Ayça – Çifte kavrulmuş lokum

Başlığı salt ticari kaygılarla, böyle ağız sulandırıcı bir nesne kullanarak okuyucu çekme amacıyla attığımı peşinen itiraf ediyorum. Gerçi okuyucu kitlesi biraz kıl, yok glutensiz, yok şekersiz, onlar şimdi lokum da yemez…

Vallahi böyle başlık olmasa okunacak yazı değil, zira sizlere son birkaç günün depresyon kılıklı öfke dalgasını anlatacağım. Gelişi yeni aydan belli olan bu öfke dalgasından çocuklar da yeterince nasiplerini aldılar. Neredeyse neden gözünü kırpıyorsun diye dalacağım çocuklara, o derece. Hal böyle olunca yavrucuklar da günlerdir sabahın erken saatlerinde evden sıvışıyorlar. Saatler sonra temel ihtiyaçlarını karşılamak için biri ön kapıdan girerken ötekisi şaşırtmaca yapıp arka kapıdan kaçıyor, ağız tadıyla bir hönküremiyorum. Elimin altında çocuk da olmayınca size onların maceralarını da anlatamayacağım. Kaldınız yine benim depresyonuma.

Evet, ne diyorduk. Yeni ay dönemi siz sevgili 28gunyoga’cıların genelinde çökük bir ruh hali görüp yalnız olmadığımı hissetmek iyi gelmişti. Gelin görün ki benim bu ruh hali bir türlü yükselemedi. Üstüne günler öncesinden başlayan PMS (Premenstrual Syndrome – Regl Öncesi Sendromu) eklenince ohhh, tadından yenmedi. Böyle bir herşeye kızgınlık, küskünlük hali, bir terslemeler, durduk yere içlenmeler…

 

Geçmezse yandık, 4 gün sonraki dolunayla birleşirse bu halimle kimseler çekmez beni diyordum ki bugün yogama kavuşunca rahatladım. Akşam yatarken kırmızı çadır devam edecek gibiydi, o yüzden saati kurmadım. Sabah baktım tık yok, ama sabah yogasına vakit de yok. Çocukları yedirip içirip paketleyip basket kursuna ışınlamam lazım. Kursun kapısında durmadım bile, arabayı yavaşlatıp ‘Atlayın!’ komutuyla minik komandoları eğitime gönderdikten sonra tam gaz eve geri döndüm. 

Samapada’da uzuuun nefeslerle durdum, durdum. Sonrasında öğle sıcağından mütevellit belki de şimdiye kadar yaptığım en sulu, ama en benim yogam oldu. Yogadan beni illa rahatlatması gibi bir beklentim yok. Hatta başlamadan önce kim bilir ne ağlarım, derinlerden neler çıkar, öfkeme öfke eklenir şimdi diyordum ama öyle olmadı. 

Aslında günün devamı başlığı yalancı çıkarmadı, çifte kavrulmuş lokum tadında geçti. Öyle ki, tekrar çocukları almaya giderken benzincide başıma geleni size anlatayım.

Ben genelde sakinimdir. Öyle orta yerde pek fazla kızdığım, tartıştığım görülmez (çocuklara sorsan dünyanın en hayır diyen annesiymişim!). Bu kadar içine atınca söylenecek sözleri, patlama anlarım da fena olur. Kıpkırmızı bir surat, titreyen eller…Ayarı bir türlü tutturamam. Benzincide tam ödeme yaparken kartın şifresini girdim bekliyorum. Bir amca, yengeç yengeç önüme geçip parasını uzattı. Benden çıkan laf:

‘Amca, ne geçiyon önüme?’

Geçiyon ne ya, geçiyon? Aklıma geldikçe gülüyorum. Ege’li sevgili arkadaşlarım ne var şimdi bunda diyecekler ama doğma büyüme İstanbul’lu benim için geçiyon biraz enteresan oldu. Canım amca da ‘Pardon yani ben bitti sandıydım.’ diye çekildi kenara. Ne sustum, ne de öfke kustum, amcayla birbirimize gülümseyerek ayrıldık.

Ha bir de öykümün bir türlü içime sinmeyen son kısmını sevgili arkadaşlarımın yorumları ile biraz daha geliştirdim. Hala üzerinde çalışılabilir ama öncesinden daha iyi oldu. Üstüne günler sonra oturdum blog yazısı yazdım, daha ne olsun? Özlemişim sizi Sangha!

 

Ayça – Çifte kavrulmuş lokum” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s