ASLI SU – Başka Bir Kutsal Cuma

4 gibi gök’ten seslerle uyanmaya başlamış olmalıyım. Göğün hem ışığı hem sesleriyle..çakmak çakmak. Müthiş haz aldığım sesler bunlar, seslerin içine iyice yerleşiyorum. Yarı uyur yarı uyanığım. Gözler hemen hemen kapalı banyoya. Akşam çat kapı gelebilir misafirin tatlı aşerme sinyallerine teslim, belki yılda birkaç kez ağzıma değen süte bir de kakao keyfi yapmıştım, sanki o süt gelmiş midemden ağzıma geri yapışmış. Dilimi sıyırıyorum, yetmiyor, dişlerimi fırçalamadan uykuya dönemem. O sırada jeton düşüyor. Şafak vakti yogası, saat muhteşem.

Gaza basıyorum. Heyecanlanıyorum. Sanki birazdan yoga dersimiz var, ona doğru bir heyecan. Aramızdaki bağın sonsuzluğa mühürleneceğini hissediyorum.

Akşam kapı pencere kaçak noktalardan yuvamı su basmanın eşiğinden kurtarmıştım da, cam çerçeve açamadığımdan gece bedenimi basan neme engel olamamışım. Ensemi de hafiften ıslatıp ferahlatıyorum.

Gök sakinlemiş yağmur durmuş, horozlar ötmeye başladılar.

Ortam karanlık. Ne yapmalı? Doğal olarak derslerimize sınıfta ışıklar açık başlıyorduk, sonra gün doğunca biz kendimizi kaybetmiş, hocamızın sesiyle bir olmuşken, sevgili Pınar stüdyo ışıklarımızı kapatıveriyordu muhtemel. Tepemde yapay ışık istemediğime karar veriyor, minik mumlar yakıyor selama duruyorum.

Ayna yok tamam ama kabak gibi ben ve gölgem bir aradayız. Gölgemin de bir yansımam olduğuna kanaat getirip mumların yerini değişiyorum.

Doğan güneşin ilk ışıklarını almaya, hafifinden aydınlığı içeri alan perdeler şimdi tamamen açık. Ta öteden sokak bir lambasının ışığı gözüme takılıyor.

5.10’da ancak selama duruyorum.

Vajrastana’da standarttan sapma yaşıyorum. 28 gün yogamız boyunca, Vajrastana’larım öylesine sağlam dengeli ve güçlü ki..Hoca’mız ne demişse harfi harfiyen oluyor. E peki şimdi olan da nesi? Deneme bir..iki..üç, parmaklarımın ucuna yükselemiyorum, topuklarımı yerden havalandıramıyorum. Karanlıkta kaldığımı ve ışık referansımın çok az oluşu ile dengemi bulamadığımı fark ediyorum. Karanlıkta Yoga deneyimim aklıma geliyor. O zamanki gibi de gönül gözüm bayrağı devr alır mı? Hafiften loşundan ışık yayan başucu lambasını açmak zorunda kalıyorum, takip eden Vajrastana’yı sağlam çıkarıyorum.

Udiyana’sızım..yola çıkmasını beklediğim regl’iye hem davet hem saygı.

Anilasana’ya indim, Khaki çekerken mutlak sessizliğin içinden bir araba motoru sesi kulağımı yırtarcasına kendini fark ettiriyor. Bu saatte buralardan kim yollara düşüyor!

Vaişaka sonraki parantezden Ardha Mandala’msı çök kalklarla, benim kalp bana sağ kulaktan dümbede dümbede davulunu vurmaya başlıyor. İkinci varyasyon çök kalklarda sesi kesiliveriyor.

Kurmastana eşiği çok şükür tamam, kendime eşikte çuvallamama sözü bile vermiştim. Yine de ardından gelen Ardha Mandala nasssıl da tatlı geliyor. Çünkü Kurmastana’da geri dönmeye karar verip de bana kalpten maniler söyleyen Ramazan davulcusuna evrilmiş sağ kulağımın ritmi burada duruluyor.

Indrastana’nın en sonundaki sol kol üstte öne katlanmada hiç zorlanmadan ellerimin kenetlendiğini fark ediyorum. Milim milim açılmışmışım da oradaki yoldan sessizce cm’lik yollar almışım meğer.

Bugün sayım 8. Ne de olsa gün uyanmadan uyandım yogama başladım ya, o saniyeler dakikalar, günlerin bereketini taşıyor.

At Parantezi Aşvata’da kolların dansında, kollarım sanki bir su baloncuğunun içinde süzülüyor, ağırlıkları yok olmuş, parmaklarımdan planktonlar misali ışık süzmeleri akıyor. Bu kol varyasyonları öyle bir acayibinden güzel.

Skandasana’da geçişlerde bile yere yakınlığımı koruyorum, kendimi baya baya örümcek sanıyorum, ne de olsa sağım solum örümcek, onlardan da birşeyler kapmış olmalıyım.

Güneşe selama başlarken saate gözümü kayırıveriyorum, 5.57, oh mis. Güneş 5.51 diyor yerel takvim.

Güneşi selamlamaya başladığım gibi kuşlar da ötmeye başlıyor, yada evvelden başlamışlar da ben daha yeni mi duyuyorum emin olamıyorum.

Hanuman’da ilk defa, ama sadece bir tarafta (sol bacak ön) gövdem göğe uzuyor, gözlerim yüceden bir yerlere bakıyor. Hanuman sağ, gövdem zar zor ancak ellerle itekleye itekleye düzleşiyor.

Mayurasana’da gövdemi iteklemeden kaldırıyorum, bu da benden bir ilk.

Ati Kranta’da hızlı akıyor, üst bacaklarım yana yana popoyu-heyo artık yere süründürmeden-Lolasana kaydırağından öne doğru yolculuyorum.

Ardından Prelüd Sonu asanalarımıza değil de, asana sonu bölüme Navasana Botuma binmişim de nerelere açılmışım. Navasana’yı popo üzeri bir yumurta halinde tamamlıyorum, bacaklarıma doya doya sarılaraktan. Bir de denizde mini bir Şavasana’ya kendimi bırakmışım. Asanaları tamamlayıp da batıya bakan kapanışımı yapar yapmaz bir şeylerde farklı akışta olduğumu ancak idrak ediyorum.

Bugün Cuma, Ay’ın günü ya sol ayak alttan Padmasana’lanacağıma seviniyorum, diğer türlüsü ayak bilek üstlerimden çok canımı yakıyor çünkü, içinde hala pek kalamıyorum derken bugün kalıveriyorum.

Om Namo Şivayame..Yaşasın Yaşayayan’ıma..Yaşayan’la göz göze geliyoruz.

Isınmalara geçmeden yukarıdan uyanma tıkırtısı geliyor, sigaracı kaçak bahçeye çıkacak, yogamın o huşu içindeki sonunda en uzağında olmak istediğim koku olduğundan, bitiriş selamımı da verdiğime göre artık, dikey düzlem kapladığım alandan sıyrılıyor camı kapıyorum.

Saat hemen hemen 7. Nasıl yani..Şavasana’da uyumuş olabilir miyim ki! Gerçi sağ sakro ilyak eklem, derinden değil de yüzeysel olsa da teslimiyette bir yangın yeriydi, uykuya dalmama geçit vermezdi.

Hiç bitmesin istediğim bir yoga deneyimi. 28. günde şafak yogamla sonsuzluğa bağımızı kurduk kanımca.

8.45 gibi bana bir uyku hali geliyor. 9.30 oldu, artık uykuya direnmiyorum, yarım saatten az biraz kestiriveriyor, yeniden canlanıyor güne minnetle devam ediyorum.

 

YAŞAYAN

ALIVE/YAŞAYAN, Anthony Ellis, Afganistan, 2005

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s