Serap – Ne yapacağız bu kadar farkındalığı?

PicsArt_07-27-03.37.26Gün ışığı gibi farkındalık

Merhaba Sangha. Son birkaç gündür 15-20 dakikalık öğle sonrası kestirmelerinden sonra inanılmaz bir enerji buluyorum içimde. İstanbul’a dolu yağan o günden beri buralar da esmeye başladı hafif hafif, en azından fazla acı çektirmiyor diyeyim. İşte ben, havanın nispeten tahammül edilebilir olduğu bu günlerde kısa siestam sonrası ne yapacağımı şaşırıyorum. Kitap mı okuyayım, yazı mı yazayım, denize mi gideyim, arkadaşımı mı arayayım, fatura mı ödeyeyim, her yanından parçalanmış virane ojelerimi mi değiştireyim, aklınıza ne gelirse yapmayı düşünüyorum. Sonra bir bakıyorum, ne olmuş? Saatler geçmiş ve ben uzandığım yerden bir milim bile kıpırdamamışım! Hiçbir şey yapmamanın dayanılmaz hafifliği. ( O da zor iş, bilen bilir, az çekmedim durmayı öğrenene kadar.)

Yeni ay sabahı niyet etmek üzere sessizce otururken niyet edeceğimi düşünmediğim bir şeye niyet ederken buldum kendimi. Ben başka bir şeye niyet edeceğimi sanıyordum. O niyet etmeyi düşündüğüm şey de sadece benim yapabileceğim bir şey değildi. Başka kişilerin katılımını gerektiren şeylere de niyet edebilir miyiz? Edemeyiz sanki. Zaten ben biraz bakınca bunun niyet değil bir arzu olduğunu gördüm. Bu arzumun beni yanlış yönlendirdiğine, insanlara değişik bakmama sebep olduğuna şahit oldum birden fazla kez üstelik. (Bunu görmeme rağmen bir şey yapabildim mi peki, hayır.)  Neyse ki içim benden daha bilge, başka bir niyet belirleyiverdi sağ olsun.

24 Temmuz günü bana bir şeyler oldu. Tüm günü başka bir boyuttaymışım gibi geçirdim. 10 Ocak’ta da aynen böyle bir gün geçirmiş, aklımı erdiremediğim bir konunun (sorunun) cevabı gün gibi doğuvermişti içimde. Hâlbuki ne uzun süre debelenmiştim o cevaba ulaşmak için ben.  Ne olasılık hesapları, ne “ya şöyle olursa ne yaparım”lar, ne korkular cirit atıp durmuştu kafamda. Aklım sürekli alarm veriyordu, koş Serap, kaaaaaççççç! Ama 10 Ocak günü içim bambaşka bir şey söylemişti bana.  Hiç şüphe yoktu, olması gereken bu diyordu. Ben, yeter bunca yıl aklımı dinlediğim, bu sefer içimi dinleyeceğim deyip sezgime kulak vermeye karar verdim veeeeee ne yaptım? Kocaman açtım kalbimi. Sonra ne mi oldu; çok kırıldı kalbim, hem de çok. Çok ağladım, hasta oldum. Kalbimin kırıldığı yerden ışık girecek dedim, cilalanmadan nasıl ayna olacağım dedim, avuttum kendimi. Böyle böyle aylar yaramı sarmakla geçmişken yeni ayın ertesi 24 Temmuz günü aynı şey oldu! İçim yine çok emin. 10 Ocak’ta gösterdiği şeyleri gösteriyor tekrar bana, böyle olacak diyor. Kadere inanıyor musunuz sangha? Korksan da, kaçsan da kaderin bu senin diyor. Benim kalbim kırık, canım yanmış cesaret edemiyorum bir kere daha kalbimi açmaya. Sütten iyi yanmış ağzım belli ki, temkinliyim bu sefer. Yine de bir yanım ikinci kez aynı şey oluyorsa var orda bir şey diyor, görmezden gelme! Ruh hastası gibi hissediyorum kendimi; sanki içimde iki kişi yaşıyor!

Yeni ay, sonrası kırmızı çadır derken bayağı özlemişim yoga yapmayı. Her gün yoga pratiğim devam ediyor. Son birkaç gündür öğrenci de var, ders veriyorum sabahları. Bu dönem her anım yeni farkındalıklarla geçiyor.  Dün sabah ders verirken fark ettim ki sosyalleşmeyle ilgili sıkıntım derslere de yansıyor. ( Büyük bir aydınlanma değil elbette; bir şeyle ilişkimiz her şeyle ilişkimizi belirliyor. Yoga da buna istisna değil.) Grup küçükken çok daha iyi iletişim kurabilirken sayı arttığında bir sıkıntı basıyor beni. Kalabalıklarda kendimi iyi ifade edemediğimi düşünüyorum. İçimde bir çalkantı. Bu sıkıntının ifadeden öte boyutları da var. Sanki sayı arttıkça öğrenciyi memnun edebilirliğim düşüyor. Sonra düşünüyorum; öğrenciyi memnun etmek zorunda mıyım? Neden bu memnun etme çabası? Hepsini yazmayayım, liste böyle uzayıp gidiyor.

Başka bir farkındalığım şu oldu; insanların ricalarını emir gibi algılıyorum! Bu sebeple biri benden bir şey yapmamı istediğinde hemen bir direnç oluşuyor. Sanki o kişi otorite ve benim buna karşı çıkmam lazım. Temelleri çocukluktadır muhakkak ama net olarak şundan kaynaklanıyor diyemiyorum.

Son durum şu; içerde biri var, her şeyi izliyor, gözlüyor. Bu böyle diyor, gösteriyor sorunu ama ben bu sorun karşısında ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemiyorum. Çok çaresiz hissediyorum, nasıl değişecek bu kadar şey! Farkındalık güzel şey de, bu farkındalıkla ne yapacağımızı bilmeyince ne yapacağız???

Blogtaki yazıları okuyorum. Burda yazan pek çok kişi ders te veriyor dolayısıyla yogayla ilgili sorulara aşinasınızdır. (Duygu’nun yazısı, sonrasında Pınar’ınki  duygularıma tercüman oldu.) Ben yeni yeni ne iş yapıyorsun sorusuna (henüz yetkin olmadığımı düşündüğümden utanarak) yoga eğitmeniyim diye cevap vermeye başladım. O kadar garip şeyler duyuyorum ki! (Sadece bununla ilgili bir yazı yazmayı bile düşündüm.) Hardcore yoga yapabilmek için kaç seans yoga yapmam lazım? Ne tarz yoga öğretiyorsun, nine yogası değil, değil mi? (Konuşunca anlıyorum ki yin yogayı kastediyor.) Pilates gibi yoga yapıyorsunuz değil mi? ( Meali; meditasyon yaptırmayacaksın değil mi, beden hareketleri yapacağız.) Geçen gün biri dedi ki; eee iyi yoga yapıyorsun , mutlu musun bari?  Bazen mutluyum, bazen değilim deyince haaa dedi, hep mutlu değilsin yani! (Yok, ben robotum, yoga yaptığım için duygularım yok diyesim geldi.)

Dün ataletimden kurtulup annemin ve abimin sürekli sorduğu düğüne gelecek misin sorusunu kendi içimde yanıtlayarak bir bilet aldım memlekete gitmek üzere. (En büyük sebep yeğenlerimi görmek). Sonrasında bir telefon geldi; yoga dersi aldığım stüdyoda ders vermek üzere görüşmeye çağrıldım. Memlekete gitmeden yapacağım görüşmeyi.

Şükürler olsun ki yogayla olan ilişkim beni bugünlere getirdi. Öyle güzel insanlarla karşılaşıyorum ki. Dün akşam benden daha genç bir arkadaşla konuşurken dedim ki; bu yaşıma geldim hala ne istediğimi bilmiyorum sanki. Ne olmuş yani dedi, her şeyi de bilmeyiver! Bir rahatlama geldi ki sorma. Hayat işte, çok ta şey yapmamak lazım kafasına giriverdim o anda. Didikle didikle nereye kadar, yaşa git işte dimi! Yine bu sabah tadına doyulmaz bir sohbet ettik başka biriyle.

Şu andan başkası yok işte be sangha. Ben de farkındalıktı, şuydu, buydu derken boşuna karmaşıklaştırıyorum sanki işleri. Halbuki hayat basit olduğunca güzel, değil mi?

Serap – Ne yapacağız bu kadar farkındalığı?” üzerine 2 yorum

  1. matın tezenesi dedi ki:

    Bazen de farkındalığın tek başına yetmediği, ancak kabul etmeye götürdüğünde türlü çözülmeler yaşattığı gibi bir gerçek var… Çok sevdim bu yazıyı ve genç arkadaşın sana nasihatını, bu nasihattan kiraz yaptım küpe olarak taktım hemen kulağıma.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s