Begüm ~ Ben Şimdi Bir Yabancı Gibi Gülümseyen, Tanımadığın Bir Ülke Gibi*

Kendine yabancılaşmak, kendini yakından hiç tanımamış olmak mıdır yoksa çocukluğundaki o saf özütün varlığını artık hissedememek midir? Kendisiyle arasında mesafeler koyan birinin başka birine yakın olabilmesi beklenebilir mi? Otomatik yaşamlarımız ışığında; sabah kalkıp gidilecek işler, yazılacak analizler, debug edilecek kodlar varken; günün yaklaşık sekiz saatini bu mekanik dünyayı yaşatmaya ayırırken insan kendi maneviyatına ne kadar yakınlaşabilir? Bu karmaşada değil ruh halini tanımlamak; grip olmak üzere olduğunun bile farkında olmayan biri sadece kendine değil; bize de yabancı bir kimse değil midir? İşkolik arkadaşlarımızın asıl meselesi kendine dair zihninden kulağına fısıldanacak tek düşünceye dahi tahammül edememeleri midir? Yoksa gerçekten işlerine başka hiç bir şeye vakit ayırmayacak kadar tutkuyla bağlılar mıdır? Bilemiyorum. İnsan sadece kendini bilebiliyor. Bir insan tüm insanlığın özetiyse bile; bu deyiş bir insanda her halin var olabileceği ihtimalini anlatmak için söylenmiş bir sözdür belki. Belki diğerlerinin kalbine kalbine yol almadan o özeti, sebeplerini kendi yaşantımızda fark etme imkanımız yoktur.

İnsanın kendine yakınlaşmasıyla birlikte tüm dünyaya duyduğu merhametin de kaynağı genişler oluyor. Bir olayı yargılamaya başlamanızla fark etmeniz bir oluyor. Bir dakika diyor iç ses o huzurlu tonuyla, hikayenin tamamını bilmiyoruz. Yargılamayalım. Aynı koşullar bire bir sağlandığında aynı davranışı sen de sergileyebilirdin diyor… Bazen de hikayenin bu “kendine yakınlaşamama” meselesi üzerinden aslında karşı taraf için, hikayenin kahramanı için de net olmadığını görebiliyoruz. Görünce insan bazen hadsizlik olduğunu bile bile bir yol göstermeye hevesleniyor… Acaba diyor şöyle mi yapsan, belki de sana böylesi iyi gelir. Bunu mu okusan, yogaya mı başlasan, kafanı mı dağıtsan… Koca bir dağa söylenen sözlerin yankısı gibi aynı cümleler cevapsız bir tebessümle size geri dönüyor. Yargılamama konusunda atılan adımlar sağlam sağlam yerinde duruyor. Bu güzel. Ancak kendi haline, akışa bırakma konusunda uzmanlaşmak için arşınlamamız gereken yollar olabiliyor. Aynı davranış bize yapılacak olsa; ne yapmamız gerektiği biri tarafından sürekli özetlense; muhtemelen biz de dinlemeyeceğiz. Örneğin ben, sırf bir şeyler dikte edilmeye çalışılıyor diye, aslında o yoldan geçecek olsam bile kendimi bambaşka bir yoldaki patinaja sürükleyebilirim. Yol kaygandır, bilirim, ama benimdir. Hem kaygan yollarda başkalarıyla çarpışma ihtimali, kendini açıklama ihtiyacı da nüksetmez. Böylelikle tekerlekler dönerken bile ilerleyemezken; kendi ilerlememe halimden memnun kalabilirim. Bunu bilsem bile kimi zaman kendimi elimde fenerle başkalarına ışık kuleliği yaparken bulabiliyorum.

1

Nedir ışık kulesi olma hevesinin kaynağı bilmiyorum. Ben az önce oradaki yardan düşmüştüm sen sakın düşme diye ışık olma telaşı; karşı tarafa bir aydınlık yerine, gözleri kamaştıran bir karmaşa sunuyor olabilir. Bire bir aynı olayları algılama, anlama ve anlatma hallerimiz bile bunca başkayken; bir nefer disipliniyle feneri sahiplenmeyi belli ki bırakmak gerek. Oysa izlediğimiz filmde bile ben otuz ikinci dakikada içlenmiştim, bir başkası hiç bir şey hissetmezken bambaşka biri ise film boyunca gözlerini kırpmadan dikkat kesilmişti. Bu halimizi bırakıp üç sene öncesine ışınlansak; yine o filmi aynı kişilerle izlesek hepimizin farklı halleri aydınlanacaktı… Böylelikle; fenerlikten azlimin kabulünü rica eder, ışığı filtreleyerek görüntü oluşturan tüm mekanizmalara saygılarımı sunarım.

Başkasından çok kendini merak etme yetisiyle araladığımız ruhumuzun çatlakları bize projeksiyon cihazında, bir duvar büyüklüğündeki perdede sunulsaydı; zaten hiç birine inanmayacaktık… Yabancılığımızın, yabanıllığımızın çözümü de yine içimizde. Biz belki kendi hikayemizden bir kesiti paylaşma cesareti göstererek; kendimizden bir duygu bulup yakınlaştığımız romanlar gibi başkalarında ancak samimi bir aşinalık hissi yaratabiliriz.

Tanımadığım tüm ülkelerin kendi tebessümlerine kavuşmaları dileğimle,

Sevgimle.
B

*Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen, tanımadığın bir ülke gibi – Edip Cansever
Fotoğraf: Elena Kalis

Begüm ~ Ben Şimdi Bir Yabancı Gibi Gülümseyen, Tanımadığın Bir Ülke Gibi*” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s