Duygu II / Gün 25: Selam kırmızı çadır!

Bir ramazan pidesi hayal ederek öğlen saatlerinde metrobüsten inmiş, eve doğru yürüyordum. ‘Ramazan pidesinin içine peynir koyabilirim.’ diye çok parlak bir fikirmiş gibi düşündüm. Ramazan’ın çoktan geçtiğini hatırlayarak ramazan pidesi yiyemeyeceğim için içimi bir hüzün kapladı. E o zaman eve giderken çikolata alayım, evde hepsini yerim. Ama çikolata da tek başına  çok çekici görünmedi, vazgeçtim. Yavaş adımlarla yürürken birdenbire ramazan pidesini sıvı bir çikolataya banarak yediğimi hayal ederken kendimi yakaladım. Profiterol mü yesem diye düşünmeye başladım bu sefer. Ekmek ve çikolata bir arada. Tek deliren ben değildim, biri bir zamanlar profiterolü yaratmıştı.

Tüm bu hayallerden ve yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken bana doğru sadece yürüyen sıradan insanlara karşı içimde kontrol edemediğim yükselen tahammülsüzlükten, o gün regl olacağımı anlamam gerekirdi. Pencereyi açıp evrenin boşluğuna ‘İstemiyoruuum!’ ya da ‘İtiraz ediyoruuum!’ diye bağırmak istiyordum. Ve açıkçası neyi istemediğimi veya neye itiraz ettiğimi de pek bilmiyordum. Regl kafası böyle bir şey işte; bi elinizde çikolata, bi elinizde ekmek, bir yandan ağzınız çikolata ve ekmekle dolu, ağlaya ağlaya istemiyorum diye haykırmak istersiniz.

Emirhan’la da konuşurken lafın arasında ‘sen nereden bileceksin zaten, regl olmuyorsun ki’ dedim. ‘Yoo’ diye cevap verdi, ‘ben de her ay seninle beraber oluyorum.’ Doğaüstü bir şey yaşatıyorum adama. Bana helal olsun.

Bugün kırmızı çadırda ikinci günüm. Uzun bir öğlen uykusunun arkasından koltuğun büyük minderlerinden birini arkama alıp supta vajrasanaya yattım. Biraz çocuk pozu, supta baddhakonasana, minderli upavişta konasanayla bitirdim. Ağrımı pek almadı, bu sefer ağır geçiyor belli ki.

Bugün eve gelmeden önce yolumu biraz değiştirip Kadıköy’de çocukluğumun geçtiği sokaktan yürüdüm. Çok hoşuma gidiyor o sokaktan geçmek. Eski Salı Pazarı’nın yerini gören bir yerde. Her geçtiğimde içimi bir mutluluk, bir hoşluk kaplıyor. Bu kadar huysuz bir günümde bana iyi gelecek diye düşündüm belki de içten içe. Eski oturduğumuz evin penceresine baktım, devasa bir Türk bayrağı asılıydı. Sonradan 15 Temmuz’u hatırladım, bu sebeple bu bayrak burada olmalı. Benim en güzel günlerimin geçtiği evde acaba kimler yaşıyor şimdi? Evin arkada, birden çok apartmanı birleştiren bir bahçesi vardı. Ömrümün 12 yılının geçtiği bahçe. Sokakta çok binayı yıkmışlar, yeni binalar inşa ediyorlar. Benim eski apartman duruyor ama o bahçeye komple yeni bina dikiyorlar. ‘Bahçe yok artık.’ diye iç geçirdim. İçimin cız etmemesine şaşırdım. Üstelik de gümbür gümbür bir regl kafası yaşarken. Ben eski ben olsam, eski ben derken yani yoga hayatıma girmeden önceki ben, o yıkılan bahçe için günler süren bir melankoliye girebilirdim. Duygulanır, geçmişin anılarına uzuun uzun dalar gider, şarkılar şiirler yazardım. Ama bu sefer öyle olmadı. Yoganın bana kattığı en güçlü şeylerden birinin ne olduğunu sorsalar dünyayı algılayışımdaki drama perdesini büyük oranda kaldırmış olması derdim sanırım. Yoga benim aklıma, fikrime; dizimden, belimden çok daha iyi geliyor. Bahçe yok oluyor fakat geçmişten kalan sımsıcak hissi yok olmuyor. Yüz tane dozer gelse, o hissi senden yine de söküp alamaz. Giden gidiyor, güzelliği baki kalıyor.

Bugün size biraz müzik bırakayım sangha.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s