Pınar – Gece Baskısı

Başlıksız başladım yazıya. Üst katın yavru köpeği inleyerek oyun oynuyor, zıplıyor. Minik patilerinin seslerini duyuyorum. Köpeği olmayan ve şu ahir dünyaya gözünü açtığından beri tek tutturukluğu köpek olan bir insan evladı olarak yaşadığım evlerin neredeyse tamamına yakınında önüm altım sağım solum hep köpekli evlerden oluştu. Bizim apartmanda mesela alt çapraz komşuda bir Beagle var. Bu komşular aynı zamanda gece saat 1’den sonra tam ses opera dinlemekle meşhurlar. Gökay’ın bir gece yarısı yataktan fırlayıp pijamalarıyla kapılarına dayanmışlığı vardır. Bense şimdi hır gür olacak olay çıkacak diye yatakta taşikardi geçiriyordum o esna tabii. Bazı insanlar için hayat idare edilen, bazıları içinse isyan edilen bir şeydir. Ben ilk takımdanım Sanga. Yoksa Gökay haklı. Böyle bir şey olamaz. O kadar yüksek sesle dinliyorlar ki kapılarına dayandığımızda kapıyı bile duymuyorlar. Ve her ne hikmetse bu da her akşam, gece daha doğrusu, 1’den sonra filan başlıyor. Neyse. Karşı komşumun da barınaktan sahiplendiği bir köpeği var. Epey şirin bir şey çıktı. Büyüyünce de büyümüş de küçülmüş kılıklı tam bir ideal ev köpeği boyutlarına ulaştı. Günün büyük çoğunluğunda yalnız. Bizim mahallenin çetesi sokakta devriye turlarını atarken o da camdan havlayarak onlara katılıyor. Bazen ben sabahın köründe Shadow derslerine gitmek için evden çıktığımda bana havlıyor. Şu an yaşadığım eve ilk taşındığımdaki üst komşumun da bir köpeği vardı. İsmini hatırlayamadım bak. Hostesti kız. Tıkır tıkır topuklularıyla sabahın erken saatlerinde aşağı inerken sesi duyulurdu. Boşandılar sonra, ve taşındılar tabii. Daha sonra üst katıma taşınan, aşağı yukarı biz yaşlarda olan çift, çok sessiz, çok mülayimdi. Üst katın kalorifer borularından benim eve damlayan paslı sular sebebiyle muhattap olduk. Kiracı versus kiracı. Lakin o vakit yeni doğurmuştu, evde tamirat filan istemiyordu. Tam bir vahşi anne kedi edasıyla tıslamıştı bana. Ben de kışın bu borular patlarsa asıl o zaman görürsün diye alevlenmiştim. Bebeğe Lavinya ismini koydular. Lavinya* ismini bebeklerine koyduklarına göre bu çift efsane kafa bir çiftti aslında ama biz değerini bilememiştik herhalde. Sonra anneanne ve dede geldi yukarı desteğe. İşte o vakitler çıldıracaktım Sanga. Bence bizim Lavinia da çok cool olabilecekken gencecik zekasının bir kısmı anneannesinin kollarında küçük kurbağayı dinlerken törpülendi gitti. Non stop küçük kurbağa non stop!

Ben sonunda tatilden çıktım Sanga. Dün Yeşil’de, bugün de evde dersim vardı. Öğrenciler çalışmayınca çok bozuluyorum. Yeterince şevk aşılayamıyor muyum diye düşünüp üzülüyorum. Veya öğretemiyor muyum acaba? Ne yapmam lazım? Dersin sıklığı mı az? Ders sırasında, öncesinde, sonrasında, kafamın içinde Defne Hoca ile yaşıyorum. Bu soruya Defne Hoca ne cevap verirdi? Bu pozu Defne Hoca olsa nasıl anlatırdı? Bazen Defne Hoca’nın verebileceği cevaplar kulağımda çınlıyor, ama o sözcükler benim dudaklarımdan dökülmüyor. Bazen de sözcükler tam da onun tonlamasıyla çıkıyor ağzımdan. Her hocanın içinde onun içine kaçmış bir hocası vardır diyip geçiyorum.

Geçen derslerden birinde Defne Hoca’nın söylediği bir şey vardı. Ben size yoga yaptırtmıyorum, sizi yetiştiriyorum diye. Ben de aynı gelenekten geldiğim ve hayata öyle baktığım için öğrencinin elini kolunu sallaya sallaya derse gelip lay lay lom takıldığını gördüğüm zaman gözüm seğiriyor Sanga. Genç hoca olmanın alevleri olsa gerek. Tamam ben abartıyorum, o kadar da lay lay lom değiller. Ama dikkatler dağınık. Gözler fıldır fıldır. Üzerime alıyorum sorumluluğu, ben bu öğrenciyi ne yapsam da yogaya aşık etsem? Sonra kendime geliyorum. Öğrenciye yoga yaptırtmak için orada bulunmadığım gibi onlara yogayı sevdirmek gibi bir misyonum da yok. Onların dikkatini de onların yerine ben toplayamam. Herkes kendi ağırlığını taşımakla yükümlü.

İki gündür yogamı akşam derslerimden önce yapıyorum. Bugün akşamki ders öncesinde erken damlayan öğrencilerden sebep yarım kalan yogama ders bittikten sonra devam ettim, çok da iyi oldu. Yarın bir ara yayıncımı arayıp çeviriyi yetiştiremeyeceğimi söylemem gerekecek. Umarım bu yazıyı okumuyordur.

İyi geceler Sanga.

Nannikosu manniko

* Ursula K.Le Guin’in kitaba ismini veren olağanüstü kahramanı. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s