Begüm ~ Parlıyor yeşil tarafımız kendi aydınlığında, içimde bir soğukluk, dışımda bir Begonya*

 

İşleyen demiri ışıldatan neyse, asana ve nefesle işlenen bedene de bir kıvılcım sunacaktır illa ki. Zirvede bir yerler sayılan aydınlanma değil bu. Bir an içinde bir bilişe tutulmak, zaten var olanı anımsayıvermek ve huşu içinde gülümsemek değil. Kendi çevreni parlatabildiğin, loş bir ışık olarak tasvir edebiliriz. Bu ışın demeti sadece kendimizle sınırlı ve bize bir duru görür bakış açısı vadetmiyor ya, dün bahçesi de vadetmiyor… Gözlerimizi kısıp dikkat kesildiğimizde; üzerimizdeki fazlalıkların eğretiliğini, refleksif alışkanlıklarımızın ağırlığını artık fark eder oluyoruz. Bu anlık yıldırım etkisi ile çok kısa süreliğine de olsa bir gerçeklikle yüzleşebilirsek, bir sonraki ışıma anı mili saniyelik artışlarla bizi karşılamaya başlıyor. Bu bilgi salt deneyim değil, yapılan akademik çalışmalar da giderek artan yoga çalışmaları ile birlikte; bedenimizin zihinsel haritasını oluşturan alanların  genişlediğini belirtiyor. Stresin düzenlenmesi için kritik önem taşıyan hipokampus ile dikkatimizi odaklamamızı sağlayan parietal korteks de yoganın açtığı dünyayla giderek ferahlamakta. Belki bizim o ışıma anlarımız, hormonların tutsaklığından sıyrılıp beynimizin derin huzurunu fark edebildiğimiz  kısacık sürelerdir. Lakin bu anlarda karşımıza çıkan gerçeklikler mutlak bir huzur kapısı aralayacak değil.

Dost olarak adlandırılan  ama tozlu raflarda çoktandır eprimiş bir eski arkadaş, varlığına katlanılan bir kimse, ya da görmezden gelme yetkinliğimizde bizi şampiyonluklara sürükleyecek hep dinlediğimiz o gereksiz ses karşımıza çıkabilir. Yıllardır iç içe olsak bile böyle anlarda biz de soruveririz: Sahi siz kimsiniz?

Üç yıllık, beş yıllık planlarımızın içinde kendimizi hangi işte, hangi ülkede göreceğimize dair iç görülerimizi hesaplıyoruz da, üç gün daha yanımızda bulunmaması gerekenleri tanımlamak da biraz çekimseriz.  Sorumluluk almayarak başlatamadığımız değişimler, atamadığımız adımlar, maalesef dersimizin bir sonraki ünitesine geçmemizi geciktiriyor. Hepimizin kitabı, öğretmeni, imtihanı başka olsa da; yerinde sayabilmek konusunda kararlı kader birliğimiz çoğunlukla hepimizi sınıfta bırakıyor.

Sevilmek için hep başarılı, hep kibar, hep ılımlı ve hep uyumlu olmaya çalışıyoruz. Hep. Çoğu zaman da oluyoruz. Olamazsak da vicdan muhasebesinde kendimize en ağır cezayı kesiyoruz. Müebbet. Kötücül kalbine rağmen her koşulda sevilmeyi hak ettiğini düşünenler ne kadar korkutucu gelse de; aklına esenleri yapabilmeleri, kendilerini kontrol etmeye çalışmamaları, sevileceklerine dair duydukları inanç  belki onları hepimizden bir kaç ünite ileri taşımıştır. Belki onların tek kusuru artık sadece kalplerine sevgiyi iletememektir.

Ekran Resmi 2017-12-18 23.28.25

 

İşte perdelerin kalınlığını az da olsa incelten bu ışığı yakalama anlarında sezgilerimize güvenip fazlalıkları uzaklaştırabilmeli. Öncelikle kişilerden başlamak en zoru olduğundan, umutsuzluğunuzu akıttığınız bir kalem, bir fotoğraf karesi, bir elbiseden başlayabilirsiniz. Belki Özdemir Asaf da “Herkes herkesi sevmesin, gerek yok.” dizelerini böyle bir zamanda kağıda dökmüştür. Kimilerini belki aklından belki kalbinden masa başında bu satırları yazarken silikleştirmiştir. Çünkü sevgimiz ne denli sonsuz olabilse de; kalbimizin odalarının sayısı belli. Eskiyi yok etmeden yeniyi değil içeri almak; etrafında bile dolaştırmıyor kalp. Bu kararlılık seviyesini bilinçli olarak hissetmek de her zaman mümkün olmuyor. İşte o ışıma anları; kalbimizin köşelerine gizlenmiş o gereksiz kuruntuyu, ayağımıza dolanmış o örümcek ağlarının kaynağını görünür kılıyor.

Işıkta bulduğumuz umduğumuz olmayabilir; ama mevcut durumu fark etmeden, olanı kabullenmeden değişim rüzgarlarıyla dans etmek mümkün olmuyor. Kalbimin odaları pür-i pak olsun, ışıl ışıl peri tozları gökyüzünden damarlarıma salınsın istesem de; shadow yogaya başlamamla artan kabuslar; işte bu aydınlıktaki karanlık. Bir gece daha aklıma uğramasınlar niyetiyle, elimde mızrağımla kabus avlıyorum ben de.

İçimizdeki soğuklukların, begonyaya evrilmesi dileğimle.

Olduğum gibi, işte.

Sevgimle,

B.

*”Parlıyor yeşil tarafımız kendi aydınlığında, içimde bir soğukluk, dışımda bir begonya” – Edip Cansever
Fotoğraf: Elena Kalis

Begüm ~ Parlıyor yeşil tarafımız kendi aydınlığında, içimde bir soğukluk, dışımda bir Begonya*” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s