Pınar – İtiraf

Sevgili Sanga,

Bugün sana içimi dökeceğim. Defne Hocanın son birkaç yazısı hepimizi derinden sarsıyor, hepimize başka bir tarafından dokunuyor, görüyorum. Özellikle şu cümle, okuduğum anda gırtlağımdan aşağı bir boşluğa yuvarlandı: “Bir şey yapmama gerek olmadığını, küçük bir varlık olarak ve tüm küçük varlıklar gibi korkmaya, üzülmeye, ağlamaya hakkım olduğunu ve en çok, en çok, en çok da yalnız olmadığımı hatırlıyorum.” Ve özellikle ilk başı. Çünkü benim küçük hissetmeye karşı alerjim var Sanga.

Ben oldum olası ufak tefek bir çocuktum. İlkokulda neden bilmem sürekli bir boy sırasına dizme halleri vardı bizi öğretmenlerin. Orada sondan ikinci, üçüncü filan olurdum genelde. Ufak tefek ve gözlüklü tipim genellikle sevimli bulunduğu için öğretmenlerin çoğu beni severdi. Ben ufak tefek olmayı hiç sevmezdim.

Çocukken hayatta kıskandığım iki şey vardı. Biri uzun boy, diğeriyse kızıl saçtı. Gece yatmadan daldığım sayısız hayalde çok kez içi kimyasal dolu bir kazana düşüp içinden cayır cayır yanan kızıl saçlarımla çıkmışlığım vardır. Boyumu ise hayallerimde uzatmaya hiç çabalamamışım anlaşılan, çünkü kızıl saçsızlığımın aksine, boysuzluğumun sonsuza kadar sürmeyeceğini uman, ve etrafımda Ankara’nın kavakları gibi fütursuzca boy atarak serpilen kız arkadaşlarımın varlığıyla bir gün belki onlar gibi olabileceğimi düşünen bir parçam varmış. Varmış heralde ki, o sıralar, 10-11 yaşlarım yani, Allah Baba ile tek bağlantımı bu boy mevzusu üzerinden kuruyordum. Allahım lütfen biraz daha boyum uzasın. Allahım lütfen regl olmayayım. Yoksa boyum hiç uzamaz. Allahım lütfen geç regl olayım. 

İşte bir gece, neredeyse yatağının dibinde diz çöküp istavroz çıkartan rahipler kadar yoğun yaşadığım bir dua seansından sonra uyuyakalmış, sabaha gözlerimi bambaşka bir güne açmıştım. Günlerden 30 Ağustos’tu, 1998 yılıydı. Bir önceki gece gözyaşlarımla noktalayıp havale ettiğim duanın karşılığını, oldukça net ve geri dönülemez bir şekilde almıştım. Çünkü o gün regl oldum. Allah Babanın bu espiri anlayışına çok bozuldum. Bir daha da dua etmedim.

Küçük olmaya alerjim var dedim ya Sanga, hayatımın da büyük bir kısmı bu küçüklük mevzusu üzerinden döndü dolaştı hep. Ben bu kadar illet oluyorum ya, illa bir yerden bulacak beni. Buluyor da. Yaşım oldu 32, geliyor buluyor beni. Kısa boylu olmak benim için bir ölüm kalım mücadelesiydi derken, o kadar da abartmıyorum. Benim gittiğim gibi kalabalık okullarda okuyan ve ufak tefek olan, üstüne üstlük bir de cinsiyeti kız olan çocuklar çünkü aç kalıyordu kantinde. Çok kez hatırlarım öğlen tenefüsünde yemekhanede üstüme üstüme gelen insan kalabalığının içinde kantinci amcaya botlarımın burnuna kadar yükselip para uzatmaya çalıştığımı, benden büyük sınıf öğrencilerin dirsek, kol, omuz darbelerine maruz kaldığımı, ve hatta çoğu kez aç kaldığımı. Bu yüzden hıncımdan, sinirimden ağladığımı. Ben çok sinirli de bir çocuktum Sanga.

Bu nedenle kendimce geliştirdiğim strateji şuydu. Öğlen tenefüsü zili çaldığı an yerimden bir şimşek gibi fırlayıp merdivenleri çifter çifter inerek kantine ilk önce varmak. Uzunca da bir süre yaradı. Bir gün beş basamak yukardan yere uçup çakıldım. Gözlerimde yıldızlar, başımın etrafında kuşlar uçmuştu. Onlar da hâlâ her padmasana’ya sol ayağımla girişimde bana göz kırpar.

Tüm bunlar bir yana, hiç de kendimi küçük ve güçsüz hissederek büyümedim Sanga. Böyle de bir oksimorondu benimkisi. Küçük köpek sendromu belki de? Her ne olursa olsun, sokakta oynayan son nesil olarak oldukça aktif bir çocukluğum oldu, ağaç tırmanmaktan futbol oynamaya kadar ne var ne yoksa yaptım. Yakartopta en çok canı ben tuttum. 25 kilo filandım bisikletimin arkasında 40 kiloluk arkadaşımı taşırdım. Eski model neredeyse dökme demirden bir bisikletim vardı, onu her gün 3 kat yukarı kendim çıkartırdım. O yüzden de şu gün bir arkadaşım bana sarılıp da ‘ay ne kadar miniksin’ dediği zaman hâlâ kısa da olsa bir şaşırma anı yaşıyorum. Ben çünkü çoğunlukla kendimi öküz gibi güçlü, ve evrende ciddi miktarda yer kaplayan bir canlı olarak duyumsuyorum. İnsanların beni bu kadar ‘küçük’ bulmaları aklımı karıştırıyor. Aynaya baktığımda ben kendimi öyle görmüyorum. Hiç öyle hissetmiyorum. İçimde bazen öyle şeyler kopuyor ki, bu ufak bedene hapsolduğum için, hüzün gibi bir duygu kaplıyor içimi sadece. Başka bir bedende olsam Hulk gibi bir şey olacağım, içimdeki hisler ona tekabül. Bir kız çocuğu olarak uzun boylu ve kızıl saçlı olmanın yanısıra, belki de en özendiğim hadise bir erkek çocuğu olmaktı, bu önemli detayı vermeyi unuttum Sanga. Şu yaşıma gelip de içimdeki vahşi dişinin hâlâ külkedisi misali uyumakta olmasının en büyük etkeni budur sanırım. Kız olmaktan nefret ederek büyüdüm. Kız olmak benim gözümde güçsüzlükle eş değerdi. Kızlar çok mırın kırındı, hiç zora gelemiyorlardı. Bense en zoruna gelecektim. İleride babam gibi araba kullanacak, suyuna yağına kendim bakacak, lastiklerini ben değiştirecektim. Ortalığın amına koyacaktım. Ama koyamadım, kızdım çünkü. Üstüne üstlük ufak tefek de bir kız. Eğer içimde aynı öfke ve tutkuyla dünyaya iri kıyım bir erkek olarak gelseydim, bu yaşıma gelemeden bir şekilde öleceğime dair inancım bugün hâlâ tam. Ya bir sokak kavgasında, ya bir maç çıkışında, ya bi kız meselesinde, kesin birilerine efelenip böbreğime bıçağı yemiştim. Kesin.

Hadi 158 ile barıştık diyelim. Peki ya yaşça küçük bulunma hadisesi? Bu da mı olmak zorundaydı? Bir sürü arkadaşım var benden kısa olup da benden daha büyük gösteren. Neden yine ben? Bu işte daha ciddi bir mesele.. Ya beni çocuk sanarlarsa? Şimdi kış ayları da geldi, kafamda kukuletam ayağımda öğrenci botlarımla adeta hermafrodit bir çocuk gibi dolanıyorum sokaklarda. En çok korktuğum şeydi bu, olduğumdan küçük algılanmak. Çünkü ciddiye alınmak istiyorum. Ciddiye alınmamak şu hayattaki en büyük korkularımdan biri olabilir. Lütfen beni adam yerine koyun ve beni ciddiye alın diye haykırmak istiyorum ‘ay çok minnoşsun ne kadar da küçük gösteriyorsun’ diyen herkese. Bir de sağ kroşemle dalmak. Benim satır aralarından cımbızladığım şey çok başka. Kendimi değersiz bir hiç gibi hissediyorum biri bana böyle dediğinde. Bir keresinde, daha yeni ders vermeye başladığım bir dönemdi, kendimden yaşça büyük bir kadına ders vermek için evine gidiyordum. İkinci dersimizin sonunda dersi kapatırken karşılıklı namasteleştik, “namaste benim küçük hocam” dedi öğrencim. Beynimden vurulmuşa döndüğümü hatırlıyorum. 30 yaşındayım ulan ben nerem küçük diye bağırmak istiyorum. Koskoca otuuuz! Ağız dolusu. Neden insanlar beni ciddiye almıyor? Ya bendeki bu bilgi birikimini sırf küçük gösteriyorum diye aktaramazsam? Bu minvalde bir şeyler geveleyerek ağlaya ağlaya olayı Defne Hoca’ya anlattığımı hatırlıyorum. Ne dediğini hatırlamıyorum ama muhtemelen yine çok yerinde bir şey söylemişti.

Psychemin derinliklerinden sana bir kesit Sanga.. Küçük, savunmasız, korkmaya hakkı olan bir varlık olduğuna inanmak işte bu yüzden ‘not my thing.’ Öte yandan, öğrenmeye geldiğim ders de bu. Kendi değerimi boyumdan, gösterdiğim yaştan muaf bir şeylerle ölçebilir miyim? Sürekli kılıcımı kalkanımı kuşanıp defansa geçmeden zayıflıklarımla kabul görebilir miyim? Küçük ve savunmasız hisseden o küçük kız çocuğunu bağrıma basabilir miyim? Benim sınavım da bu. Sertleşmek değil, yumuşamak. Güneşte olgunlaşan bir armut gibi.

Namaste benim küçük hocam.

Pınar – İtiraf” üzerine 8 yorum

  1. oradanburadan dedi ki:

    Pınarcığım, ben de seninle neden bu kadar benzer yönümüz var diyordum; boy kardeşliğindenmiş :)) küçükken bir dönem ben de uzun boylu olup salına salına dolaşma hayalleri kurardım. Sonraları baktım bu küçük olmak bayağı da avantajlı bir şey; otobüste, uçakta koltuğuna sığarsın, dizlerin ağrımaz; her türlü sporu yapmaya daha yatkınsındır, bedeninin hakimiyeti (uzun boylulara nazaran daha az bir alan kapladığı için) daha kolaydır…ha bir de yaş ilerledikçe küçük değil genç gösteriyorsun 😉 şaka bir yana, seni gözlerinin içine bakarak dinleyenler zaten o zarif bedende ne kadar güçlü, hakim ve zeki bir kadın olduğunu görüyor. Bu nefis yazı için teşekkürler!

    Liked by 3 people

    • pinarustun dedi ki:

      Bana yeni yeni geldi bu avantajlardan keyif duyma hâli. Bir de saçlarım beyazlamaya başlayınca çok hoşuma gitti. Şimdi yine ders çıkışında insanlar bazen siz kaç yaşındasınız, hangi okula gidiyorsunuz filan diye sorduklarında (ki bence yuh ama soruyorlar) otuz iki diş sırıtarak otuz iki diyorum 🙂 Bodur tavuk daim piliç şekerim.

      Güzel sözlerin için çok çok teşekkür ederim.

      Beğen

  2. fatma dedi ki:

    Pınarcım bir de buraya yazayım sana az evvel dediğimi; benim gözümde bir devsin. Bir de şunları yazayım da insanlık hallerimize beraberce gülelim.
    Ben 170 cmlik boyumla kendimi bir dev gibi hissetim hep. Yani aramızdaki bir düzine santimetre beni çok uzun boylu yaptığından değil, en yakın arkadaşım 1.82’lik bir kadın ve mesela işte o hakkaten uzun, ama muhtemelen bedenimi sevmediğim, bedenimden kopuk olduğum için, bu kopukluktan sebeple dengemi bulamadığım, zarif yürüyemediğim ve ne yazık ki bütün bunlara kendimi inandırdığım için, bedenimin orantısız olduğunu, şöyle on santim kısa, minyon, çıtıpıtı bir kadın olsam çok daha güzel, daha çekici, daha seksi olacağımı düşündüm. Yogaya başladıktan bir kaç sene sonra hislerim değişmeye başladıysa da bu sefer yapamadığım her poz için bedenime bozuk, minyon kızlara ise bok attım: foldable trolley (uçakta kullandığımız açılıp kapanan tekerlekli masa, bi katlıyosun küçücük incecik oluyor) gibi kız ya . O yapamıycak da ben mi yapıcam. Zaten yoga için minik olmak lazım. Hintler de pek uzun değiller hani . Kırk kiloluk bedeni yerden kaldırmak kolay, gel de benim dev vücüdumu kaldır mayuraya. Keşke daha zayıf olsaydım, keşke daha minyon olsaydım …vs. vs. Hep özendim anlayacağın canım.

    Öte yandan ne zaman birisi bana ”Fatmacık” diye hitap etse içimde bir ordu ayaklandı hep: ”ya ne Fatmacık’ı yaaa! Sen benim kaç yaşında olduğumu, hayatta nelerin üstesinden geldiğimi biliyor musun? Fatmacıkmış! Olum bas git yoksa dalıcam şimdi!*!!! ”
    Ve insanlar bana hep Fatmacık dediler; bakkal çakkal, manikürcüm, otoparkçı; olur olmaz insanlar Pino…En son da küçük grubumuzdan bunu okuyunca çok güleceğine emin olduğum can arkadaşlarımdan biri, ismini vermeyeceğim 🙂 Bu insanlar için sevgi ifadesi olan bu hitap hala içimdeki acizin starter’ına basıyor. Kendime diyorum; canım küçük gösteriyorsun diyedir, senin sandığın gibi seni küçümsemek için değildir. Ya da yumuşak olduğun içindir, çocuksu kişiliğin yüzündendir. İnanıyorum da söylediklerime. Bir de asıl duyman gerektiği içindir diyorum. Duyup da kendime naber kız Fatmacık diyebilmeyi öğreneyim ve herşeye bakıp güleyim diyedir kesin:) O yüzden senin yazın çok dokundu bana:) Namaste Küçük Hocam deyişini severim benim dev Pino’m.

    İmza: Senin Fatmacık’ın 🙂

    ps. bence hulk olup da zarif olmaya imkan yok. sence?

    Liked by 4 people

    • pinarustun dedi ki:

      ‘İçimdeki acizin starter’ına basmak.’ Süper deyiş. O an olan gerçekten de o. Bu düğmenin beni gafil avladığı çok oluyor. Yazıyı yazdıktan sonra şöyle bir enstantane de geldi aklıma, yazıya koyamadığım için çok hayıflandım! Bir gün, daha nispeten yeni oluyor bu olay, Cihangir Yoga’daki dersimden sonra bir öğrenci yanıma geldi. TT öğrencisiymiş, dersin akışıyla ilgili birkaç soru sormak istediğini söyledi. Ancak konuşmaya şöyle girdi: ‘Hocam bu arada anime karakteri gibisiniz! Çok tatlı bla bla bla bla’ Ben tabi anime karakterinden sonra söylediklerini duymadım. Anime karakteri ne abi? ahahahauhsuaha. Çok komikmiş gerçekten. Hadi tut ki öyleyim, bunu söyler misin? O an o kadar ne yapacağımı bilememiştim ki bu usturupsuzluğun karşısında Zeynep Aksoy usülü Straight Face’imi takınarak sorduğu sorulara cevap vermiştim. Sonra çok düşündüm, ben acaba kendi etrafımdaki alanı tutamıyor muyum, bu kadar açık mı görünüyorum ki öğrenci elini kolunu sallaya sallaya gelip bana anime karakteri gibisin diyebiliyor. Ego için fena bir baş ağrısı tabii. Sonra ben de fark ettim ki, aynanın karşısına geçip ‘şşt naber küçük hocam anime karakteri gibisin bugün!’ diye kendi kendimle dalga geçebilir hale geleyim diyedir tüm bunlar. Kuşkusuz ondandır.. 🙂

      Bu arada, sen hayatımda gördüğüm en zarif kadınlardan birisin. Bu çarpık maymun zihnimiz bize nasıl oyunlar oynuyor inanmak çok güç. Derste seni ilk gördüğümde bu kadının içinde bir ceylan var ceylan! demiş ve uzun bacaklarını, çıkık elmacık kemiklerini ve ceylan gözlerini uzaktan kesmiştim. (Asistan meğersem nelerle uğraşıyormuş) Bence buraya bu kadar kirli çamaşırlarımızın dökülmesi çok iyi oluyor. Defne Hoca’nın ‘sen önce kendine inan mı?’ adlı yazısında olduğu gibi kendi içimizden maalesef o kadar kopuk yaşıyoruz ki başkalarının yüreklendirmesi olmasa, başkalarının bizim hakkımızdaki yorumları olmasa, kendimize, kendi gerçekliğimize dair algımız neredeyse 360 derece ters olacak. O yüzden bir reality check oluyor bu blog yazıları, tüm bu yorumlar. 30 veya 40 yıldır kemikleşmiş bir inanç kalıbını buraya döktüğümüzde, biri diyince hop saçmalama! hiç de öyle değil! o zaman durup bir, bir saniye, belki de benim inandığım gibi değildir, benim düşündüğüm gibi değilse nasıl olabilir? diye sormaya başlıyoruz. (terapi 101). Böyle böyle de değişim başlıyor. Senin bir sonraki yazında yazdığın gibi bir kabul hali, kendinden bir memnun olma hali geliyor.

      Liked by 1 kişi

  3. incognitans dedi ki:

    Pınar müthiş yazmışsın müthiş. Okumaya doyamadım. Benzer durumun bendeki tezahürünü paylaşma isteği alevlendi bende. Senin fiziksel bedeninin dışına taşan auranda tüm o kendinde hissettiklerim zaten mevcut. Bence o gün vurgu küçükte değil hocamdaymış. Bütün jedi’ların hocasını, kungfu panda’nın hocasını da ayrıca hatırlatırım sana. 🙂 ❤

    Liked by 3 people

  4. aylinparmaksiz dedi ki:

    Pınarcım çok güzel yazmışsın. Ne kadar ortak duygumuzun olduğunu bir kez daha hatırlattın bana. Özellikle erkek çocuğu olma kısmıyla ilgili. “Kızlar çok mırın kırındı, hiç zora gelemiyorlardı” çocukken bir süre kız olmayı, onlar gibi görünmeyi reddettiğim, erkeklerin yapabildiği herşeyi onlardan daha iyi yapmaya giriştiğim, sürekli onlarla yarıştığım dönemimi hatırlattın bana. Tansel gibi bana da ilham verdin, önümüzdeki günlerde benden de bir itiraf yazısı gelebilir:) Başlığım bile hazır Çetebaşı:))

    Liked by 3 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s