişkim böyle değil Sangha, senin varlığın bana yol gösteriyor, güven veriyor. Konuşarak değil ama yazarak, yazarak ama aslında birbirimizle konuşarak derin bir iletişim içinde olmamız, ayrı fiziksel mekanlarda, birbirinden uzaklarda ama aynı sanal odanın içinde bulunuyor olmamız ne acayip bir gerçeklik değil mi? Sanatta, felsefede “Yeni gerçeklik” olarak etiketlenen durumlardan birine tanık oluyoruz çağ olarak. Bunun üzerine konuşmak, dertleşmek, durumlara ayıkmak isterim de yol gösteren bulamam kendime.

Yaşa işte ne diye kurcalarsın. Yaşa, içine sindir ki, ne olduğu konusunda karışık kafa dolaşma ortalarda diyen bir bilgiç ses içerden. Ama olmaz “Bi dakka, bi dakka nedir bu? Ne yaşıyoruz biz? Farkında mıyız? Aslında bizim yaşadığımız…” gibi sorular eşliğinde kurcalamazsa rahat etmez benim kafa. Muhtemelen yaşadığımdan kaynaklanan hisleri tam duyumsamaktan kaçış manevrası bunlar. Yaşa gitsin, illaki yabancılaşmayıver, bir kıprama. Neyse bu da benim doğam, bunu da çok kurcalamamak lazım, neysen osun (şu anda), sonra başka bir şey olursun.

“Zihin beden bütünlüğü” olarak da tanım bulan Yoga’da, sanırım zihnin beden üzerindeki tahakkümü, olmadı başına buyruk tavırları, daha da olmadı sabotajları sonucunda yuvarlanıp gidiyoruz ustası olmadığımız bu alemde. (Bu genellemeleri, çoğul ifadeleri tamamen kendimden yola çıkarak kullanıyorum, üzerine alınma sangahamu. Anladın sen.) İlk dönemlerde uzun yıllar ihmal ettiğimiz bedenimizle buluşmamızı sağlayan yoga edimi, bedenle, ondaki hislerle buluşmanın sevinci ve coşkusuyla tam cicim ayları tabir edilen dönemi yaşatıyor bize. Ardından ne oluyor? Cicim ayları bitince ne oluyorsa o. Yani bizim ilişki kurma alışkanlıklarımız neyse, yogayla olan ilişkimiz de öyle şekilleniyor. Yoga ile ilişkimizi sevgililik analojisi üzerinden düşünmeye başladığımızda, ilişkilerimizde yaşadığımız temel kalıpların benzerleri ile karşılaşmamız çok mümkün görünüyor. Bir ilişki içinde kendini ne zaman tamam hissedersin, ne zaman eksik hissedip kaçmak istersin; sadakat senin için sorunlu bir kavram mı yoksa özgürlüğüne bir tehdit mi? Tutunma mı, bırakma mı? Çaba mı, teslimiyet mi? Kırılmalar mı, sarılmalar mı? Ayrılıklar mı, kavuşmalar mı? Bunların sayısal karşılıkları değil ama kalitesi sanırım bizim ilişkimizi, ilişkinin içinde kendimizi tarif etmemizi ve nihayetinde orada durup durmayacağımızı belirliyor. Yani an geliyor, tamam ya da devam diyorsun sangha. Bunun dışındaki her şey zihin gevezeliklerinin ötesine geçmiyor. Ne zaman ki kalbine soruyorsun, o zaman gelen cevaba göre hareket ediyorsun. Kalp nereden çıktı şimdi deme, kalp ‘yog hali’ hayatımızın. Kalbin bilgeliği zihnin, bedenin bir arada olmasıyla ortaya çıkıyor. Yani salt duygularla, veya zihnin yarattığı duygularla ortaya çıkandan değil zihnin ve bedenin mutabakatıyla ortaya çıkandan söz ediyorum kendimce. O sorunun ne zaman geldiğini çok net bilirsin ve öyle kıvıramazsın; bir yanıt vermek durumundasındır ve o yanıtı verir, yola devam edersin.

Bu sabah yaptığım yogamda an geldi zihin radyosu sangha’lı söylevlere başladı. İşte o zaman bu yazının başlığı çıktı ortaya? Önce başlık sonra yazı değil tabi yine, ama bugün size anlatmak istediğim halimi özetlemesi ve içinde benim pek sevdiğim kelime oyunlarını ve cin fikirliliği barındırması adına yogamı yaparken post it’e yazıp hemen yapıştırdım panoya.

Kelle koltukta yoga şöyle bir yoga sangha; bir kelle düşün, ropdöşambrıyla sallanan deri koltukta oturuyor, elinde buzlu whisky, ağızda puro (Nuri Alço gibi, değil gibi) sürekli konuşuyor. Sen de koltuğun önüne serilmiş matında veya mat olmadan yoganı yapmaya çalışıyorsun. Kimlerden kimlere sıçramıyor konuştukları; işte geçen gün sen onu öyle değil de… niye bu kadar zamandır aramıyor seni arkadaşın, bugün bir ara şöyle iğneleyici bir iki laf et telefonla, görüşmek istediğini belli etmiş olursun… onlar bu konuda içinde bulundukları bu durumu nasıl göremiyorlar, anne ve babaları bu konuda ne hissediyorlar (bak bak)… aslında biz şurada hata yapıyoruz… bence o öykü öyle olmadı, zaten nerden çıktı şimdi öykü yazma işi, daha önce denemiş olabilirsin ama gerçekten sen iyi bir öykü anlatıcısı, bu konuda tutkulu biri olmadın ki hiç… Yargılar, yaftalar, tespitler. Ne o beni dinlemiyor musun? Ahaha ha! Aaahh hah hah haa! Ah haaah ha! Nı ha ha ha! Boşuna direnme benim olacaksın… Gözünde canlandı mı sangha? Kelle koltukta yoga böyle bir şey bana göre. O konuşur sürekli, sen de her şeye rağmen “kelle koltukta” yoganı yapmaya devam edersin. Sonuç? Ya savaşı(??) kazanırsın ya da yalan olur o günkü yogan. En iyisi konuşsun kelle koltukta boşver, sen konuşanın o olduğunu kavradığın sürece sorun yok. Boşuna direnme ne onunla olacaksın ne de onsuz.

Yazıya bir parça seçeyim, adetim üzre. Gerçi perşembenin gelişi çarşambadan belli oldu ama idare edin. 🙂 Sevgiyle kal sangha!

https://www.youtube.com/watch?v=0Lh0Gnn90DI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s