Ayça – Gün 1: Erken Baskı

Merhaba Sangacım,

Yogaya başladım, karanlıktı. Yoga bitti, hala karanlıktı. Oturdum bu yazıyı yazıyorum, dışarısı inadına karanlık. Neden diyecek olursan saat sabahın beşi de ondan. Bu saatte niye ayaktasın diye sormaya devam edersen, cevabı daha uzun. Onun için olayları dün akşama sarmam lazım.

Hani dünkü yazımda demiştim ya artık olaylara ve hislerime o kadar takılmamaya çalışıyorum, geçip gitmelerini izlemeye çalışıyorum diye. Hayat işte, yandan çarklı bir gülüşle “O işler öyle kolay değil Ayça Hanım. Gel bakalım, kırktan önce son bir sınavımız var” diyerekten akşam akşam beni sözlüye kaldırdı.

Çıktığımız evin sahibi, depozitonun üstüne kondu, evde olmadık eksik gedik çıkarıp duruyor. En son akşam yaptığımız konuşma, anlayamadığım bir şekilde ters bir hal aldı. Biz yapıcı öneriler sunmaya çalışırken aniden “Yarın anahtarımı istiyorum” şeklinde keskin, soğuk ve tepeden gelen bir cümle, benim bütün dengemi alt üst etti. Sinirimden mi, kırılmışlığımdan mı, bu kadar kesin bir cümle karşısında edilecek laf bulamayıp donup kaldığım halden çıkabilmek için mi bilemiyorum, bir posta ağladım. Galiba en çok insanın ters yüzü bu kadar sert ve hazırlıksız yüzüme çarptığı için yaşadığım hayal kırıklığından ağladım. Sonra sakinleştim. Ertesi gün mücadeleye devam etmeye, haksızlık sürerse de elimden gelenleri yaptıktan sonra hayata havale etmeye karar verip yattım.

Yattım yatmasına da, uykumun arasında gözümü açtığımda kafamın içinde birileri konuşmaya devam ediyordu: “Onbeş yıllık evin süpürgeliklerini biz onbir ayda nasıl çürütelim? Biz öyle bırakmadık diyor. Nasıl ispatlayacağız? Oranın öyle çürümesi için iki gün su içinde kalmış olması lazım. Parkelerde kabarıklık yok. Gel de anlat bunu! Pufffff.” Saate baktım: “Sıfır üç sıfır bilmem kaç. Kalkmaya daha var. Ama şimdi tekrar dalarsam kalkma saati çok daha acıklı olacak. Hem uykumu da almış gibiyim. Haydi bir gayret…”

İyi ki de kalkmışım. Doya doya bir kavuşma yogası yaptım. Vakit de bol, istersen üç saat yoga yap, karışan bulaşan yok. Yılın son günlerinde başlayan kırmızı çadırın sonuna eklenen dolunay sebebiyle verdiğim zorunlu aranın ardından bol parantezli sindire sindire bir yoga oldu. Gerçi akşam kafa dağıtmak için birbiri ardına o kabuklu fıstıkları yemeseydim iyiydi. Her bir kabuğu elimle ezerken sanki eski ev sahibinin kafasını eziyormuş gibi mi hissettim nedir, avuç avuç gitmiş fıstıklar mideye. Tabii bu kadar erken uyanacağımı da tahmin edemedim. Sindirim için yeterince zaman kalmadığından yoga sırasında fıstıklar bolca varlıklarını hatırlattılar bana sağolsunlar. Sonrasında da fırsat bu fırsat, erken baskıya yazımı yetiştireyim dedim. Kafanı şişirdiysem kusura bakma Sangamu. Suskunluğun daha iyiydi demezsin umarım 🙂

Bugün resmi olarak Gün 1. Gün 0’da keyifli bir başlangıç yaptık döngüye. Tansel nasıl güzel bir sıfır yazısı yazmış! Ve canım Ali’nin karışık kafası, Fatma’nın ergen bunalımı, Aylinciğim’in ay ile sohbetleri, Alper’in her zamanki içtenliği…kelimelerinizin ucundan sesinizi duymak çok iyi geldi, iyi ki varsınız! İyi ki varsın Sanga!

Ayça – Gün 1: Erken Baskı” üzerine 2 yorum

  1. Kalemtıraş dedi ki:

    Sevgili Ayça,

    İnsanların tersliği ve kabalığı karşısında incinmek son derece insani bir şey. İncinme anında geri çekilmek, yara birazcık kabuk bağlayınca (ertesi gün) doğrun ne ise onu konuşmak da akıllıca. Bir zamanlar birisi bana demişti ki “kimse bir diğerine saldırmaz, herkes kendi yarasını korur”. Ev sahibinin de bir yarayı koruduğunu düşünürsen belki rahatlarsın. Onu sev ve anla diye söylemiyorum. Birinin sana saldırmak niyeti ile hareket etmediğini bilmenin özgürleştirici bir etkisi var, onun için söylüyorum. Geçenlerde terapistim bana bir de şunu söyledi: You need to chosse your battles, you cant fight them all, it is too much negativity if you chosse to fight them all. Bu da aklında bulunsun. Savaşmaya değer bir battle mi bu? Yoksa değil mi? Değer ise o güçle girersin muharebeye. Değil ise bir negativity eksik olur hayatından.

    Sana ve ailene iyi yıllar dilerim.

    Liked by 2 people

    • oradanburadan dedi ki:

      Sevgili Hocam,
      Ben de akşam tam bu şekilde düşünmeye başlayınca sakinleşmeye başladım. Karşımdakini haklı çıkarmak (suçu üstlenmek) ve onun da yaralarının olabileceğini anlamak arasındaki ince çizgide gittim geldim bir süre. Davranışın kişiliğime yönelik olmadığını bilmek gerçekten farklı bir bakış açısı kazandırıyor insana.
      Bu arada savaşmaya değer olup olmadığını değerlendirmek çok akıllıca bir tavsiyeymiş, kesinlikle uygulayacağım!
      Hasta hasta vakit ayırdığınız, yol gösterdiğiniz, bir kez daha elinizi omzumda hissettirdiğiniz için çok çok teşekkürler.

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s