Yeşim – Gün 24/28 – Post Tornado’lu Bayat Yazı

4687c47e5505f35e04652dafe0945367

“Siz bu satırları okurken ben çook uzaklarda olacağım Sangha! :D”

…………………………….

Diye başlayan yazımı, sizlere geçen salı akşamı yazmıştım sevgili Sangha. 28 gün yoga döngüsünün kapanışını yapan uzun mu uzun, analizli mi analizli bir yazıydı. Amma velakin, uçaktan aşağıya adımı attığım andan itibaren, kendimi “kendime 5 dakika ayıramadığım” üç günlük bir sirkülasyonun içinde buldum. Şehir dışı, iş, şantiye, toplantı, metrajlar, taslaklar, sunumlar, dğerlendirmeler, beraber yenilen yemekler, sonra güm yatak şeklinde. Wifi’sız ortamlar vs derken. Dönüşte tornado’ya yakalandım ve Hatay’da mahsur kaldım. Yani pseudo tornado etkisiyle dönüp dönüp durduğum üç günün ardından bir de gerçeğiyle olduğu yere mıhlanıp kalmak, fırtınanın gözündeki dinginlikte nefes almak gibiydi. Yazı aşağıda, dilerseniz buyrun buradan yakın 🙂

İstanbul Tornado 2017

…………………………….

Yarattıkları tüm yıkım ve felakete rağmen, tornadolara hayranım. Doğanın gücü ve güzelliği görsel ifadesini ancak bu kadar muhteşem bulabilir! Gökten yere doğru uzanan bir parmağın yeri çizmesi gibi. Tüm kibrimizi yeren seren bir güç.

Tabi oturduğum koltuktan, zara görmemiş kişi olarak ekrandan izlemek muhteşem. Kimsenin zarar görmemiş olduğunu dilerim, zarar görenlere de büyük geçmiş olsun.

…………………………….

 Yine bir havaalanı yazısıyla karşınızdayım. Yolculuk sebebi bu defa iş, yine Türkiye’nin tee en güney sınır illeri. Az önce arabada gördüğüm 37 santigrat dereceye “serinmiş” dedirten yerlere yolculuğum. Hayat ritimlerinin yavaş, sinirlerin kimisinde gergin, kimisinde bezgin, yemeklerin bol baharatlı ve genelde de acı olduğu yerler buralar. Birden fazlasına sıkça gittiğimden, birbirine coğrafi anlamda bu kadar yakın, kültürel karakteristikleri anlamında ise kadar farklı olabilen bu güney illerini gözlemlemelere doyamıyorum son yıllarda. Etiketlemeler, kategorizasyonlar, istisnalar çuvalım dolu. Bu iller arasında havasını sevdiğim, yemeklerini sevdiğim, coğrafyasını sevdiğim, mimarisini sevdiğim gibi tercihlerim de olmuyor değil. Bu defa gittiğim ise, mezelerini en sevdiğim. Roma Dönemi’ni ve yüzyıl başındaki mimariyi ihtişamla yaşamış olan.

Bu yazma işi böyle Sangha. Sabahtan beri kafamda ve dilimin ucunda olan kelimelere gelemedim bi türlü. Seyahat detaylarında zıplamakta Maymun Zihnim. Amma velakin size anlatmak istediklerim var. En iyisi mi uçuş saatine dek bi zahmet geleyim artık konuya. İki satır yazıp, bi yandan da evden hazırlayıp yanımda getirdiğim soya sütlü buzlu kahvemden, hurmamdan ve bademlerinden atıştırıyorum. Evden çıkmadan önce yeterli vaktim olmuşsa eğer, yolluklarımı yanımda götürüyorum artık. Sık seyahat ettiğimden havaalanındaki gereksiz pahalı ve genelde hamur bazlı olan vıcık yiyeceklerden mümkün mertebe uzak durmaya çalışıyorum.

Evet hazırım. Giriş – gelişme- sonuç üçlemesinin ikincisine doğru süzülüyorum.

28 Günlük döngünün ilk günlerinde hemen her gün, sonrasında ise hayat gailesi ve zaman zaman da yazacak uygun ruh halini bulamadığımdan yazılarım sek sek oynamaya başlamıştı. Sanırım en son, döngünün bitmesine 4 gün kala yazmıştım. Özet: Döngüyü niyetlerime bağlı kalarak tamamlamayı başardım Sangha! Bin şükran. Evde yoga pratiğimi düzene oturtmaktan çok etyemezlik anlamında meraktaydım niyetime bağlı kalabilecek miyim diye. Kaldım. Açlıktan da ölmedim et yemeyince. Tabi benimkisi ne tam bir vejeteryanlık ne de bir veganlık. Ucundan azıcık misali peskoteryanlık. Kısacası hayvansal bazlı protein almaya devam ettim. İyiyim, eti özlemedim. Et yemediğim için de eksiklik ve azap çekmedim.

Gel gelelim pazar günü (2 gün önce) yani tam da döngünün 28. gününün tamamlandığı gün, uzun ve yorucu bir pratik yaptık. Ben öncesinde bayağı bir evde de pratik yapmıştım. Sabah da az ve hafif yemiştim. Grupla pratik tam da öğle yemeği saatine denk geldiğinden pratiğin bitmesi, duş, yemeğin başına oturmak akşamüstünü buldu. Ve bende deli gibi bir et yeme isteği çıktı ortaya. Bunca zaman sonra ilk defa. Şaşırdım. Bu neydi şimdi böyle? Bunu söyleyen bedensel ihtiyaçların sinyali miydi yoksa zihin miydi? Çünkü tam da o gün, döngü tamamlanıyordu ve alttan alttan işlemeye ve hesaplamaya devam eden zihin DING DONG! DING DONG! ET YİYEBİLRSİNN! mi demekteydi? Bu sesi kışkışlamalı mıydım? Yoksa bedenim kırmızı etten ne alıyor idiyse artık (belki de en çok demir) ona mı ihtiyaç duymuştu? Bilemedim. Çok ikircikte kaldım. Yemeğe gittik. İstediğim her türlü besini seçebileceğim zengin bir uzakdoğu menüsü vardı önümde. İçinde hem tavuk, hem kırmızı et olan bir yemek seçtim. Tabak önüme gelene dek de, ne hissedeceğimi, eti yiyip yiyemeyeceğimi bilemediğimden biraz tuhaf hissettim kendimi. Yani eskiden olsa, en sevdiğim restoranlardan birinde olunca tek düşündüğüm; “yemek önüme gelsin!” olan ben, “huzur içinde yiyebilecek miyim ben bunu?” düşünceleriyle kıpır kıpırdım. Yemek geldi. Yemeklerin, önünüzde pişirildiği bir yer olduğundan, pişme esnasında özellikle tavuktan gelen koku beni bayağı rahatsız etti. Ama tabak önüme gelince, görüntü – koku – açlık- merak derken başladım yemeğe. Açıkçası yerken hiç sıkıntı çekmedim. Vijdan azabından ziyade kafa karışıklığı yaşadım. Çok lezzetliydi, sildim süpürdüm ne varsa. Mutlu hissettim. Ok. Sonrasında tekrarına düşmedim. Yine iki gündür etsiz, ton balıklı, yumurtalı, sütlü, tahıllı ve sebzeli dünyama geri döndüm. Merak ediyorum gidişatı. Kendi üzerimde bunu tıbbi deney boyutunda dokümante etmek de istiyorum. Hatta ve hatta, aklıma gelseydi de, 28 günlük döngüden önce gidip bir kan testi yaptırsaydım değerlerimi görmek için diye hayıflandım şimdi bunları yazarken. En iyisi mi ben İstanbul’a dönünce ilk fırsatta bir test yaptırayım. Eğer peskoteryan olarak beslenmeye devam edeceksem, işin psikolojik ve etik getirisinin yanısıra, biolojik anlamda da sürdürebilirliğini sanırım bilimsel olarak görmek istiyorum. Sağ lobumla sol lobum terazide olmak isitiyor yani. Tekrar başkalarının hayat deneyimlerini dinlemek ya da bunun üzerine yazılanları okumak değil de, tam olarak bu benim için nasıl işliyor, benim vücudumda neler oluyor bunu net şekilde bilmek istiyorum. Her şey aynı mı kalıyor? Yoksa iyi ya da kötü yönde değişen şeyler var mı vücudumun içinde? Uzun süre vegan beslendikten sonra şu veya bu sağlık sorunuyla karşılaşıp, tamamen etcil beslenmeye geri dönen birden fazla örnek var çevremde. Ha bir de çakma veganlar var tabi 🙂 Sosyal medyada, arkadaş ortamlarında azılı vegan ve hayvan hakları savunucusu kesilip, sonra somonları götürenler de var 🙂 “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün” demiş Rumi.

Yazımın başlığı “15 dakika”. Neden mi? Buyrun burayı okuyun o zaman 🙂

Meditasyon demişken… Gelelim fasulyenin faydalarına. Bundan bir kaç ay önce, ekimde başlayacak olan yeni eğitim öncesi, Hocam’dan asana pratiğinin yanısıra “her sabah en az 30 dakika meditasyon” ödevi de gelmişti. Pek iyi, pek hoş. İlk başta, çalışkan öğrenci mode-on’a kilitlenip hemen oturmuştum meditasyona. Yarım saat bana çok gelmişti. Kendi kendime “madem hemen 30 dakika fazla geldi, 15 dakika ile başla, gün aşırı da 1 dakika artır” demiştim. Mantıklı çözümler bulmakta üstüme yoktur! Çözüm var da, uygulayan var mı peki? İlk başta, bana kendimi bazen iyi bazen kötü hissettiren, bu içsel ve derin sessiz kalma halini pek sevmiş, hatta hiç beklemediğim bir hızda geri dönüşler, çözülmeler de almaya başlamıştım. Yani sanki tehlike anındaki basılacak düğme gibiydi. Oracıkta beni bekliyordu, tek yapacağım orada öylece oturmak, düşüncelerin peşinden yolculuğa çıkmak yerine izleyici olarak kalmak, her dağıldığımda nefesime geri dönmekti. Sırtımda odun taşımayacaktım yani. Sonra ne mi oldu? Sonrasında kaçmak için her ne bahane var ise bulmaya başladım. “Bugün ancak asanaya vaktim varrr”, “Bugün hiç havamda değilimmm”, “Bugün enerjim çok yüksek oturamam ben öyle sabah körüüü”. Vs vs vs. Sonuç, asana pratiği düzenli, meditasyon sıfır noktasına geldim. Yazdıklarımı okuyanlarınız varsa, hatırlayacaklardır, iki de bir de yazılarımda ağrılar, sızılar, spazmlar, masajlardan bahsederim. Uzun yin pratiklerimden. Yani o sabahın yedisinde, stüdyoya gelip de 3 kere güneşi selamlayıp haydiii hürraa hanuman olamayanlardan olduğuma değindim sık sık. Öyle ki son geldiğim noktada cuma, cumartesi, ne yin, ne yoga terapi, ne masaj, ne kas gevşetici ve ağrı kesici beni toparlayamadı. Kalça-bel spazmından gece uyuyamadım. Pazar günü ise ileri asana dersimiz var. Ne yapacağım benn? İyi dedim, yapacak bir şey yok, git derse bak bakalım ne var menüde, geriye bükülmeler varsa oturur dersi izlersin artık (Bhujangasana bile bana lüks o haldeydim). Gittim “Hocam, durum böyle böyle napıym ben?”… Güldü. “İyi maden ağrın var, seni iyice çalıştıralım bugün”… Nassı yani? Ben kıpırdayamıyorum diyorum, Hocam bana haydi koşş diyor. Teslim oldum. Yine, yeniden teslim oldum. Derse girdik, oturduk. İlk bana sordu: “Ödevlerini niye yapmadın, Yeşim?”… Güldüm. “Bari yaptın mı diye sorsaydınız, nereden biliyorsunuz yapmadığımı?” dedim. O da güldü: “Yaptın mı?” dedi. “Anlattım, şunu yaptım, şunu yapmadım, şu kadar sürdü… Bana baktı: “Senden bütün ödevleri çekiyorum, sen artık sadece meditasyon yapacaksın”…!!!…!!!!…!!!! Neeee?!?

Amanin… yağmurdan kaçarken doluya tutulmak diye ben buna derim… sonra ders başladı. Ve artık siz deyin ağrı kesici/kas gevşeticiler işe yaradı. Hocam desin “sadece zihin” ağrı gitti. Ağrıyı tamamen unuttum hatta! Ders bittiğinde “ aaaa bi dakka ya ben nasıl yani?””” durumundaydım.

O inanamama hali cebimde, yediğim etler karnımda, kızlarla bol sohbetli hoş bi yoga sonrası geçirdikten sonra eve geldim. İçimden meditasyon yapmak geldi, iyi mi? 🙂 Oturdum. Sadece 10 dk. İlk başta daraldım sonra rahatladım. İyi geldi. Ertesi sabah 15 dk’ya kurdum saati. Yine önce daraldım, sonra rahatladım. Öyle ki 15 dk yetmedi. Saati bir 15 dk’ya daha ayarladım. Ama yarısında dağıldım, çıktım meditasyondan. Bu sabah da yine 15 dk. Med bitti, kahvaltı vs, Malum yolculuk var. Çantamı hazırlamaya başlayayım dedim, çalışmaya oturmadan önce. Ve fakat kader ağlarını başka türlü örmüştü. Kendimi nice zamandır aklımda olup da bir türlü hayata geçiremediğim “giymediğin giysileri ayır, ve ihtiyacı olana ver!” işlemini yaparken buldum. Öyle kuvvetliydi ki, başladım ayırmaya. Bunu giyiyorummm, bunu giymiyorummm. Ayyy böyle bir şeyim de mi varmış benimmm? … Dolabın günlük giysiler bölümünü yarıladım. Ben dolabı boşalttıkça, üstüste sıkış tıkış kimbilir kaç tane olduğunu bilmediğim sayıdaki giysileri çıkardıkça, dolap bir ferahladııı… ben bir ferahladımmm.. artık giyecekler tek bakışta görülebilir hale geldi. Çok giysim var da giyiyor muyum ki? Hayır, hep aynı 2-3 tişört hep aynı jean şorttan başka ne giyiyorum ki ben? Ha bi de şalvarım var giydiğim. E öyleyse bu “giymesem de, dursun bi kenarda”… Nedir? Durmasın, gitsin. İhtiyacı olanı bulsun. Bana yer açılsın. Dolapta, kafamda, vücudumda, nefesimde yer açılsın. O açılan yerlere güzellikler dolsun. Kendimi hakikaten çok iyi hissettim, halen de hissediyorum. Dönüşte asıl beni bekleyen ise dolabın daha ağır topları: Şık giysiler ve dağcılık malzemeleri bölümü. Ta taaaa! Hadi bakalım, eskimiş tişörtleri ayırmak kolaydı Yeşim Hanım, bakalım pahalı gıcır gıcır, kimisi hatta hiç giyilmemiş olan ipeklileri de bu kadar kolay verebilecek misin? Ya da, binbir güçlükle taksitlerini yıllarca ödediğin, her birinde ayrı bir anının yapışıp kaldığı tırmanış malzemelerini verebilecek misin? Görücez. Ben Jeff’in (Jeff Oliver) “Forgiveness for Everyone kitabında önerdiği teknikle başladım işe. Yani, mağaramın dibine, görmediğim yerlerine attığım, yıllardır biriktirdiğim ve artık pis kokan yığıntıyı en kolay ve küçük parçalardan başlayarak temizlemeye başlıyorum. Öndeki küçük parçaları atmadan, en dipteki büyük dinozor kemiğine ulaşmaya çalışmadım hemen… Kitabı da tavsiye ederim bu arada 🙂

İşte böyle Sanghito!! 😀 Aşkito denebiliyorsa koskoca bir aşka, Sanghito da denebilir koskoca bir Sangha’ya! … Günümüz jargonu n’aparsın 🙂

Uçak alçalmalarda. Ben de artık bitireyim de, ola ki bu yazıyı okumaya niyetliler olursa, uzunluğundan ürküp kaçmasınlar daha fazla. Sağlıcakla, sevgiyle.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s