Serap Gün 23 – Eş zamanlılık

20170704_192225Çıralı’da gün batımı

Merhaba Sangha. Bu sabah ta 5.50 de uyandım.  Matımın başına geçtim. Pranayama yapıp güneşe selama başladım. Dünkü esneklikten eser yok, kaskatıydım yine. Bedenin bu durumu neye göre değişiyor merak ettim. Dün gece yediklerimi düşündüm, öyle fazla bir şey de yememiştim hâlbuki. Bilemedim neden olduğunu. Eğilip kalkıyorum ama zordan.  Vücut esnemeyince külçe gibi sürüklüyorum onu sanki, pratiğin tadı olmuyor. Bugün de yogamızı yaptık Allah kabul etsin modunda bir pratikti, memnun kalmadım pek performansımdan.

Bahçedeki yabani otları temizlediğimi söylemiştim. Onlar temizlenince otların altında kalan maydanoz, semizotu, bostan ve kabaklar meydana çıktı. Diğer tarafta da biber varmış ama bayağı kartlaşmışlar artık. Biberlerin olduğu tarafı çapaladım ve ekime hazır hale getirdim bu sabah yogadan sonra. Yaz günü ne ekilir bilmiyorum ama bulacağım bakalım bir şeyler.

Kahvaltıdan sonra gelen bir arkadaşla çok güzel sohbet ettik. Fark ettim ki o kadar da asosyal değilim aslında, ben de konuşabiliyorum ancak ilgimi çeken konularda. Her konuda fikir beyan etmeye enerji harcamaktansa susmayı tercih eder olmuşum sadece.

Dün yazı yazmadığım için 22. günün yazısını bu sabah yazdım.  Asıl bahsetmek istediğim konuyu atlamışım nasılsa. Üzerimizden bir 15 Temmuz geçti malum. Olayın politik boyutu bir yana benim kişisel tarihimdeki öneminden bahsedeceğim biraz.

2016 yılı başında işten ayrılmaya kesin olarak karar vermiştim ancak bunu nasıl yapacağıma karar veremiyordum.  Değişik seçenekleri evirip çeviriyordum kafamda ancak bir yere varamıyordum.  Benim istediğim şekilde gelişmiyordu olaylar. Bugün, yarın derken 6 ay geçti! Ben her gün ayağımı sürüyerek işe gidiyor ancak ayrılacak cesareti bulamıyordum bir türlü kendimde. Sonra hayat bu tarz durumlarda yaptığını yaptı ve bir dizi olay sonucu o zamana kadar vazgeçemediğim her şeyden vazgeçerek Haziran sonunda istifa ettim. Sonrası çorap söküğü gibi geldi.

15 Temmuz 2016 günü –  birkaç saat sonra ülkemde olacaklardan habersiz -New York’a giden bir uçağın koltuğunda oturuyordum. İndiğim JFK havaalanının gümrüğünden geçerken iki polisin konuşmasında geçen “Turkey” kelimesi dikkatimi çekti. Türkçe dublajı şöyle bir konuşmaydı : “ Adamım, Türkiye’de olanları duydun mu? “ Evet, adamım, tam bir çılgınlık!” O an kötü bir şeyler olduğunu anladım. Ne olduğunu sormak istedimse de soramadım. Dışarda taksi kuyruğunda beklerken ilerdeki iki gencin video izlediklerini gördüm ve belli belirsiz duyduğum konuşmalarından Türk olduklarını anladım. Hemen yanlarına koşup ne olduğunu sordum. Bizim uçak kalktıktan sonra Türkiye’de darbe! olmuş dediler. Ben aptallaştım. Duyduğum haberi anlamlandırmaya çalıştım bir süre. Buluştuğum arkadaşım benim için çok endişelendiğini, tüm arkadaşlarının gün boyu onu arayarak beni sorduklarını söyledi. Orda bulunduğum sürede Türkiyeli olduğumu öğrenen herkes ülkenin durumunu sordu.

  1. günde yaratıcı yazmakla ilgili yazımı yayınladıktan sonra Burçe’nin Yaratıcı süreçler ve direnç yazısı dikkatimi çekti, okudum hemen. Yazısında bahsettiği kitabın konusu çok tanıdık geldi. Amerika’dayken buna benzer bir kitap okumuştum ben de dedim. Hatta bu kitapla ilgili günlüğüme yazmış ya da mektubumda bahsetmiştim bundan. (Ben mektup yazmayı çok seven biriyim. Bol bol elektronik mektuplar yazdığım gibi kâğıda yazıp postaladığım mektuplar da çoktur. -Evet, bu gelenek ölmedi benim için, hala yapıyorum bunu.- Yurt dışına çıkmadan önce Nil birbirimize bol bol mektup yazalım dediğinde de seve seve kabul etmiştim. Tüm seyahatim boyunca mektuplaştık.) Hemen koşup günlüğümü aldım ve okumaya başladım 1 yıl önce yazdıklarımı. Kendime dair şöyle gözlemler yapmışım: “Kendime ayıracak daha fazla zamanım olduğunda daha çok yazarım zannetmiştim ama öyle olmadı. Hayatlarımızın çoğunu iş kapladığı için kendimizi bunun üzerinden tanımlar olmuşuz. Hayatına birden- normalde iş için harcadığın- 12 saat eklenince insan ne yapacağını bilemiyor!” Sonra şöyle yazmışım “ Yazmak da belli bir disiplin gerektirir mi? Ben hep bir gün vahiy gelecek, ben de oturup yazmaya başlayacağım gibi düşünmüştüm! Sanırım işler böyle yürümüyor.” O yazarın değil ama David Lynch’in Catching the Big Fish: Meditation, Consciousness, and Creativity kitabından notlar almışım. Kişinin yaratması için derin meditasyonda olması gerektiğini ve içindeki öze ulaşması gerektiğini yazmış.(Bir ben var benden içeri). Hazır açmışken okudum biraz günlüğü. Rüyalarım, Amerika’ya dair gözlemlerim.

Günlükte kitapla ilgili bir şey bulamayınca Nil’e gönderdiğim mektupları okuma başladım. (Nedense çok önemli bir amaç haline geldi bu kitabı bulmak, illa bulunacak!) 6. Mektupta aradığımı buldum. Kitabı 2. El eşyalar satan bir dükkândan almışım. The War of Art: Break Through the Blocks and Win Your Inner Creative (Başka iki kitap daha almışım). Sonra o günü, bir adamın peşinde ta Montana’dan kalkıp New Mexico’ya gelen ve adamla ayrılmalarına rağmen 16 yıldır orda yaşadığını söyleyen dükkân sahibesiyle yaptığımız muhabbeti hatırladım çok net bir şekilde. 6. Mektuba gelinceye kadar okuduklarımla da Santa Fe’nin insanı ressam olmaya zorlayan muhteşem gökyüzü, doğası, Kapadokya’ya benzer kaya oluşumları, yoga stüdyoları, sanat galerileri doldurdu zihnimi. Amerika’ya gidişimin 1. Yıl dönümünde kısa bir zamanda yolculuk yapıverdim.

İnsan zihni garip şey, tek bir kitaptan nerelere geldim sevgili sangha. Kampın barında çalan caz müziği eşliğinde yazdığım satırlarıma burda son verirken iyi geceler diliyorum hepinize…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s