Gül II 13,14,15 Bana enerji deme, inek onlar!

Epeydir yazmıyorum galiba, sırt çantama eşyalarımı yerleştirirken son anda mac gözüme battı, omuzuma da batacağına karar verdim, yanıma almadım, yazmaya meğer vaktim de kalmayacakmış, isabet oldu.

Taksim geçen sene bugünlerde beni benden etmişti, silikon kulak tıkaçlarıya yine de derinden gelen aynı adamın  coşturduğu, aynı şarkıların, marşların çalındığı bir haftanın yıldönümünde evde kalmak hiç istemedim. Bu aralar  beni derim zar zor birarada tutuyor zaten, girecek deliğim de yok, tutunmamak diye çenemiz cakcaklıyor da, İstanbul içinde seyyahlığa gelince “yaşasın, macera! ” olamadı bir türlü. Cumartesi’nden itibaren sırt çantalı bir hayata geçtim, Sabah led derse gittim, yedi buçukta başlayıp ona kadar sürüyor, Led demek hocanın sanskritce nefes saydığı ders demek, o söylüyor sen yapıyorsun, o  yüzden bir ritmi var ve yaklaşık bir saat onbeş dakikada bitiyor. Canan ayaktaki seriden sonra devamını “siz kendi başınıza devam edin” diyerek  bıraktı,  biz yaparken de pozlarda gelip yardım etti. Böyle bir ders ilk kez başıma geliyor ne yapılır ne yapılmaz bilmiyorum, yani köprüden sonra kendi kendime çalışayım mı çalışmayayım mı bilemedim, neyse teknik detay işte.  Sonrasına da kaldım, mantra ve sutra kısmına, Mysore’da çığıra çığıra ezberlemişim, sular seller gibi ezberden okudum ve Japa kısmına girdik, o da bir ilk, 108 tespih tanesini Ganesh’e dedik, Ganesh engelleri oratadan kadıran o bildiğiniz fil ama daha güzeli kendinin kendine yarattığın engelleri de ortadan kaldırabiliyor, evde bir kaç tane var,  sizdekileri bilmiyorum da benimkilerin bir tanesiyle bile gözgöze gelinemiyor, sadece birine yandan baktığında  o da hafifiten Ganesh gayet gönülsüz  göz süzüyor. Şala’da cumartesi ” Om Gum Ganapathaya Namaha”   mantrasını söyledik. Çok kalabalık değildik ama hızlanan yavaşlayan yüz sekiz kez tekrarda benin kafa , beden bir dünya oldu. Devriiiim ya o ne biçim enerji? Bir tek Devo’nun anlayacağı bir şey yazayım buraya, kendini bu enerjiden korumak ne mümkün, yine benim karnımda o kocaman delik yine açıldı, ışıktan hoca bir huzme. Twin Peaks halt etmiş, gümbür gümbür kafamın içinden gelen special effectlerle  özel derse gittim, neyse ki sakin bir ders istiyorlardı, matlara oturunca çat diye başlamayalım diye iki satır konuşuyoruz, orada birazcık toparlandım, sonra de stüdyo dersi, IT banta taktım, onun üzerine “enteresan” diyebileceğim bir seri üzerinde çalışıyorum. Gelenler de pek gıklarını çıkarmadıklarına göre sanki işliyor. Sonra ver elini karşı, kolaysa geç… Vapurlar battı batacak bir kalabalığı ne boşaltabiliyor, ne içine adam alabiliyor, Karaköy’ de tarife şaşmış, parasız olduğu için millet şehir hatlarına bedava boğaz turu muamelesi çekiyor. Gece için çok hevesliydim, çocukluğumdan beri ilk yattığın evde gördüğün rüyanın çıkacağına pek inanırım ama yatacağım eve varmadan önce gittiğim arkadaşımın evindeki yemeklerde (ki muhteşem ötesi) kullandığı sarmısak miktarı, benin yıllık eve giren miktara eşit olunca, karnımdaki delik hafiflemişken bir de aşağı doğru girdap yapmaya başladı. Yer, gök, karanlık, aydınlık birbirine girmişken çat dedi ve ben ikiye ayrıdım :Orada oturan ben, burada niye oturuyorum diyen ben. Anlamadıysanız şanslı bir kulsunuz, bilen bilir o duyguyu. Yampiri yampiri yürüyerek kalacağım evi buldum, yattım ve rüya diye bir dolu inek, koyun, bir kaç tane de tavuk gördüm, yanımdan geçip gittiler, neye yorayım bilemedim. Sabah “yapma evladım” desem de kendime dinletemedim ve yoga yaptım, ama aştanga değil,  öğretmeye başladığım seriyi  test sürüşüne çıkardım.  Pazar dersini verdikten sonra gittiğim semtin cafelerinde bir arkadaşımla kouştuk, konuştuk, onun evine gidip konuştuk, konuştuk, başka arkadaşımla başbaşa kalıp konuştuk, konuştuk… Benim karnımdaki o delik kapansın diye konuştum, dinledim, çeperi nah bir milim daralmadı kardeşim.  Taksim’den gelen gürültülerden kaçıp Kadıköy meydanından gelen bangır bangır marşları dinleyerek yattım, pazartesi sabahı Nefess Yoga’da bir kişinin sabah self pratik yapacağını biliyordum, gözümün  çapağını silmeden  salona girdim arkasına serdim matımı, ikimiz kendi pratiğimizde hemhal olduk. Konuşmadık, bakışmadık, birbirimize iyi geldik. Oradan başka bir semte başka bir stüdyoya gidip ders verdim. Sonra metrobüs, metro. Metroda  gözümün önüne  rüyamdaki inekler geldi, ağlamaya başladım, utanmasam(koca kadınım ya)  “ineklere gitmek istiyorum” diye göğsümü yumruklayacağım. Neyse sonunda inekler ahırlarına, koyunlar, ağıllarına, tavuklar kümeslerine girip benim karnımdaki deliği içerden kapattılar.  Onu bunu bırakın da ben ne kadar çok ders veriyorum yahu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s