Beste – Ben de oynayabilir miyim?

Sevgili sanga,
Sana karşı duygularım çok karışık. Şimdi bunu niye mi söyledim? Çünkü bunca zamandır bir türlü yazamamamın bununla alakası var da ondan. Sangacığım, senin varlığın beni pek bir mutlu ediyor ama ben içten içe de senden bayağı bir çekiniyorum. Yüzyüze olduğumuzda bunu pek çaktırmıyor olabilirim, nitekim yüzyüzeyken ben de pek hissetmiyorum o çekingenliği. Sanganın diğer üyelerinin de benim gibi etten kemikten yapılmış fani varlıklar olduğunu kendi gözlerimle gördüğümdendir belki de. Ama iş bu 28günyoga’ya geldi mi beni bir utangaçlık, bir endişe, bir huzursuzluk sarıyor. Kendimi oyuna dahil olamayan küçük bir çocuk gibi hissetmeye başlıyorum. Herkesin güzel yazıları, kelimeleri, benzetmeleri, betimlemeleri havalarda uçuştukça endişem daha da artıyor. “Ayyy nasıl yazıyorlar onları yaa, ben hayatta böyle yazamam” deyip deyip vazgeçiyorum yazmaktan.
Sonra diyorum ki “tamam canım yazman şart değil zaten. İlla sanganın içine girmek için yazacaksan zaten yazma” Oooh bahane de bulundu, tamam artık rahatım. Yok değilim, çünkü ben de içimi açmak istiyorum, içimdeki karman çormanlığı yazıya dökmek, paylaşmak istiyorum. Niye? Belki netlik kazansın diye, belki paylaşınca kötü bir şey olmadığını göreyim diye, belki de gerçekten bu grubun bir üyesi, bir parçası olduğumu hissedebilmek için. Bunda ne kötülük var ki hem? Sadece bunun için yazıyorsam ne olmuş? Yogayı da bu evren ve içindekilerle bağımızı hatırlayalım diye yapmıyor muyduk?
Sana karşı duygularımı açıyordum ya sangacığım, son zamanlarda senden biraz kopmuş hissediyorum açıkçası. Ama laf aramızda, şu yazdığım birkaç satırla bile bir yakınlaşma hissettim senle aramda. Hoşlandığım biriyle gözgöze gelmiş gibi bir kıvılcım çaktı sanki 🙂 Neyse, diyordum ki Aralık kursuna katılamadım diye mi, Ayça’nın doğumgününe gidemedim diye mi, yoksa Kurmaca’ya hiç giremedim diye midir nedir bir süredir kendimi senden biraz uzaklaşmış hissediyorum. Sanırım bu da benim “ya hep ya hiç”çi yapımla ilgili. Bir şey ya tam istediğim gibi olsun ya da hiç olmasın. Yani ben ya sanganın hep içinde olayım, kendimi ayrılmaz, vazgeçilemez bir parçası gibi hissedeyim ya da hiç bulaşmayayım. Yani D. hocanın bahsettiği o inbetween bende pek karşılık bulmuyor ya da bulduğunda beni buhranlara sürüklüyor. Yazmak da böyle işte bende. Ya süper yazayım, herkesler övgüler yağdırsın yazdıklarıma, ya da hiiiiç oralı olmayayım. Yogama da bulaşıyor tabii bu, ya 2 saat kan ter içinde kalana kadar çalışayım ya da hiç başlamayayım bile. Ama bu konudaki değişim rüzgarları yogamda esmeye başladı. Artık uzun uzun çalışamayacağımı bilsem de, çok yorgun hissetsem de geçiyorum samapadaya.
Arada derede kalırsam bir şeyler yetersiz kalacak, yeteri kadar iyi olamayacağım diye korkuyorum. Bir seferinde bir arkadaşım konservatuarı çok iyi olamayacağını anladığı için bıraktığını söylemişti ve gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Dışardan bakınca öyle garip ve anlamsız gelmişti ki. “Ay insan konservatuarı bunun için bırakır mı yahu? Allah Allaaah” diye geçirmiştim içimden. Halbuki işte o korku benim hep içimde. Neye şaşırdıysam o kadar.
Bir derste Defne hoca’ya “nefesim yetmiyor” demiştim, o da “hayatta başka neler yetmiyor bir bak bakalım” demişti. O anda “ya ne alakası var şimdi, yetmiyor işte nefesim” diye isyan etmiştim içimden ama sonradan o kadar çok kez hatırlamak durumunda kaldım ki bu sözleri. Evet yetmiyor, hep daha fazlasını, daha iyisini istiyorum. En iyi olmazsam dünyalar başıma yıkılacak sanki. Yogada en iyi olamadığım için, Defne hocanın en gözde öğrencisi olamadığım için bilsen ne yaralar açıldı kalbimde. Şimdi bunu yazarken kıs kıs gülüyorum ama sen bakma güldüğüme. Bu manyaklık beni nasıl zorluyor hayatta. Hem de bir sürü şeyden alıkoyuyor be sanga. Aman yapamam, beceremem diye baştan pes ediveriyorum. Ama mücadele ediyorum sevgili sangacığım. Bak bu yazıcık da mesela o mücadelenin eseri. Shadow yoga gibi oldukça güç gerektiren bir yoga okulunda devam etmem de o mücadeleye dahil. Yoksa yin yoga tam bana göreydi, esner esner oooh, bak alnımı nasıl değdirdim kaval kemiklerime diye zevkten dört köşe olabilirdim.
Bir beklentiye girmeden yap Besteciğim diyorum kendi kendime, sadece içinden geldiği için. Sen gir yola, yol seni götürür zaten gitmen gereken yere. (içimdeki ses: Acaba? Ssssst…)
Oh be! Yazdım işte. Beğenin beğenmeyin, okuyun okumayın, ben yazdım ya, oh. Ama sen bilsen de bilmesen de bi yakınlık var aramızda onu da söyleyeyim yani 😉

Beste – Ben de oynayabilir miyim?” üzerine 10 yorum

  1. aylinparmaksiz dedi ki:

    “Şimdi leros’da olsaydık, kumsala yatıp yıldızları seyrederken laflasaydık!” dedim yazını okumayı bitirdiğimde. Okurken yanımdaymışsın gibi hissettim. Gerçekten şükür kavuşturuna Beste! Çok çok güzel yazmışsın, okurken gülümsedim, iç sesimiz ne kadar benziyor dedim:) “Ayyy nasıl yazıyorlar onları yaa!”diyorsun ya, ben de aynısını diyorum. Ben kendi kendi yazıp paylaşmayım, çok iyi kalemler var benim ne işim var, yeterince iyi değilim, bak defne hoca da beğenmedi diyorum:) Bunları söyleyen içimdeki beğenilmeyi, sevilmeyi, takdir edilmeyi bekleyen küçük çocuk işte! En yakın zamanda tekrar görüşmek üzere:)

    Liked by 3 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s