ASLI SU – Kaza Yogası

Dün şafak yogama hazırlanırken, bir insanın yogaya heyecan duygusunu tanımlayan bir self-portre çalışabilirdim (mealen heyecanımı kayıtlamak üzere kısaca bir selfie patlatabilirdim diyelim;), bugünse bir kalıbı (evet belki kayadan olanlardan değil ama) damla damla hem de farkında olmadan aşındırdırıp da farklıyı, farklı ve bir güzelliği daha başka bir özelinden tatmanın sakinliği ile Sankatasana’da diriştimle kollarıma dalmış gitmişim. Evet Fatoş evet, oluyor o dalışlardan bende de..bknz Fatma Şafak 28 Temmuz yazısı🙂

28 Günde Devri Alem yogamızda heyecanlı ama beklentisizmişim!..ki araçsallaştırmalar ve bir buğdayla 3 kuş öpmeler (anladınız siz onu sevgili Sangha değil mi, bir taşla 3 kuş … yani) alışkanlığım olup genellikle de öylesini tercih etmişimdir.

Günleri sayarken 24. gün kendimce haklı sebebimle o günü ”ayda bir olabilir yahu, hayat bu” diyerekten çok şükür ki karalar bağlamayaraktan pas geçmiştim. Kaçak bir güne evrileceğini bilemeyerekten 23. günümün yani YeniAy günümüzün absürd gece saatlerine dek fırıncılık mesaisine soyunmuş; hamura daha yeni dokunmuş ben hayatımın ilk ekmeğini pişirmiştim. (Hem de tüm sevdiklerimi içim rahat rahat besleyebileceğim türünden, maksat da oydu aslında ya, yoksa fırınla ilişkim en fazlasından kolayından sebzeyi fırına verlik olmuştur, uzunundan yemek pişirmelik zamanlara da hiiiç kıyamam. O süreler zarfında kaç kitap okunur, kaç kulaç atılır, yada kaç çocuk öpe koklaya sevilir falan gibisinden). İşte ertesi güne de ne uykusuz omurgamda, ne de hamuru ”ha gayret olacak” modda yoğururken kendileri yoğrulmuş kollarımdan hal çıkaramayacağıma karar vermiş kaçak vermiştim. O bağlamda, bugün de kaza yogalı günüm oluyor.

Dün gök yardımcı olmuştu bana, haz aldığım seslerle uyanmış süzülerekten kalkmıştım. Bugün ise, o pek sevdiğim yogikinden hafifinden mantralı caz melodili alarmı bile duyar duymaz, derin bir uykudan kaldırılmışlık ve rüyadan kopuşla kalp atışlarımla uyanmaya uyumlanamıyordum.

Hoop! Zihmine bir kelime düşüyor: Kosova. Ne Kosova’sı yahu! Bu da nereden çıktı?

Evet, ya dün gecenin körü uykuya çekilmeden evvel bir hata etmiş, daily-digest e-postalarıma bakmış, Kosovo misyonundan hemen gitmelik bir yıllık bir davet mektubu okumuştum, iş için. Anlaşılan, bir Cuma ofis mesaisi bitmeye bir dakika kala birisi e-mektubun gönder tuşuna basıvermişti, onu okumakta bana uykuya bir kalaya nasip olmuştu.

– Kosova’ya gitmek mi! Ben yataktan çıkıp daha banyoya geçemiyorum, oraya nasıl gideceğim.

– Hemen şimdi değil!

– Tamam. Önce bir uyan, sonsuzluğa bağ kurduğun..şafak mührünü vurduğun..büyüsüne kapıldığın..kendini teslim ettiğin yoganı yap hele bir, nereye akacaksan, hayat sana ne getirecekse olur en misinden..bir kalk da sen haydi can, bakarız.

– Aa..ezan sesi mi bu? Yoksa biri şarkı mı söylüyor uzaktan uzaktan. Evet ezan, saat 4.50. Hemen ardından bizim köyden tok güçlü bir sesten de ezan şarkıları okunmaya başlıyor. Nasıl da artık duymaz olmuşum meğer ben bu sesleri rüyadan rüyaya zıplar derin mi derin uyurken, kendime şaşıyorum.

Dünden, yoga yapılacak mekanı aydınlatma meselesine de az buçuk hakimim. Mumları yakmalara girişmiyorum, söndürdüğümdeki keskin koku fazla geliyor. En hafifinden lamba yetsin, hatta fazla bile, zaten gün ağarmaya meyilli. Dün yarım saat daha evvelinden uyanıktım ve gökyüzü yağmur bulutlarıyla kaplıydı, o yüzden Gayrettepe metro istasyonu Karanlık Yogası hattına düşmüştüm ya! Bugün başka. Şafak yogası ışıksal matematiği keşfinde, evveline ertesine adapte olmaya ikinci günüm.

Gözler bende daha bir aktif galiba (tabii burundan sonra), ilk shadow yogalarımda gözlerimi diriştilemeye açmaya, kendi başıma yogalarımda da dışarıya kapamaya komutlamam gerektiği oldu. Bugün ise kulaklardan antenleri açmışım. Anilasana’ya iniyorum, horozların günaydınlarını da dinleyerekten. Hat karışıyor ve Suchi’ye kayıvermektense Uttanasana’dan açılıp yukarı çıkıyorum, temsili bir Anilasana’ya daha giriyor oradan sıradan yürüyorum.

Çök kalklarda benim kalpten kulak dümbede dümbede tıs davul çalıyor. Civa Çalana’da çok da uzaktan değil hani, kulağıma dışarılardan bildiğimiz ateş sesleri ulaşıyor, duymamak mümkün değil. Acaba hala uyuyorum da rüyamdan sesler mi bunlar!

Bu sefer takiben Kurmastana’da benim içsel ateş sahnede dümbede dümbede, bu esnada nefesim ve dümbede gümgümler yarışmaktalar, ben 8 eşiğini tamamlama yolunda üst bacaklardan yana yana burundan kulaklardan buharı sala sala. Arda Mandala’yla..tıs..molaya geçiş, içsel orkestradan bir selam, içsel/dışsal(?) gözlemci ‘kendimden öte dursa ya bir benden’ hızlıca bir alkış. Bhadrastana’da kalpten uvertürden melodileri şimdi nefesim devr almışcasına, titrek titrek birşeyler mırıldanıyor, evet ya nefesim mum alevi misali titriyor.

Indrastana ile kucaklaşıyoruz, Vajrastana’yı atladığıma ayılıp ardına onu koymadan edemiyorum. Azıcık da meraktayım, dün hayretler içinde ha gayret çıkardığım Vajrastana’da acep bugün benim topuklarla neler edeceğiz, neyse ki bugün yeniden pek güzeliz.

Vahni’ye inmeden, uzaktan köpek sürüleri bağırışmalarını hakikaten abarttılar. O kopuşumu fırsat bilip, yakınımdaki lambaya kapamaya dokunuveriyorum.

Ben de sayı pazarlığı yaparmışım meğer, 8 mi 7’mi! Zaman da var. Uğurlu saydığım 7 iyidir demiştim halbuki; ancak kendimi herşeyi 8’lerken buluyorum.

Mangala Namaskara’da kayarken aklım da Kosova’ya kayıyor yeniden. Ah hep Udiyana’sızlıktan bunlar!!! diye kanaat getiriyorum. Kendimi küçük bir kentin, farklı renklerinden etnik gruplarından insanlarıyla birlikte çalışırken, hiçbir taraf olmayan ben halimle hayal ediyorum, bir uçak bir el uzatmalık mesafede gerçek kılabileceğim o hayale içimden ılık bir su dalgası akıtıveriyorum.

Sevgili Pınar’a ucundan dillendirmiştim. Bahar ertesi çalışmaya neredeyse Fiji’ye yola düşecektim. İstanbul..sangham..en azından bu yıl da burada sizlerle hocamla olmam gerektiğini hissediyorum, kopmamam gerektiğine inanıyorum, hem Defne Hoca’mız da önümüzdeki sonbahar dönemi başlangıç seviyesi kursu açmayarak bizlerle daha da derinleşerek, enerjisini bize yoğunlaştırarak çalışabilmek istiyor (bu kararı ister istemez bence bizim ruhumuzu okşuyor), e ben de İstanbul’da olabileceğim bir hayat planı kurmayı deneyeceğim çerçevesinde birşeyler demiştim.

Daha 1 ay olmadan evvel, İstanbul yollarını araştırmaya başlayan ben, şaşırtan sürprizlerin ardından halbuki daha da yeni karar vermiştim, bu yılı sanki bir omuz bir can olmaya Bursa’da hayatın getirdiklerine rıza verdiklerimle/geldiklerimle, yoga derslerime işallah en kolayından gitmeli gelmeli geçireceğim.(Ah bir de dersler gün aşırı değil de ardıl günler olsa biz İstanbul dışından gelenlere sanki tadından yenmeyecek. Mevcut ders nizamının vardır elbet elzem bir sebebi.) Umarım bir dram çeşidini kendime günlük konu seçmedim. Her ne olursa olsun nerede olursam olayım beslerim ya ben de kendimi, yereli küreseli metropolü olur zamanı gelince elbet.

Hem buradan bir başıma eşelendiğim derin kuyu keşiflerinden silkinmiş, içsel keşiflere canlana canlana devam edebilmiştim. Adım atma kapasitesi istemiştim hayattan, Defne Hoca’ma ve Shadow Yoga’ya güvenmiştim. İstek ve güven bileşmiş, bana can verdiği gibi yeni yollar da çizermiş.

Paşimottasana’da batıya kapanırken, şu an keskin keskin evet yada hayır demektense kendime, yada ancak iki opsiyonlu görünen güdük skalada zigsaglamaktansa, en azından 2-3 günü karar aşamasında nötr kalabilmeye kendime sükuneti sunmalıyım diyorum. Nasıl olacak bilemiyorum ama sessizlik diliyorum.

Evet her seçim bir vazgeçiş, her kapanan kapı ona bakakalmazsak açılan başka kapılar kimbilir ne olasılıklar ne fırsatlar. Bir sizinle paylaşabileceğimi hissettiğim gelgitlerim bunlar. Bir de galiba açılıp saçılmaya paylaşmaya manevi kızkardeşlerimin Ağustos’la Türkiye’ye konmasını 44 göz bekliyorum.

Samapada.  İlahi güzelliklerin akmaya devam etmesini diliyorum.

P.S. Dünden ilk gün doğumu yogamı sizinle paylaşmanın tadının yanında bir kendime sakladığımı fark ediyorum. Bu ilke heyecanımı, deneyimin bendeki kıymetini, gözlerimdeki parıltısını hissedeceklerine güvenerekten, sahil kenarında dalgaları dinlemeye yer açtığımız bir zaman diliminde çok sevgili bir çift olan komşularıma da ucundan parıl parıl dökülüveriyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s