Ali – “Boğaz turu… Bosforus… Bosfor… Bosfor…”

Merhaba Sangha,

Bugün etrafımdaki herkeste yükselmeye başlamanın izlerini gördüm. Ya da ben yükselmeye başladım da etrafımdaki insanları o gözle gördüm.

Yeni döngüye başlarken niyetlerimden bahsetmemişim. Benim geçen döngü için tek niyetim her gün muhakkak yogamı yapmaktı. Büyük niyetler edip sonra altında ezilmek istemedim herhalde. Dolunay ve yeni ay haricinde her gün yogamı yapıp niyetimi gerçekleştirdiğim için mutluyum. Önceki döngüde hayatıma bir şey sokmuştum, yeni döngüde de denklemi eşitlemek için hayatımdan bir şeyi çıkartmak istiyorum. Dört ay kadar önce sigarayı bıraktığımdan beri akşamları kendimi kuruyemişe vermiştim. Yazın gelmesiyle birlikte bayrağı karpuz devralmış olsa da dünden beri saat altıdan sonra bir şey yemiyorum.

Az yemek, sadece damağın zevkine göre değil tüm bedenin yararına göre beslenmek, nefsi terbiye etmek hem Defne Hoca’nın çok sık tekrar ettiği ve önerdiği şeyler olduğu gibi Shadow Yoga kitabında da özellikle bunun önemine ayrılmış bir bölüm var.

Doğru beslenme ya da ayurvedik beslenme diye şimdilik takıntı haline getirmek istemiyorum ama başlangıç olarak bu 28 gün boyunca saat altıdan sonra hiçbir şey yememeye siz sevgili sangham huzurlarında niyet ediyorum.

Saat 1 buçuk gibi işten çıkmış, Cağaloğlu’ndan Eminönü’ne yürürken arada da Mısır Çarşısı’na uğramıştım. Her türlü renk, ses ve desenin içinde ebru suyuna damlatılmış boyalar gibi insanlarla iç içe geçerken sakindim. Güneşin altında Harbiye dolmuşunu beklerken rahatsızlığın içine yerleşmiş, kalabalığı tınmaz, sesleri duymaz olmuştum. Hemen arkadaki büfeden gelen tavuk döner kokusu bile canımı sıkamamış, turistlere boğaz turu satmak için İngiliz dilini katleden genç arkadaşımıza bile tebessüm etmekle yetinmiştim: “Boğaz turu… Bosforus… Bosfor… Bosfor…” Bosfor? Yogayı günlük hayatla bütünleştirmek dedikleri böyle bir şey mi acaba? Farkında olmak, kabul etmek, teslim olmak, rahatsızlığın içine yerleşmek… Ama Bosfor nedir ya?! Yoga da buraya kadarmış.

Eve girdiğimde üstüm başım İstanbul olmuştu. Açtım musluğu bir umut yıkadım ellerimi, yüzümü başımı belki kendime gelirim diye. Yok kesmedi. Biraz uzanmam lazım ama bu sefer de kafadaki sesler rahat vermeyecek. E uzanırken Kafka okuyayım bari; ben susayım o konuşsun.

Yoga odasına yollanırken hazır değilim diye geçirdim içimden. Yoga odasına girip tişörtümü çıkarırken hazır değilim diye geçirdim içimden. Samapada’da bedenime ilk akortları verirken hazır değilim diye geçirdim içimden. Isınmalara başlarken hazır değilim diye geçirdim içimden. Udiyanaları çekerken hazır değilim diye geçirdim içimden. Sıra Kurmastana’ya gelince o beni geçirdi içinden.

Ayla birlikte yükselmek ve düşmek… her günün bir diğerinden farklı olacağını kabullenmek… kendi hallerime saygıyla…

Sangha’ma selam olsun,

Sanghasızlık başa bela,

Sangha’dan biri benim sevdiceğim.

 

Ali – “Boğaz turu… Bosforus… Bosfor… Bosfor…”” üzerine 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s