Tansel; Gün Sıfır

Gün “0”, sıfır.. Boş, başlangıç, dairesel. Tıpkı ayın dolun hali gibi yusyuvarlak. Simge olarak ortası boş daire ile tanımlanmış bir şekil. Arap matematikçilerin icat edip sayılar alemine hediye ettikleri bir kavram. Bu konuda hatrı sayılır araştırmalar yapılmış, kitaplar yazılmış; şu anda özet olarak bile hafızamda yer almıyor, o yüzden bu konuya daha fazla girmeyeceğim. Matematik ve felsefi olarak çok bir şey diyecek vasıfta değilim zaten. Ama kendimi de üzerine biraz düşünce üretmekten alıkoyacak değilim.

Sıfır; yokluğun, olmayanın, başlangıcın hemen öncesinin, kendisi ile muhatap olunduğunda muhatapını kendine dönüştüren müthiş bir güce sahip. Boşluğun, olmayanın, bilinmeyenin gücü belki de. Şimdi gel de buna eksi-artı bir değeri yok, içi boş deyiver bakalım. Kara delikler gibi, kavramsal olarak da kara bir delik aslında sıfır. İçine düşüyorsun, seni içine alıyor ama bir çıkışı var mı, ya da orada ne var içine düşmeden bilemiyorsun. İçindeyken anlayabiliyorsun ama dışında yer aldığında onu ve orayı sanki tam tarif edemiyorsun. “Sıfır noktasındaydım” diyorsun, “sıfırdan geldim bu noktaya” diyorsun ama sıfırdayken ne olduğunu tam bilemiyorsun. Orada kalmak çok zor, sıfır sıkıcı bir yer muhtemelen gözünde, zihninde. Sıfırdayken sen kendini değersiz hissediyorsun. Öyle mi?

Mistik, spiritüel ve benzeri düşünce sistemlerinin, öğretilerin varmaya çalıştığı yer aslında sıfır noktası, yani bir başka deyişle hiçlik. Hiçlik; bu dünyaya ait olmayan, bu dünyanın ötesinde bir yer, bir hâl. Şimdi bir sürü kelime ile içini doldurmaya çalıştığım, ama bir türlü tam ifade edemediğim.

Bu kez yazmaya başlama kararımızı dolunayda verdik. Daha doğrusu Defne hocamız yeni yılda tekrardan yazalım mı diye tetikleyince, olasılıkla benim gibi diğer öğrencilerin uyuşuk parmakları harekete geçti, geçecek. Yine tahmin ediyorum (ve Ayça’nın da ifade ettiği gibi) sessizliğin tembelliğine sırtımızı yaslayıp bir hareket bekler olduk yazmak için, niyeyse. Genelde yeni ayla başlardık. Yeni ay -bilimsel ve/veya astrolojik olarak- ayın hilal hali değil de güneş tarafından aydınlatılan yüzünü hiç göremediğimiz hali. Aslında varken olmayan, görünmeyen, hiçliğe daha yakın bir tanım. Dolunay ise tabiri caizse tabak gibi karşımızda duruyor. Yusyuvarlak, şeklen sıfır gibi ama içi dolu, adı da dolu. Fatma Defne Hoca’ya sormuş blog’da yazılara başlarken “şimdi 14-15 mi sayalım, yoksa 0’mı” diye, Defne hoca sıfır diye yanıtlamış. Benim benzeştirmem de o noktadan hareket ediyor aslında.

Dolunayı sıfır olarak kabul etmek. Dolunay (ve yeni ay) günleri yoga yapmadığımız günler. O gün yogasız, sıfır. Yoganın olmadığı gün sıfır gün olarak çeteleye işaretleniyor. Peki sen o günler dışında yoganı yapmadığında sıfır değerde misin? Kendine her gün bir değer biçiyor ve bunu yaptıklarınla ve yapamadıklarınla mı belirliyorsun. Seni değerlendiren sen, kimlerden oluşuyor, jüri önünde havalı konuşmalarını yapan iddia makamını kim temsil ediyor. Tokmağı vurup karar! diye ünleyen kim?

İtiraz ediyorum sayın yargıç, müvekkilim o günün gecesinde kendine yöneltilen ağır ithamları hiç de haketmeyecek biçimde motive olarak yastığa başını koymuştu. Ancak sabah, içindeki anlamsız boşluk duygusu nedeniyle kalkmak ve kalkmamak arasındaki düşünceler eşliğinde uyuyakaldı. Burada saygıdeğer jüri üyelerine özellikle belirtmek isterim ki; müvekkilimin asla kötü bir niyeti yoktu ve bilinçli hareket etmiyordu. Uyku sersemliği kendisinden faydalanarak, akşamki hurmaları da kullanmak suretiyle müvekkilimi tekrar uykuya çekmiş ve o günkü yogasını yapamamasına sebep olmuştur. Bu durumda müvekkilimin beraatine yönelik kararın alınmasında sizin değerli görüşlerinizin ne kadar etkileyici olacağını tekrar hatırlatır, müvekkilimle empati kurmanızı rica ederim.

Sıfır günü böyle eğlenceli diyaloglar eşliğinde yüzleşilebilen bir gün olamıyor maalesef. Suçluluk duygusu, seni ya ondan koşturarak kaçtığın, ilgini, algını başka şeylere yönelttiğin bir ‘sen’e dönüştürüyor, ya da bütün gün beynini didikliyor bık bık. Bu hallerden sıyrılmak gerek sangamu. Yetişkin zihin ve çocuk zihin arasındaki fark bu. Sorumluluğu üstlenip, bu koşulların oluşmasına katkı sağlayan durumların farkında olup ona göre hareket etmek gerek diyorum kendime. Ve ne zaman ki kaçış söz konusu, hemen uyan bu duruma. Demek o sıralar yüzleşmen gereken bir şeyle karşı karşıyasın, niye ıskalayasın ki, bak hazır yüz yüze gelmişken ona, o gölgeye. Bulacağın, göreceğin şey yine sensin, senin daha azın, daha değersiz bir versiyonun değil o, tastamam kendin. Bakmazsan, göremezsen eksik kalırsın aslında. O yüzden, o yüze bakmalısın. Kaçıyorsan kaçana da bakmalısın, arkasından söylenerek yırtamazsın, söylendiğin de kaçan da sensin aslında. Ne müthiş bir oyuncudur zihinimiz, küçük benimiz, bizi her daim çırak çıkaran bir üç kağıt ustası. Ustalığı öğretmenliğinden kaynaklı, saygıda kusur etmemek gerek.

Sıfır hiçlikle dolu, hiçlik ise içinde her şeyi barındırıyor. Yaşasın paradoks!

Serbest çağrışımlar eşliğinde, oradan oraya savrulan zihinimin derdi şu aslında; sana yazmayı da, seni okumayı da çok özlemişim sangha! Şükür kavuşturana.

Sıfır geçti, yarın bir. Sevgiyle.

Tansel; Gün Sıfır” üzerine 5 yorum

  1. oradanburadan dedi ki:

    Tansel, çok özlemişim yazılarını. Susuzluktan çıkmış gibi kana kana okudum, sonra döndüm bir daha okudum, düşündüm. Müthiş bir tembellikten çıkış yazısı olmuş 🙂 Çok sevgiler…

    Liked by 2 people

  2. fatma dedi ki:

    ”niye ıskalayasın ki, bak hazır yüz yüze gelmişken ona, o gölgeye. Bulacağın, göreceğin şey yine sensin, senin daha azın, daha değersiz bir versiyonun değil o, tastamam kendin. Bakmazsan, göremezsen eksik kalırsın aslında” ilaç gibi geldin, hoşgeldin arkadaşım ❤

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s