Matın Tezenesi Onur – YOGA ve YENİDEN YAZMAK

PP

Bazen bakir beyaz sayfa sana bakar bakar, sen de ona öyle bakar bakar da “ne diyor bu bana?” diye sorarsın ya sevgili okur. Öyle bir his içinde oturdum yazının başına. Burçe’nin çağrısı olmasa birkaç gün daha yazmazdım herhalde, sağ olsun onun yazısı ile benim yazım üst üste eklendi, katlandı, evrendeki koca boşluğun içinde şekilsiz bir origami şeklini aldı.

Evet, bakir beyaz sayfa o kadar da bakir ve beyaz değil unutkan okur. Hatırla! Senden önce o sayfaya yazılıp silinenler, yeniden yazılanlar, bütün yazı tarihinden kalan izler var o sayfada. Yazılı kağıtlar boş kağıtlara dönüşüp yeniden eski halini alır, hayat da böyle ilerler zaten, insan insana, kalp kalbe eklenir, bu bazen yolda yürürken hissedilir, bazen bir şeyler okurken ya da uykudan uyanmış yatağın üstünde karşıdaki boş duvara bakarken… Ve artık bilirsin ki o duvarda da nice sesler birikmiştir. Bir tarih sessizce kazılmıştır duvarın kalbine.

‘Palimpsest’ diye bir terim var, yeniden yazılmış parşömen’ anlamına geliyor. “Daha önce bir şeyler yazılmış bir kağıdı silerek üzerine yeni bir şey yazmak. Eski yazılanların silik olarak görüldüğü ve her iki metnin birbirine karıştığı yazı.” demek. Evet, şu yazdığım kelimeleri ilk kez okumuyorsunuz, daha önce ben ya da bir başkası tüm bunlardan zaten söz etti, belki şu yazdığım kelimeler bile sandığım kadar bana ait değildir, araya giren yıllar ve yollar vardır ve araya giren hayatlar, kelimeler harfleri ardına ekleyerek metinden metne sinsice sızarlar. 

pal

Yogada da buna benzer şeyler oluyor işte. Eğer yoga “çocukluğa dönmek” demekse -ki ben çok seviyorum bu tanımı- geçmişte yapabildiğin hareketleri, bedeninin olanaklarını yogada (hatha yogayı kast ediyorum) hatırlıyorsun. Bazen de “ben bu hissi nereden tanıyorum” diyorsun bir pozun içindeyken. Bu işin sadece fiziksel kısmı üstelik. Duygusal bağlamda da katlanmalar gerçekleşir. Hatta bence her öne-arkaya katlanma pozu aynı zamanda bir “ruh katlama” girişimidir de: ruhun iki ucu öne eğilirken eklenmeye çalışır, çabayla değil kendiliğinden olduğunda gerçekleşir bu, bazense fiziksel olarak iki uç birbirine değmese bile bir döngüsellik hissedersiniz; evet, döngüsellik burada “nostaljik” demektir, sen aynı çemberin içinde dönüp dururken geçmişten hatırladığın acı-tatlı hisler gün yüzüne çıkar, bedeninde mektuplar yazmaya başlar hepsi, senden başka kimsenin okuyamayacağı mektuplar ve eğer zarfı açıp içine bakmaya cesaret edersen orada göreceğin şey geçmişindir, çünkü o mektuplar ilk kez yazılmamıştır o bedene. Meryem de bakire filan değildir hatta.

Ama bizi hüsrana uğratan da bir durumdur bu çünkü biricikliğimizi elimizden alır. Bir taraftan bizden önce gelenlere karşı korkuyla karışık bir hürmet duyarken diğer yandan bir an önce önümüzden çekilmelerini isteriz ki gönlümüzce esip gürleyebilelim; işte bu temelde ebeveyn-çocuk çatışmasını yansıtan durum, Bloom’un deyişiyle kişiyi özgün olamayacağını görecek bir noktaya getirir.  Harold Bloom’un “etkilenme endişesi” dediği edebiyat kuramına göre ‘yazar’, kendisinden önce gelen ustalarının basıncını üzerinde hissedermiş, var olduklar için şükran duyarmış ama yapıtları “onlardan sonra daha büyük ne yazabiliriz?” sorusunu sordurduğu için bir otosansüre ya da yazıya tümüyle küsme durumuna da neden olabilirlermiş. İyi yazarlar, bu basıncın etkisiyle iyice yüzleşebildikleri, çalışkan ve dayanıklı oldukları için iyi bir yazar olurlarmış. Özgün olunamayacağını anladıkları için.

Keşke yogada da böyle olsa, çünkü bir “başarma” ya da “aşma” durumu yok. Aslında bu iyi bir şey, demek ki “yoganın özü” postmodernizme yenik düşmüyor. Aşacağın şey sadece kendinsin, o da mümkünse ki çok zor, sen sadece topuktan başın tepesine uzadığını hayal et, yani ölümden yaşama uza ve genişle, orada bir yer bul, içine ve şimdi’ye yerleş, bunu kendine her gün hatırlat yeter.

Şükranla.

Matın Tezenesi Onur – YOGA ve YENİDEN YAZMAK” üzerine 5 yorum

  1. petek erim dedi ki:

    Müthiş aydınlattın Onur:
    “Harold Bloom’un “edebiyat endişesi” kuramına göre yazar kendisinden önce gelen ustalarının basıncını üzerinde hissedermiş, var olduklar için şükran duyarlarmış ama “onlardan sonra daha büyük ne yazabiliriz?” sorusunu ortaya çıkardığı için bir otosansüre ya da yazıya tümüyle küsme durumuna da neden olabilirlermiş. İyi yazarlar, bu basıncın etkisiyle iyice yüzleşebildikleri, çalışkan ve dayanıklı oldukları için iyi bir yazar olurlarmış. Özgün olunamayacağını anladıkları için.”

    Allah da seni aydınlatsın !

    Liked by 3 people

    • matın tezenesi dedi ki:

      Beni Harold Bloom ve aydınlanma dönemi şiiri aydınlattı 😀 Bu konudan Nurdan Gürbilek çok güzel bahseder, “Benden Önce Başkası”nda. Bi de Bloom’un aynı isimli kitabı var, “anxiety of bilmemne”, hatırlayamadım tam.

      Sen beni, ben seni, körler sağırlar derken aydınlanıyoruz işte, ne güzel 😀

      Liked by 3 people

    • matın tezenesi dedi ki:

      Aaa çok doğru söylediniz! Evet hissederiz. En yakın örnek benim için sizin yazılarınız, bazen “Bu meseleyi Defne hoca çok güzel yazmıştı zaten” dediğim oluyor. Burda da bi usta çırak ilişkisi var kesinlikle, ama ben “usta önümden çekilsin” demiyorum bunalımında, hep yazsın yolumuzu aydınlatsın diyorum valla :)))

      Sağolun hocam ❤️

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s