Ayça II – Gün 23: I’ve got the power!

Başlığa bakıp da ‘Vay be! Demek Ayça, Shadow Yoga’nın Stepping Into Strength – Güce Adım olayını kıvırmış, Balakrama’yı hatmetmiş, güç onun olmuş. Hemen okuyalım da ne yaptıysa biz de nasiplenelim.’ dediğinizi duyar gibiyim. Ne yazık ki başlığın bırakın Shadow yoga’yı, yogasal herhangi bir felsefe ile uzaktan yakından alakası yok. Durum sadece benim zevzekliğimden ibaret.

Sabah 5:30’da kalkıp Samapada’da bakışlarımı sabitleyinceye kadar kanepeyle bayağı bir flörtleştik. Neyse ki Hocam yine haklı çıktı. İnsanı boşuna hoca yapmıyorlar tabii. Başladıktan sonra, ‘Şu hareket de bitsin, vallahi koynuna geliyorum kanepeciğim!’ diye diye (ancak!) Kurmastana’da gözlerim açıldı. Parkelerime kavuşmanın verdiği mutlulukla son iki haftadır seramikte kayıp geriye kaçan topuklarımı paytak paytak ileri yürüttüm. Serinin devamında da Samakonasana’da canım parkelerimle vıcık vıcık bir kucaklaşma gerçekleştirdik. İşte tam o sırada, başından itibaren büyük bir ciddiyetle sürdürdüğüm çalışmam sekteye uğradı. Boynumdan göğüs çatalıma süzülen bir damla ter, aklıma Ali’nin dünkü yazısını getirdi. Kendimi yerde, kendi terim içinde tepinirken hayal edince bizim Mona Lisa gülümsemesi ebleh bir sırıtışa dönüştü. Neyse, devamını edebimle tamamladım. Hemen öyküme oturdum, orada da yarattığım sarmalın içinde iyicene bir debelendikten sonra kahvaltı hazırlamaya koyuldum.

Domatesleri keserken dışarıdan izleyen birine sakin, huzurlu bir izlenim veriyor olabilirdim ama içimde tutamadığım birşey vardı Sangha! Dııt–dıt-dıt-dııt–dıdı dıt dıt dııt–dıdı dıt dıt dııııt…Noluyoruz, nerden çıktı demeye kalmadan durduğum yerde bacaklarımı karnıma doğru çekmeye ve ‘I’ve got the powaaa!’ diye bağırmaya başladım. Sonra hızımı alamadım, youtube’u açtım, bir taraftan da içeride sabah mahmurluğuyla sakin sakin oynayan oğlanları çağırdım ‘Gelin gelin, bunu görmeniz lazım!’ Onlara 90’lardan güzel bir seçki hazırladım. Snap’i Vanilla Ice’ın Ice Ice Baby’si ve Mc Hammer’ın U Can’t Touch This’i takip ederken kendimi durduramayıp Kris Kross’un Jump’ıyla bu enerjik sabahı taçlandırdım.

‘Sizin zamanınız da hiç fena değilmiş anne!’yi duyunca gururlandım. Daha ne Pump up the jam’ler ve Dr. Alban’lar vardı repertuarımda…Onları da bir başka sabaha sakladım. İlk gün için çocuklara bu kadar şok yeterliydi. Ne de olsa daha dün yolda Metallica, Iron Maiden ve Dire Straits ile tanıştırmıştık kendilerini. Yarın da U2, Depeche Mode ve Cure’a geçersek tam bir kafa karışıklığı yaratabileceğime eminim.

Yazımı sonlandırırken sizleri daha entellektüel bir şarkı ile baş başa bırakmak isterdim ama bugünün yazısına ilham kaynağı olan Snap’e ihanet edemeyeceğim. O zaman buyrun, çikolata renkli Alman şarkıcıdan (*) gelsin:

 (*) Snap aslında grubun adıymış ama Sezen Cumhur Önal özentisi cümlemi pek beğendiğim için kimsenin takılmayacağını umarak bu şekilde bırakıyorum.

Ayça II – Gün 23: I’ve got the power!” üzerine 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s