Matın Tezenesi Onur – HOŞ GÖRME SEN

adam.jpg

Ve günler günleri kovalarken Güneş de bizi kovalamaya devam ediyordu, nereden sevgili olduğunu bilemediğim okur.

Çok huysuzum, resmen lanetin tekiyim, beni hep bu havalar mahvediyor, her anım yapış yapış. Ah ne çok isterdim uzak bir sahil kasabasında demlenmeyi şimdi.

Yogamı devam ediyorum ama itiraf etmeliyim ki sıcakların etkisiyle biraz kaçamak bir pratik oldu. Kendimi bu konuda hoş görüyorum. Hoş görebildiğim tek kişi kendimim onun dışında kimseyi hoş göremediğim gibi bir başkasının beni hoş görmesine filan da hiç tahammülüm yok.

Bu sıralar Debbie Ford’un Işığı Arayanların Karanlık Yanı’nı okuyorum. Zamanında Zeynep Aksoy önermişti de okumuştum ama üstünkörü, içindeki alıştırmaları atlayarak. Şimdi mesai harcayıp hakkını vererek okuyorum. Gölge kavramı üzerine bir kitap, gölgelerinle yüzleşip onları özgür bırakmak, varlığının bir avantajı olarak değerlendirmekten bahsediyor. Bir başkasında hoşlanmadığımız bir durumun kaynağının kendimiz olduğunu söylüyor.

Tam bu noktada hoşgörü kavramından söz edeceğim. Başta çok hoş geliyor kulağa, hoş görmek… Ama hayır, bunu istemiyorum, kimseyi hoş göremem, kalender meşrep değilim, hoş göremeyeceğim durumlar var. İyice sevimsizleşip, “salak olmasaymış, ne hoş göreceğim” filan diyesim geliyor. Nedeni hoşgörünün altındaki kibirden hiç hoşlanmamam. Kim kimi hangi ehliyetle hoş görüyormuş bakayım? Kimseyi göremiyorum işte hoş moş, herkesle eşit bir zeminden konuşmayı tercih ediyorum, hoş gören kişinin kurulduğu bir taht olduğunu görüyorum, seni hoş görürlerken farkında olmadan o tahtın kenarında yaprak sallıyorsun bu çokbilmişlere. Farz edin ki birisi bizi “hoş görüyor”, hiç hoş değil, ama onun yerine bana anlayış gösterebilir, derdimi anlayıp paylaşabilir, bu da ancak eşit bir yerde göz göze dururken olur, çünkü o zaman sıcaktır ancak, ancak öyle olduğunda içinden bir yardım eli uzanıverir; aksi halde sıkıcı bir dünya düzelticisi, kendini kahraman sanan bir ahmağa dönersin de bir gün karşına geçip sorarlar, “Sen kendini ne zannediyorsun?” diye.

Tüm bunlardan sonra aranızda hoş görüme ihtiyacınız olan varsa haber etsin lütfen. Zevkle hoş göreceğim teker teker.

Matın Tezenesi Onur – HOŞ GÖRME SEN” üzerine 4 yorum

    • matın tezenesi dedi ki:

      Ya uzak diiller evet ama, nasıl anlatsam… örnekle anlatsam, şu iki cümlenin arasındaki “hissetme farkı/payı”:
      “Seni anlıyorum Petek”
      “Seni hoşgörüyorum Petek”

      İkinci cümle bi beni mi rahatsız ediyor, acaba sadece hoşgörü sahiplerini diil anlayışlıları da mı tedavülden kaldırsak 😀

      Liked by 2 people

      • petek erim dedi ki:

        :)) Hahah evet, bence sorun bunların dile getirilmesinde. Hoşgörmek kibirli tabii, söyleyince. Üstten üstten. Anlamak eşit yere koyuyor. Aklıma şu geldi bir de aile dizimi cümlesi olarak: anneciğim ben de aynı senin gibiyim, biraz farklı olabilirim, lütfen beni hoşgör. Burdan şunu anlıyoruz hoşgörü verilirken değil alınırken iyimiş 😉

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s