Pınar IV – Gün 2: Sen Gelmez Oldun

Merhaba sangha, do the dirty conga.

Dün 28günyogacıların whatsapp grubuna gönderdiğim bir resim vardı. Swissotel’deki dersimden önce Vişnezade’deki Şairler Kahvesi’nde oturuyordum. Başımı telefondan kaldırıp duvarlara bir göz atınca yazarlık ve rutinler üzerine harika şeyler asılı olduğunu gördüm dört bir yanda. Çerçevelerden birinde Daha İyi Bir Yazar Olmanın 10 Adımı isimli bir liste vardı. Liste şöyleydi:

  1. Yaz
  2. Daha çok yaz
  3. Daha da çok yaz
  4. Ondan da çok yaz
  5. Yazmak istemediğin zaman yaz
  6. Yazmak istediğin zaman yaz
  7. Söyleyecek bir şey olduğunda yaz
  8. Olmadığında da yaz
  9. Her gün yaz
  10. Yazmaya devam et

Ben de 5 ve 8 numaradan yürüyorum şu an sangha.

Yapmam gereken bir sürü şey var. Şahsi blogu güncelleyip ayağa kaldırmak örneğin. Yeni dönemin derslerini, kurslarını duyurmak. Feysbuk’tan etkinlik açmak, onları paylaşmak. Atölye Yeşil’in yeni dönem programı bir yandan. Yeni okul dönemi için hazırlıklar yapmak kısacası. Ama bir türlü içimden gelmiyor günlerdir, içimden gelse elim gitmiyor, elim gitse içimden gelmiyor. Çok öyle depresif de değilim ha. Ama böyleyken böyle.

Çadırdan kafayı uzattım bugün hayırlısıyla. Yoga odasındaki tek kişilik bazalı yatak yeni sahibine gittiğinden beri oda iyice ferahladı.  Şu tavandan sallanan zımbırtıyı da asabilirsek özgürce hareket edebileceğimiz bir mekan olacak burası. Bazanın içini boşaltırken tabii varoluğundan bile haberdar olmadığım şeyler buldum. Bu vesileyle geçen sonbaharki KonMari maratonunda elimin deymediği yerlere de dadanıp önceki hayatımdan kalan ‘takım elbisemsi’ ne varsa hepsini toparlayıp mahalledeki giysi kumbarasına götürdüm. Giymediğim montlar, eski kabanlar.

Evdeki her şeyi fıydırıp atasım var sangha. 7 yıldır kullanmakta olduğum tabak çanak ve çatal bıçakları buraya gelmeden önce Ankara’daki evde kullanıyorduk. Gına geldi. Salondaki kanepeler üstüme üstüme gelmeye başladı. Evi rengarenk boyayasım var. Her ne kadar benim ev gurusu ‘içindeki huzursuzluğu dışarıdan müdahalelerle çözemezsin’ dese ve kısmen haklı da olsa size sorarım ey sangha, insanoğlunun fıtratında var mıdır aynı mekanda bu kadar uzun seneler kalmak? Yuva dediğin yere bakınca gördüğün şeylerin, renklerin hep aynı kalması, hiç değişmemesi? Değişen tek şeyin şanslıysan eğer evin pencerelerinden görünen tek tük ağacın yaprakları olması? Yok mudur tedbil-i mekanda ferahlık? Şöyle bir iki feng şuik dokunuş, hiç mi iyi olmaz sangha?

Bu aralar bu dışardan unsurlarla müdahale edilmesi güç iç huzurun ne zaman geleceği konusunda bir takım arayışlardayım. Cevap: Galiba hiçbir zaman. Daha doğrusu, yaşlanınca. Bizim hocaların çok sevdiğim bir röportajı var, birkaç ay önce Defne Hoca büyük gruptan paylaşmıştı. Bu yazıda Z Hoca’nın kendimce şöyle yorumladığım bir görüşü var. Okuduğum zaman yine biri beni omuzlarımdan tutup sarsmış gibi olmuştum. Diyor ki Z, insan olarak fiziksel gelişimimizi çok önce tamamlıyoruz ama bilgeliğin gelişi genellikle çok daha geç yaşlarda oluyor. Yoga ile bedenimizin gençliğini uzatıyoruz ki bilgelik geldiğinde, ona hizmet edebilecek, onu yaşayabilecek bir bedenimiz olsun. Yani a priori bir senkron sorunu var insanoğlunda. Bizim arsızca yapmaya çalıştığımız şey sanırım bilgeliği öne çekmeye çalışmak.. Şimdi olsun, hemen olsun, hadi gelsin! Oysa ki yok. Belli ki o irfan denen şey, hikmet denen, akıl denen şey belli bir yaştan önce gelmiyor. Sen ne yaparsan yap. Tek yapabileceğin şey, bilgeliğin kendini sana yavaş yavaş belli edeceği güne kadar bedenini dinç tutmaya çalışmak, bilgelik dönemine hazırlanmak. Neden? Çünkü, winter is coming dostlar. Bunu da David Hoca dediydi, çok da ciddiydi. Hepimiz yaşlanıyoruz. Kış kapıda.

Ne gelir ne gelmez bilmiyorum. Ama gelmeyen’e dair yazılmış en iyi şarkılardan birini burada paylaşarak yazıyı noktalamak istedim. Çok uzun zamandır bu şarkıyı buraya koymak aklımdaydı. Lise ve üniversite yıllarımda defalarca dinlediğim bu albümün bu şarkısını o zamanlar daha başlamadan geçerdim. Şarkının başındaki kahkahadan, vokallerin görünüşteki birbiriyle uyumsuzluğundan, söylenemeyen bir şarkı olmasından, o hiç değişmeyen ritimden, şarkıdaki tekinsiz havadan hiç hoşlanmazdım. Affet beni Alanis abla. Sen o zamandan görmüşsün, biz daha bebeyken. Bu şarkı bence modern kadının huzursuzluğuna dair yazılmış en iyi şarkılardan biridir. Ne yapıp etsek de bir türlü ‘tastamam’ hissedemeyişimize dair bir milli marştır naçizane kanımca.

Bu da ayaküstü Türkçesi.

Allı pullu olursam belki o zaman isterler
Sertleşirsem terk edilme korkum biter
Ünlü olursam belki şu derinin altında iyi hissederim
Kültürlü olursam söylediklerim saygı bulur

Partilerim gelmez
Pedal basar koşar yüzerim yine gelmez
Yolculuğa çıkarım yine gelmez
Kendimi aç bırakırım yine gelmez

Erkek gibi olursam beni daha çok ciddiye alırlar
Mola verirsem sorumsuz olmuş olurum
Uçar kaçar olursam kesin daha çok rağbet görürüm
Yardıma ihtiyacım varsa kabiliyetsizimdir

Bok gibi zengin olurum yine gelmez
Onları baştan çıkartırım yine gelmez
Vodka içerim yine gelmez
Orgazm olurum yine gelmez

Bilgi biriktirirsem nüfuz edilmez olurum
İlgisiz dursam kimse ne zaman damarıma bastığını bilmez
Sözümü sakınırsam ortalık karışmaz
Korunmasız olursam beni ezip geçerler

Alışverişe çıkarım yine gelmez
Ülkeyi terk ederim yine gelmez
Bağırır baş kaldırırım yine gelmez
Tıka basa yerim yine gelmez

Üretken olurum yine gelmez
Şanım yürür yine gelmez
Kahraman olurum yine gelmez
Her şeyden geçerim yine gelmez

Pınar IV – Gün 2: Sen Gelmez Oldun” üzerine 3 yorum

  1. takethefakecake dedi ki:

    Ben gectigimiz Mart gibi evden her seyi attim, verdim. O zaman gelen hafifligi anlatamam sana:) Kullanmadigim esyalar o kadar kisitliyormus ki beni. Mutfakta birikmis plastik catal bicaklar, kap/kacak, sus esyalari(cok degildi, ona ragmen), yastiklar, kullanilir belki perdeler, nevresimler, neler neler. Onlarin varigindan aslinda giydiklerimi, kullandiklarimi goremiyorum, yeni bir sey alamiyorum, zaten cok var diye. Asil ihtiycim olanlardan cok uzaktim:)
    Bir de bence boya gitsin. İstersen gelince yardim ederim☺️

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s