fatma- 3. gün / kısa bacaklara iade-i itibar

Bu sabah yogam da oturuşum da dünden daha uzun sürdü. Size yazdığım gibi yaptım ve ısınmaları uzunca tuttum; on değil yirmi defa çevirdim eklemlerimi. Nedense hep stüdyo udiyanalarından daha derin olan  ev udiyanaları  ve ardından da geçen ay çalıştığımız seriye doğru minik adımlar, onlardan sonra iki güneşe selam, bir asana, on dakika oturuş, istiklal marşı, kapanış 🙂

Yıl sonu buhranımın bulutları yavaş yavaş dağılmakta. İçimin rüzgarları esmeye başladı diye olabilir mi? Ben bu son bir kaç günü üzerimde bir ağırlık, kalbimde bir karanlık ve genel olarak bir çöküş olarak yaşadığımdan bu sabah yogamı pre-buhran günlerime kıyasla ne kadar da (yerden) yüksekten  yaptığımı farkedince şaşırdım. Nereye gitti bütün o ağırlık, neden çökemiyorum?

Ağırlık bedenimde değil tabi, kafamda. Kafam ne kadar dolu ise, bedenim o kadar boş, o kadar sahipsiz kalıyor. Bütün aktivite kafada olunca yer ile bağlantım kesiliyor. Yükseğe çıktıkça basınç düşer de bir uğultu, bir uçuşma olur ya…onun gibi.. Üstelik bu sefer bir de ay çekti başımızın tepesinden, bütün yengeçliği ve süperliği ile.

Velhasıl bir kaç gündür kıçım yerden çok uzak sangacım ve itiraf etmedeyim ki  günün birinde kıçımın yere yakın olmayışına üzüleceğimi kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. . Ben eskiden ”kıçı yere yakın olandan korkucaksın”  deyişininin olsa olsa kısa boylu bir görümceden çok çekmiş ya da götten bacaklı, şirret mi şirret bir elti ya da kaynananın elinde doğduğuna pişman olmuş gelinler tarafından icad edilip nesilden nesile aktarılmak suretiyle günümüze kadar ulaşmış bir deyiş hatta bir nevi ”code” olduğunu düşünüyordum 🙂

Sonra bu yaz (Defne Hocamız Olmayan) D. hocamız bir derste bize bir soru sordu ve kıçı yere yakın olandan neden korkmamız gerektiğini tek hamlede ve çok net olarak anladım. Aynı anda başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Kırkımı aşmam rağmen hala bir kaynana bulamamış olmamın  sebebi yıllardır  günahını aldığım elti, görümce ve kaynanaların laneti olabilir miydi  ? 🙂 (bu gülen suratları sitkomlardaki gülme efekti gibi kullanmaya başladım galiba. Burası komik bak sangacım, ben başlıyorum sen de ardımdan gül gibi.)

D. hocanın sorusuna döneyim. Hocamız iki tipten bahsetti bize: birincisi ayak parmaklarının üzerinde yaylanan, göğsünü şişirip, boynunu uzatıp efelenen, dayılanan bir adam. Diğerinin ayaklarının arası açık, dizleri bükük, kıçı yere yakın; onun vücudunda da bir hareket var ama yukarıya doğru değil; aşağıya, yere doğru daha çok . Soruyu çoktan tahmin etmişsinizdir:  Bu adamların hangisinden korkmalı? Cevabı da tahmin etmişsinizdir tabi: Kıçı yere yakın olandan. Çünkü kıçı yere yakın olan her an herşey yapabilir. Onun yere yakınlığı bedeni ve gücü ile bağlantı içinde oluşunu söylüyor bize.  Diğerinin dayılanışı ise sadece kafasında; belki hayalinde sizi dövdüğü senaryolar yazmakla meşgul ama aşağıda, bedeninde, gücünün asıl evinde kimse yok, kapı duvar.

İşte ben kırk yaşında ve bekar, kıçı yere yakın olandan neden korkmamız gerektiğini böylelikle nihayet anlamış oldum sangacım. Kaynana mevzusu şaka elbette ama aklımdan sırf gıcık olduğum için ”aman kıçı yere yakın olandan korkucaksın zaten” diye *ok attığım kız arkadaşlarım geçti akabinde.  Hepsinden huzurunuzda özür dilerim. Yere yakın kalçalara, kısa bacaklara iade-i itibar. Hayatımın geri kalanını kıçımı yere bir santim daha yaklaştırabilmek için mevzu bahis yerim dahil her tarafımdan ter akıttığım bir yogaya adamaya karar vermiş olduğumdan, ödeşmiş olduğumuzu ümit ediyorum.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s