Çittaya karşı İşvara

Photo 21-05-2017, 15 53 23Bizim sanga yine ayın etrafında halay çekmeye karar verdi madem ben de iki satır çiziktireyim.

Bu defa halaya son dördünden girdik. Zil-ka’de ayının son yedi günü. Bu ay epey çetrefilli, tam güneş tutulmalı filan bitecek. En son benzeri bir isteri 1999 güneş tutulmasında yaşanmıştı, sonra da başımız beladan çıkmadı. Dünyanın gidişatı bu seferki tutulmanın da insanlık adlı karakterimizi daha beter belalara sürükleyeceğini işaret ediyor sanki.

Bu arada biz halaya devam ediyoruz. Ediyor muyuz? Edemiyorsak halaydaki diğer ellerden yardım istiyor muyuz? Dün yogamın başında -samapada esnasında- gün içinde çözmem gereken meseleler öbek öbek bizzat kendi zihnim tarafında bana sunulurken aklıma bir şey geldi. Belki tek çocukluktan belki de herkes az çok bu dertten musdariptir. Çözmem gereken meseleleri daima tek başıma çözmem gerektiğine inanıyorum. Meseleyi masaya yatırdığımızda yanımda olacak insanların da aynı çözümden sorumlu olduklarını unutuyorum. Ben çözümü bulayım, sonra masaya yatırırırız. Bir şeyleri beraber çözebileceğimizi hatırladığım nadir zamanlarda öyle bir rahatlıyorum ki, iki kaşım arasındaki çizgi geçiyor, ağzım yumuşuyor.

Eğer ki yogadan koptuysak, geçen ayın tutkusunu yüreğimizde bulamıyorsak birbirimizden yardım istememiz çok akıllıca bir şey. Her birimiz dünyanın farklı yerlerinde ikamet ettiğimizden bir araya gelip yoga yapamayız ama uzaktan birbirimize destek olabiliriz.

Günleri saymak kolaydı. Çünkü bir sonu vardı. Sonu görünmeyen bir denizde yola çıktığımızda bocalamamız doğal. Bu sonu baştan görünen döngülerin en büyük tehlikesi döngü sona erince kişinin zihne öncekinden daha fena bir biçimde esir düşmesi. 28 günü tamamladık diye bayram edip sonra dört gün sırt üstü yatmak mesela… Biz neden o 28 gün boyunca kesmeden, kesilmeden, el ele tutuşarak ay etrafında halay çektik? Hayatımız bir ritme otursun diye. Bu bir. Ama başka bir şey daha var: Bir çoğunuz yazılarınızda bunu belirttiniz zaten. Ben de tekrarlayacağım: Yapamam sandığınız bir şeyi etrafınızdaki insanların desteği ile yapmaya başladığınızda ve pekâlâ olduğunu ve hatta hoşunuza gittiğini gördüğünüzde yaşanan özgürlük hissi. Bu işte zihnin sınırlarının ötesine geçebilmiş  bir varlık olarak yaşamaya başladığımız ilk andır.

Tüm yogaların nihai amacı özgürlüktür. Zihnin, egonun, sımsıkı sarıldığımızdan “ben” kimliğinin esaretinden kurtulma, zincirleri kırma çalışmasıdır bu. Hatha Yoga özelinde bakacak olursak vücudu bir takım zor şekillere sokup orada gevşebilmek,  şekle girdiğimizde uyanan duygulara şöyle bir bakıp onları nefesle yumuşatmak, tıkandığı yerde nefesi açmak yani zor durumu bir yenilik alanına çevirme yetisidir Hatha Yoga. Bu süreci hatha yoga yapanların çoğu zaten bilirler. Her “zor” poz bir gün çözülür, her “sıkıntılı şekil” günü gelir serinin en hevesle beklenen durağına dönüşür.  Zor, sevmiyorum, hoşlanmıyorum, sıkıntı veriyor, gibi zihinsel tepkilerin inat edilmediği takdirde mum gibi eriyip yerlerini yeni zihinsel tepkilere bıraktığını biliyoruz.

Bu, hatha yoga serilerini yaparken, “mat üzerinde” iken tanıdığımız bir hal. Bunun aynısı aslında tek başımıza yogaya başlayacağımız anda da yaşanıyor. Günün yogaya ayrılmasını istediğiniz zaman dilimini zorlandığınız bir poz olarak düşünün. Oraya girmemek için zihnin uydurduğu çok inandırıcı hikayeler (bugün yorgunum, dün çok yedim, bugün canım sıkkın, bugün duygusalım, bugün karnım şiş, bugün dinlensem daha iyi, bugün şöyle, bugün böyle, bugün, bugün, bugün, her gün bu böyle aslında) esaretin zincirleri aslında. Eğer o alana girmezseniz, yattığınız yerden çözülmez. Yeni bir alana ayak basamazsınız. Tutsaklığın sonu gelmez.

Çitta zihnin yoga dilindeki adıdır. İçinde tüm korku, endişe, öfke gibi bastırılmış duygular, benlik duygusu ve analitik zekayı barındırır. Korkunun sürdüğü bir otobüste analitik zekanın zeki çıkarımları ile yapılanan bir kimlik düşünün. Bu otobüste gidiyorsanız kendinizi tek başına yoga yapmaya motive etmeniz çok zor. Başta kolay da – ne de olsa ego sever yogacı kimliğini, sağlıklı yaşamı, parlak teni, serinkanlı imajını- sürdürülebilirliği yok.

Patanjali usta çitta’nın karşısına İşvara’yı koyar. İşvara içimizdeki hocadır. Tüm iyi hocalar gibi o da öğrencisinin koşullar değişse de kendini özgür, tamam ve tatminkâr hissetmesini ister. Öğretisini bu yönde sunar. İşvara’nın sürdüğü otobüste yolculuk etmek her başlangıç öğrencisine nasip olmaz. O yüzden ilk yıllarda iç hocamızı uyandıracak bir dış hocaya ihtiyaç duyarız. Yani bizi yönlendirecek bir rehbere… Çitta ile İşvara’nın çatışmasını Çitta ile Dış Hoca yaşarlar. Dış Hoca’nın işi öğrenciyi gölgeleri ile yüzleştirmektir. Çitta direnir. İşi budur. İçinde barındırdığı unsurlar (korku, kaygı, ben duygusu ve sos olarak analitik zeka) değişimden hoşlanmaz. Yüzleşme yerini bulursa değişim, dönüşüm başlayacaktır ki çitta’nın işine gelmez bu. O yüzden defansa geçer. Olaylar senin sandığın gibi değil, hocam der. Bir dolu açıklama gelir ardından. Hikayenin hikayesi.

Bunları biliyorum. Kendimden. Hocamla ilişkimden. Bu Eylül ayında Zhander hoca ile beraberliğimizin onuncu yılı bitiyor. Keşke diyorum, bana ilk başta söylediklerini dinleseydim. “Benim hakkımda ne biliyor ki” diye kulakardı edeceğime, senin böyle bir meselen var dediğinde hakikatten o meselemin olduğunu görebilseydim. Göremesem bile en azından ihtimaline inansaydım.

Çünkü ne dediyse doğru olduğunu ben zamanla gördüm. Ben yolun başndaydım. O sonundaydı. Öğrencinin vücut ve hareket özellikleri gibi zihninin de, tıkanıklık yaratan kalıplarının, ısdırap getiren düşünme biçimlerinin de belli bir yükseklikten dımdızlak göründüğünü bilmiyordum. Kibirliydim. Kibirlisin dendiğinde bile defansa geçecek, hayır siz beni yanlış anladınız, durun ben size nasıl da tam tersi olduğumu açıklayayım diyecek kadar da cahildim.

O yüzden size diyeceğim şudur sevgili öğrenciler: Çittayı değil, hocanızı dinleyin. Tabi ki güvendiğiniz ve hayatla baş etme yollarını takdir ettiğiniz bir hocadan bahsediyorum. Ve eğer benim öğrencim olmayı seçti iseniz hayatın şu noktasında benim size söyleceğim tek ve en önemli şey: Yoganızı yapın. Her gün yapın. Hayatınızı öyle bir düzenleyin ki ona daima yer olsun. Alan olsun, zaman olsun. Siz ona öncelik ve önem verirseniz yoganın size vereceği çok kıymetli hediyeleri var.

Çitta’yı değil İşvara’yı kendinize mürşit seçin.

Ve hadi, halay başı çek halayı. Geliyoruz peşinden.

 

 

Çittaya karşı İşvara” üzerine 3 yorum

  1. kemrasa dedi ki:

    Defne can,
    Bir yoga hocasının hayatla baş etme yolları ve başarısı onun hocalık/mentorluk değeri için belirleyici bir unsurmudur sahiden? Yaşamda looser olarak değerlendirdiğimiz biri iyi bir yoga hocası olamaz mı gerçekten? Martin Luther King’in evlilik dışı ilişkisi olması, Freddie Mercury’nin veya Kurt Cobain’in uyuşturucu bağımlısı olması, Dostoyevski’nin kumarbaz olması onların siyasi ve sanatsal değerlerini azaltır mı?
    Sevgimle
    Kemal

    Liked by 2 people

    • Kalemtıraş dedi ki:

      Siyasi ve sanatsal değerlerini hiç azaltmaz tabii. Hatta eserleri ile bize en çok rehberlik edenler de onlar. Yine de yoga hocasının daha aydınlık bir yerde durması gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar hayat yollarını çizerken o hocaya el uzattıkları için belki. Belki de en önemlisi samimiyet. O cümle şöyle olabilir: Hayatla kurduğu bağın samimiyetinden emin olduğunuz bir hoca… Ne dersin?

      Liked by 4 people

      • kemrasa dedi ki:

        Hayatla kurulan bağın samimi belki daha da önemlisi sahici olması. Bu iki kavram da ciddi dertlerim benim. Keşke hepimizin yaşamla kurduğumuz bağ samimi olsa ve çok da sahici hayatlar yaşayabilsek …

        Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s