Begüm 3 ~ Salondaki Büyük Saati Sattım, Saatin Ölçebileceği Herhangi Bir Zaman Parçası Yok*

Günleri gecelere yerleştirip, bir sonraki sabah  Dünya’nın her zamanki akışıyla döneceğine güvenerek gözlerimizi kapatıyoruz. Henüz beni yanıltmayan Dünya, kendi peşinden koşmaya sanıyorum devam edecektir. İsim vermeyip onları taçlandırmasak, kendimizce anlamlar yüklemesek sürekli uğraşlarımız da o yakalamaya çalıştığımız deniz kızı olmayı bırakıp karşılıklı kahve içtiğimiz arkadaşımıza dönüşebilir mi? Kuyruklarından birer birer dökülen neon pullar gözümüzü alırken elinden bir tutmaya yanaşsak o da bize gülümseyecek belki.

Bir zamanlar zamanı ölçmeyi huy edinmiştim. Elimde bir buçukluk metrelik şerit, vücut ölçüsü alır gibi mezurayla zamanı sürekli not eder, asıl olması gerektiği haline ulaşması için neler yapmam gerektiğini uzunca düşünürdüm(Bir şeylerin kesinlikle olması gerektiği hali vamış gibi). Zamanda yüzmesi gereken deniz kızlarım hem yetenekli hem de sınırsız olmalıydı.

Aynı zamanda hem okulda, hem ofiste, hem bir kitabın derinliğinde hem de serin sulara sırt üstü uzanmış bir huzurun eteğinde elbet olamadım. Tercih etmediğim her seçenek gözü yaşlı bir bebeğe evrilerek arkamdan ağladı ve aslında hiç doğurmadığım bu bebekler büyümeyi de reddedip rüyalarımda onlarca belki de yüzlerce kere evcilik oynayarak uykularıma sızdı. Yuvaları bendim. Onları doğurmaktan vazgeçip eksik bırakan da. Gün gelip parmak çocuk, gün gelip kurtarılamayan ölü bebek, kurtarılsa dahi eğreti bir bebek ya da bir türlü kavuşamadığım, yaşadığından bihaber olduğum bir şeylerden yoksun çocuklar olarak kabuslarımda bulundular. Kabusların hiç birinde bir anlatıcı ya da bir bilge bana gelip bu tatlı bebeklerin değişmez kaderini kulağıma fısıldamadı, ömürleri bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmedi, ancak ben kendi varlığımdan emin olduğum kadar emindim onların eksikliklerinden. Her defasında beni korku tüneline saplayan bu bebekleri büyütmek için zamanla ilişkimi boyutlandırmam gerekti.

Zaman; yakalamam gereken, kimselerin yerini bilemediği bir anka kuşu değildi. Sınırsız dayanıklılık ve direnç gerektiren zorlu bir maraton değildi.  Vardı ve hepimiz kendi rotamızda kendimizce, olduğumuz gibi içinden geçiyorduk. Varlığını kabul etmenin bir yolu da salondaki büyük saati satmaktı. Ona takıntılı olmaktansa zamanı yok saymak belki ona da bir nefes aldırırdı.

 

Ekran Resmi 2017-08-14 21.51.22.png

 

Zamana nefes aldırabilmem için yapmam gereken öncelikle kendi nefesime odaklanmak oldu. Meditasyonlarla nefesimi derinleştirirken ilk başlarda bir türlü geçmeyen beş dakika giderek saatlere uzandı. Ahtapot gibi beş kolumu birden aynı anda farklı yere uzatmayışım eksiklik değil meziyet oldu. Deniz kızım süzülürken ben sadece bir tanesine odaklandığımda onu daha çok içselleştirebildiğimi, sevdiğimi, ona kendimden daha çok ekleyebildiğimi fark ettim. Böylelikle yavaşladım. Yavaşladıkça günlerin aylara bağlanması her gün hesaplanması gereken bir olgu olmaktan çıktı, mevsimlerin üst üste yığılıp üzerime yıkılacağı kaygısı uzaklaştı. Yogaya ilk başladığımda beden eğitimi dersindeki birinci sınıf çocuğu gibi hızlı hızlı hareketleri kovalama telaşım, asanaya yerleşme arayışına dönüştü. Nefesle senkronize olup odaklandıkça yoga belirli bir süre alması gereken sağlıklı bir aktivite olmaktan çıktı. Soluğun onda biri sürede hissedebileceklerimi görmek benim yavaşlamamı hızlandırdı. Yılları saymayı bıraktım. Ben bıraktıkça bebeklerim büyüdü, emziklerinden vazgeçemeyen sırasını uslu uslu bekler oldu, kimisi bende kendisini bulamayıp yuvasını terk etti, başının çaresine baktı. Ve bunları yapabilmek için satılan büyük saatin boş duvarındaki eprimiş duvar kağıdıyla selamlaşmak gerekti.

Ve asıl izleğimiz güvenlik yeleğimizi giyip, kemerlerimizi sıkılaştırıp bu duvara tırmanmaya çabalamak yerine; duvarın tamamını sahiplenmeye yönelmek olmalıydı. Aşınmış duvar kağıdına sığınma çabası parçalarını yere savuracağından onu başkalaştıracak, temiz alanlara sarılma ümidi ise uzun bir bekleyişin başlangıcı olacaktı. Zamanın boyutları arasında sürekli gezintiye çıkmak yerine tamamının o anda bizimle olduğunu düşünürsek belki durduğumuz yerde koşmaya çabalamayı bırakıp adım adım ilerleyebilirdik. Gerçekten ilerlediğinin farkında olan bir kimse için de başka başka hevesler kaçırılan güzellikler olmayı bırakıp, sırasını bekleyen tebessümler olurdu böylece.

Sevgimle,

Begüm

*”Salondaki büyük saati sattım, saatin ölçebileceği herhangi bir zaman parçası yok” – Edip Cansever.

Begüm 3 ~ Salondaki Büyük Saati Sattım, Saatin Ölçebileceği Herhangi Bir Zaman Parçası Yok*” üzerine 5 yorum

  1. kemrasa dedi ki:

    Yaşamda ki en büyük pişmanlıklarımız tercihlerimiz değil hep tercih etmediklerimiz; yaptıklarımız değil yapamadıklarımız oluyor!
    Nedense geçmişi hep aşınmış izler geleceği de temiz alanlar ile tanımlıyoruz ve bu durum bana geçmişe haksızlık ve geleceğe gereksiz bir beklenti yüklemek gibi geliyor.
    Ve antikacı Edip’in gönlümde ki yeri her yeni okuma ile daha da artıyor.
    Namaste

    Liked by 1 kişi

  2. begumal dedi ki:

    Merhaba,

    Aslında yazının hiç bir alanında böyle bir çağrışım oluşturmak istememiştim; ancak son paragrafta kullandığım klişeyi açmayışımla, odağımı kaydırmışım. Anlatamamışım. Haklısınız. Temiz alan yerine boşluk kelimesini kullanmam daha doğru olabilirdi. Ben de geçmişi yok saymamak için özellikle saatin izlerini bırakmıştım oysa. “Duvar kağıdının aşınan yerleri geçmişin izleri, boşluğuna yerleşmiş temiz alan ise geleceğin habercisiydi” cümlesi yerine bir kaç cümleye daha ihtiyaç varmış.

    “Ve asıl izleğimiz güvenlik yeleğimizi giyip, kemerlerimizi sıkılaştırıp bu duvara tırmanmaya çabalamak yerine; duvarın tamamını sahiplenmeye yönelmek olmalı. Aşınmış duvar kağıdına sığınma çabası parçalarını yere savuracağından onu başkalaştıracak, temiz alanlara sarılma ümidi ise uzun bir bekleyişin başlangıcı olacaktır. Zamanın boyutları arasında sürekli gezintiye çıkmak yerine tamamının o anda bizimle olduğunu düşünürsek belki durduğumuz yerde koşmaya çabalamayı bırakıp adım adım ilerleyebiliriz. Gerçekten ilerlediğinin farkında olan bir kimse için de başka başka hevesler kaçırılan güzellikler olmayı bırakıp, sırasını bekleyen tebessümler olur böylece.”

    Sevgiler,
    Begüm.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s