Serap – Gün kaç?

20170914_152706Merhaba Sangha. Uzun süredir sesin soluğun çıkmıyor,  sessizliği ben bozayım bari dedim. Fotoğraftan da anlayacağın üzere hala kendime yeni bir bilgisayar almış değilim. Prize takılı olmadan çalışmayan bilgisayarımın kapağı da tamamen kırılınca bilgisayarda yazma işlemi son bulmuştu benim için. Baktım ki her şeyi şehre döneceğim zamana erteliyorum, o bilgisayar bir süre daha alınmayacak belli oldu. Çareyi saksıya dayamakta buldum! (Burda büyük bir soru işareti gizli aslında, şehre geri dönecek miyim?)

Ben memleketten dönünce güya evimde bir süre kendi başıma kalacak, bundan sonra ne yapacağıma karar verecektim. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Gelen yoğun istek üzerine kampa geri döndüm. Memlekette çoluk çocuk, kalabalık, kampta bayram sebebiyle daha da fazla bir kalabalık derken kendi başına kalma hayal oldu. Kamp öyle kalabalıktı ki; sabahları matımı serecek yer zor buldum! Yine de bırakmadım pratiğimi elbette, her gün devam ettim.

Bayram süresince Çıralı alışık olmadığı bu kalabalığı kaldıramadı. Elektrik, su, hiç bir şey yeterli gelmedi, sigortalar attı, sular kesildi, daracık sokaklarda müthiş bir trafik oldu. Çıralı’nın bu halini hiç sevmedim! Yine de geçici bu durum deyip sineye çektim bir şekilde. Bayram bitince her şey normale döndü ve biz Çıralı’da sonbaharla baş başa kaldık. Sabah gün doğmadan, akşam gün batınca çorapları, hırkaları çektik, geceleri battaniyelere sevgiliye dolanır gibi dolandık. Nihayet bana kalan platformda sabahları yoga yaparken üzerime kuru yapraklar dökülmeye başladı. Çınar ağacı rüzgârdan daha fazla sallanır, kediler kucaklarımızda daha fazla yer alır oldu. Bir de; cır cır böceklerinin sesi kısılırken zihnimin sesi yükseldi; bundan sonra ne yapacaksın?

Şöyle bir düşündüm; tam 14 aydır sadece bana ait olan bir alanda yalnız başıma kalmamışım hiç! Dile kolay, tam 14 ay. Bazılarınız “Ne olmuş ki!” diyebilir. Benim gibi kendine ait alanı olmadan nefes alamayan, hep köklerine bağlı yaşamış, rahatına düşkün biri için mucize gibi bir şey bu ama yaptım işte. Köklerimi söktüm ve orası, burası demeden diyar diyar gezdirdim. Elbette bunu geri döneceğim düşüncesiyle yaptım, başka topraklarda yeşeremeyeceğimin bilincindeydim. Ne var ki bu süreçte evime, yaşadığım şehre yabancılaşmışım. Köklerim de artık betona değil toprağa, doğaya salınmak istiyor sanki ama nasıl yapacağını bilemiyor.

Ben böyle kara kara dönsem mi dönmesem mi diye düşünürken bir arkadaşım Olympos’ta bir yer yoga eğitmeni arıyormuş dedi. Dolunayın olduğu gün geldim görüşmeye, birkaç gün sonra da taşındım buraya. Madem akışla gidecektim vardı elbette bunda da bir hayır. Şimdi denizden uzaklaştım biraz, çam ormanlarının içindeyim. Sabahları folluktan yumurta topluyorum çocukluğumdaki gibi. Yaratıcı enerjiye alan açmaya niyet etmiş, henüz tam olarak faaliyette olmayan, doğa içinde güzel bir yer. (Burdaki ilk dersimi verdim gerçi.) Ziyadesiyle kendime ait alanım ve zamanım olasına rağmen zihnim rahat bırakmıyor yine şehir diye tutturuyor. Kırmızı çadırda olmam sebebiyle belki duygularım allak bullak, kararsız bir hal üzerimde. Dün telefon geldi, haftaya Antalya’daki bir stüdyoyla görüşmeye gideceğim ders vermek için. Bakalım yollar ne tarafa götürecek…

Son dönemden yeni haber,  instagramlı oldum ben de artık, yıllaaaaaar sonra! Merak ederseniz beklerim 🙂 @seraptutuncuyoga

20170911_085459-1

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s