fatma- 12. gün- bana yolculuk deme n’olur…

Leros’ta karşıladığımız yeni ay ne ara bu kadar büyümüş diye düşünüyorum havalimanın girişinde ayla karşılaşınca. Ayın  bir hali var ya hani; sanki başını merakla aşağı eğiyor biraz. İşte o zaman açısı sokak lambalarıyla aynı oluyor. Ben kafamı kaldırıp ona bakıyorum, o boynunu bükmüş bana bakıyor. Ay pardon sokak lambası sandım ben sizi diyorum kendisine. Gülümseşiyoruz.

Bir sonraki karşılaşmamız on sekiz gerçek saat ve beş saat dilimi sonra; ertesi akşam. Gündüzü uçarak yutan bir iş gününün sonunda Taipei’de ay çoktan daha tombul. Kısa yürüyüşün ardından otele dönerken sol yanımda kocaman bir reklam tabelası var.

IMG_1660

Kafamı kaldırınca aynının çok daha büyük bir versiyonunu bir koca binanın cephesi boyunca aydınlatılmış halde  görüyorum. Yoga  kursumuz için bir uçak, iki tekne ve daha bir sürü başka vesait ile çıktığım bir yolculuktan yeni dönüp daha dinlenemeden bu sefer de iş için bunca saat yol geldikten sonra bu yoga journey lafı hiç hoşuma gitmiyor. Halbuki ben de kim bilir kaç defa kullandım bu tabiri; yoga yolculuğum, benim yoga yolculuğum. Meh!

Nereye gidiyoruz hemşire? Niye bu kadar hazırlanıyoruz, son moda taytlar, son model matlar, bralar, üyelikler, festivaller, ithal hocalar, eğitimler, kamplar, inzivalar…. Ne oluyoruz? Kimseyi tenkit etmek değil amacım, kendime de soruyorum aynı soruyu; nereye gidiyorsun hemşire? Geri dön!

Yolculuk lafının canımı neden böyle sıktığını merak ediyorum, cevap hemen geliyor. Yolculuk deyince ben hemen  bir yere gideceğiz ama sonra eve geri döneceğiz diye düşünüyorum. İş için düştüğüm, tatil için ya da uzaklarda yaşayan yoga öğretmenlerim ile olmak için çıktığım yollardan hep eve döndüm çünkü. Yolda hep daha özgür, daha hafif, daha mutlu hissettim; eve dönüşlerdeyse hep biraz buruk. Eve dönerken bunca yıldır içini doldurduğum kimliğimin gerektirdiği ne ise onu giyinmek zorunda hissettim kendimi. Hep biraz dar geldi o giyisi.

Yoga yolculuğu deyişi bir de yogayı ”orada bir köy var uzakta”  gibi bir yere yerleştirdiğinden sevimsiz geliyor galiba kulağıma. Bana yolculuk deme nolur. Şöyle şeyler duyuyorum: Yoga orada, olduğun yerden uzakta. Yola düş, ona er! Sonra geri dön ve hayatına kaldığın yerden devam et. Varmak istediğin  ferah alan, olmak istediğin rahat Fatma hep o yolun sonunda. O yol aranızda engel. Uzaklık. Mesafe.

Bunlar benim son derece kişisel ve son derece sıkıcı sıkıntılarım. İç sesim gidilecek bir yer yok deyip duruyor. Bir yere gitme, buraya geri dön. Varılacak bir yer yok. Çok gittin. Hep gittin. Hep kaçtın. Geri dön. Yoga yolculuk değil yolun kendisi diye tekrarlıyorum. İçimde konuşup duran,  görünüşte kimseleri ama en başta kendini hiç beğenemeyen  o ses susunca bunu biliyorum.  Doğru mu söylüyor, yanlış mı söylüyor diye düşünmeksizin kulak verip sansürlemeden yazınca bir sürü şey öğreniyorum  o sesten kendim hakkında. Burada böyle kendi kendime konuşuyorum huzurunuzda. Neyse…

Leros’ta yatak odalarımızın kapılarının açıldığı salonu kullandık yoga alanımız olarak. Gün içerisinde Beste ile paylaştığım odama gitmek için o salondan her geçtiğimde hala varlığımızla dopdolu geldi o alan bana. Ayakkabılarımı dış kapıda çıkartıp içeri adım attığım her sefer sanki kutsal bir alana giriyormuşum gibi düşündüm. Son gün kapıda durup son defa içeriye baktığımda artık boştu salon. Yogamız da bizimle birlikte toparlanmış, salondan çekilmiş sanki. Bundan daha güzel ne olabilir, nefeslerimizle bedenlerimizle yarattığımız şey  kadar, yaşam kadar güzel ve kutsal ne olabilir? Biz canımız ile doldurmuyorsak içlerini ne salonlar yaşıyor ne de asanalar. Bu boş haliyle olduğundan daha geniş gözüken bu salonu bir başka salon ile eşleştiriverdi hemen zihnim. Küçükken ailemle gittiğim, hatta ara sıra bir kaç günlüğüne yatıya kaldığım bir köy evini hatırladım. Kimin eviydi anneme sorsam bilir ama benim hafızamda akrabalar üzerine yağmur yağmış suluboya gibiler…herkes birbirine karışıyor. İki kanatlı evin sağı ile solu arasında, her iki yandan kapıların açıldığı aynı böyle kocaman ve bomboş bir alan vardı. Ben küçük olduğumdan mı öyle kocaman gelirdi o salon bana bilmiyorum ama  bir evin içinde hiç bir eşya olmayan, hiç bir amaçla kullanılmayan böyle bir alana sahip  oluşu beni acayip mutlu ederdi. O  ferah alanın içinde bir uçtan diğerine döne döne koşarak, kahkahalar atarak, dans edip şarkı söyleyerek epey  zaman geçirirdim. Öyle bir ferahlık duygusuna ulaşmak için zamanda bir yolculuk mu yapmam lazım?

Bu yolculukta; yogik yolculuğumu demiyorum, yoga kursuna katılabilmek için yaptığım çok vesaitli fiziksel yolculukta ne çok endişelendim, ne çok içim daraldı bir bilseniz. Ağzımdan çıkan her kaygı cümlesini kulağım işittikçe üzüldüm de.

Bu gün kırmızı çadırın kapısında oturduğum günlerin üçüncüsü. Günlerdir en çok duyduğum şey boş konuşmalarım. Boşluğu doldurmak için manasız laflar edişim. O manasız laflarla kendimi hiç istemediğim şeylere bağlayışım. Sıkış tıkış; içimi ve dışımı dolduruşum.

Kafamda bir boş alan yaratmak istiyorum. Kalbimde bir başka boş alan. Bedenimde boş alanlar. Hayatımda. Sözlerimin arasında. Sonra içinde kahkahalarla, döne döne koşmak, sadece rüyalarımda yapabildiğim gibi parandeler atabilmek.

Uzundur yazmadığımdan galiba bu yazı böyle birazcık kopuk kopuk. Yarın sabah kalkıp o kopuklukları yoga ile birbirine bağlayacağım. Daracık şekillere girip girip içimde ferahlıklar yaratacağım. Bir yere gitmeden bir hale varacağım. Olan neyse o. Hocamın dediği gibi:  Olan ne ise gerçek o. Ne gerçek ise o oluyor. Burada ve şimdi.

 

fatma- 12. gün- bana yolculuk deme n’olur…” üzerine 11 yorum

  1. incognitans dedi ki:

    “benim hafızamda akrabalar üzerine yağmur yağmış suluboya gibiler…”

    “Kafamda bir boş alan yaratmak istiyorum. Kalbimde bir başka boş alan. Bedenimde boş alanlar. Hayatımda. Sözlerimin arasında. Sonra içinde kahkahalarla, döne döne koşmak, sadece rüyalarımda yapabildiğim gibi parandeler atabilmek.”

    Fatmacım yine ne güzel ifade bulmuş duyguların, düşündüklerin. Pırıl pırıl. Ne iyi geldi bir bilsen seni duymak.

    Liked by 2 people

  2. kemrasa dedi ki:

    Her yolculuk eve dönüş ile mi sonlanır Fatma?

    Ya da yolculuk sonuda eve dönen gerçekten aynı kişi midir?

    Tekamül evrenin işi değil midir?

    28Gün Yoga’da adım Edip’çiye çıktı ama şimdi Kavafis’e bir selam çakmak geldi içimden

    Pazarın güzel geçsin

    Kemal

    Liked by 1 kişi

    • fatma dedi ki:

      Sevgili Kemal,
      sana cevabımı t. s. elliot’un dört quartetinin sonuncusuyla vermek isterdim ama içime sinen bir türkçe çevirisini bulamadım.

      ”We shall not cease from exploration. And the end of all our exploring will be to arrive where we started and know the place for the first time.” cümleleri ünlü olan şiir hani.
      Bir yere gittiğimiz konusunda şüpheliyim anlayacağın.
      kavafis’den de çok farklı düşünmüyorum aslında.
      Son lafım da şu olsun: yahu adın çıkacaksa edip’çiye çıksın. ne mutlu sana 🙂
      sana da güzel pazarlar ve hatta pazartesiler :))

      Liked by 1 kişi

  3. kemrasa dedi ki:

    Ben de farklı düşünmüyorum ve hatta farklı yaşamıyorum!

    Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin.
    .
    .
    .
    Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
    Bu şehir arkandan gelecektir.
    Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
    aynı mahallede kocayacaksın;
    aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
    Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
    Başka bir şey umma-
    .
    .

    Neredeyse bir hafta oldu Bodrum sayfasını kapatıp şehre döneli. Şu an yaşadığım yer çok da ev değil; Kurtköy civarında garsoniyerden hallice bir stüdyo. Ama dün Cihangir-Nişantaşı ve bugün de Kadıköy sokaklarını arşınladım uzun uzun. Ve galiba bu mahallelerde kocayıp burada kır düşecek saçlarıma.

    Sevgimle

    Liked by 1 kişi

  4. Kalemtıraş dedi ki:

    Fatmacığım,
    1. Cümlelerindeki şiirsel içtenliği ben de es geçemeyeceğim ve seni muhakkak öykü konusunda cesaretlendirmek isterim. Alt yapı tamam. İç yapı tamam. Sana ilham verecek bir kaç öykü okuduktan sonra kaleminden edebiyatımızı zenginleştirecek çok iyi yapıtlar çıkacağına eminim.

    2. Leros’daki kaygıların? Bana hiç öyle gelmedi. Hatta son gün seninle ne güzel vakit geçirdik, Nong Khai ahalisini çekiştirdik, sardalyeler yedik, selfieler çektik…

    Beğen

    • fatma dedi ki:

      Defne Hocam, sizden bunları duymak benim için ne güzel şey, nasıl seviniyorum bir bilseniz. Yazmaktan çok keyif alıyorum ama yazdıklarım bir hikayeye dönüşmüyor. Atölye için çok hevesli, heyecanlıyım.
      Kaygılardan bahsederken pek net olamamışım. Kaygılar geliş yolunda sürekli ağzımdan çıkan endişe cümleleri idiler. Ya yetişemezsek, ya kaçırırsak vs. bayağı gergindim Leros’a varana kadar. Sürekli en kötü durum senaryoları yazdım durdum. Şükür, vardıktan sonra sustu endişeli zihin. Her günümüz çok güzeldi, hele son günümüz harikuladeydi hocam.

      Liked by 3 people

  5. aylinparmaksiz dedi ki:

    “Kafamda bir boş alan yaratmak istiyorum. Kalbimde bir başka boş alan. Bedenimde boş alanlar. Hayatımda. Sözlerimin arasında. Sonra içinde kahkahalarla, döne döne koşmak, sadece rüyalarımda yapabildiğim gibi parandeler atabilmek.”
    “benim hafızamda akrabalar üzerine yağmur yağmış suluboya gibiler”

    Fatmacım ben senin şiirsel dilini çok seviyorum.Defne hoca gibi ben de seni öykü yazmakla ilgili cesaretlendirmeyi çok isterim. Yolculuk konusunda aynı hisleri paylaşıyoruz🤗💙

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s