Duygu II / 20-21-22-23-24 Günler geçiyordu

Şu başlığı atınca ‘Yazı işini sallasaymışsın be Duygucum’ dedim kendime. Siz demediniz mi? Cuma akşamı telefonuma mesaj geldi, ‘Saroz’da çadır kampı yapalım mı?’ diye. Cümbür cemaat yola koyulduk. Telefon yok, internet yok. İyi ki de yok. O yüzden 2 gün boyunca hep denize baktım. Bakmaktan sıkılana kadar. Orada düzlük bir alanda köşeme çekilir, yaparım yogamı diye içimden plan yaptım. Çadırda kaldığı için insan zaten güneş doğduktan kısa bir süre sonra uyanıveriyor. Fakat gölgelik olmadığı için, değil yoga, öylece tadasanada bile durmak ne mümkün. Dalgaların sesleriyle kumsalda biraz eklem çevirmeleri yaptım. Zaten çadırdan sırtım fena tutuk. Üzerine otururum diye blokları götürmüştüm yanımda, bir elime blok alıp deli gibi çevirmeye başladım. Harika bir egzersiz, biliyor musunuz? Bloğu (veya içi su dolu bir plastik kap olabilir) çok sıkı tutmadan, hiç yere düşürmeden ve hatta yere sürekli paralel tutarak elinle kocamaaan bir 8 yapıyorsun. O elindekini düşürmemek için vücudun şekilden şekile giriyor. Sonra civaçalanaya geçtim. Baktım o oynak kumun üzerinde prelüd filan olmayacak, o vakit civaçalanayı sürekli tekrar etmeye başladım. Oradan oturuşa geçip angaharanın sonundaki dairesel nefesi birkaç kez tekrarladım. Beni dışarıdan izleyen biri yoga yerine çigong yaptığımı düşünebilirdi, o tür şekillere girdim. Bittiğinde kahve içip de ayılmış gibiydim. Ama kahvem yoktu. Olsaydı içerdim.

Grup halinde gittik. Bazen gruptakilerle sohbet ettim, bazen köşeme çekildim. Ama zihnim sürekli bi karar veriyor arkadaş ‘şimdiiii şurada biraz oturayım.’ ‘şimdi ise biraz şu köşeye gideyim.’ ‘şimdi bu köşeden kalkıp az ilerideki köşede oturayım ve orada su içeyim.’ gibi. Bu, çok fazla etkinlik yapılamayacak kamp alanında bile ‘su iç, havlu ser, çadıra git, gölge bul’ gibi sürekli basit de olsa kararlar alan zihnim, İstanbul’un metrolarında, metrobüslerinde ne çileler çekiyor, kim bilir. Karar vermekten vazgeçtiğim anlarda da deniz gözümü aldı hep. İki karar arasındaki zihinsel -çok kısa- boşluklarda denizin dalgası, yansıması, sesi, kokusu azıcık daha büyüdü sanki. Çok hoşlandım. Kendi kendime gülmüş bile olabilirim. O minik kararlar zihnin içinde koşuştururken, insan esas gözünün önündeki güzelliği, bolluğu ne kolay kaybediyor, değil mi? Üstelik de hiç farkına varmadan.

Vücudum kaskatı. Bu 28 günlük maratonda ben illa bi kaskatı oluyorum. O yüzden bugün İstinye’yi sel aldığı saatteki dersimden hemen sonra Berna’nın yin yoga dersine attım kendimi. Çok iyi geldi. Gene bir karar aldım, yin yogayı daha sık ve düzenli yapmalıyım diye.

Haberleri okuyamıyorum bir süredir. Bu gücü kendimde bulamıyorum. Sonra bazen, diyorum ki; bu dünyada, ülkede bizi boğan, sıkışık hissettiren şeyler var olduğu için mi aslında ne istediğimizi sorguluyoruz sürekli olarak? O yüzden mi deniz kenarlarına, orman yollarına kendimizi atıyoruz? Bunlar olduğu için bize iyi gelen neyse ona çekiliyoruz, araştırıyoruz, deneyimliyoruz? O yüzden mi sevdiklerimize bir kere daha sarılmak içimizden geliyor? Etrafta olan, aklımızın, yüreğimizin algılayamadığı her zorluk, kötülük bize aslında gerçekte neyin iyi geldiğini hatırlatıyor, düşündürüyor ve bu yolda daha cesur kararlar mı verdiriyor acaba? O her tahammül edemediğimiz durum, bize ne olmak istemediğimizi bir kez daha hatırlatıyor ve yüreğimize onu mühürlemiyor mu?

 

 

Duygu II / 20-21-22-23-24 Günler geçiyordu” üzerine 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s