Tansel – Yol, yazı

Sevgili sanga,

Şimdi düşündüm de sana “sevgili sanga” diye hitap ederken aslında alttan şöyle tınlıyor yazdığım/söylediğim: Sevgili ben. Buraya yazdıklarım gelinim sana, kızım sen değildir midir aslında? Yani her yazı kendime mektuplar bir taraftan. Yazmaya her oturuş bir asana gibi. Otur ve içindeki boşluğu/doluluğu, dinginliği/devinimi dinle, farket, dile getir. İyi ki bunu sağlıyor bu blog, iyi ki bu konuda da yetiştiriyor bizi hocamız. Bu aslında ne cömert bir davranış. Seni mutlu eden, doğru olduğunu bildiğin bir şeyi diğer insanlarla paylaşmak. Pekalâ bunu yapmayabilir insan, kendine saklar veya zaten o kadar tamdır ki yaşadıklarının içinde bu aklına bile gelmez. Hoca’lık bence kendine benzer kendi dediklerini harfiyen yerine getiren şablonlar üretmekten çok ötede; bildiğini, gördüğünü, hissettiğini cömertçe talebeleriyle (talep edenler) paylaşan kişilerin vasfı. Hoca kendi yolunu gösterirken sana, aslında senin de kendi yolunu nasıl bulacağını gösteriyor. Hoca aslında kendinde olanı değil de alanı aktarıyor kendi üzerinden, deneyiminden. O yüzden bu hayatta çok kıymetli şeylerden biri, hakiki bir hocaya denk gelmek. Hoca hakiki ise “ben hocamı buldum artık onun dizinin dibinden ayrılmam, o nereye ben oraya” diyeni de, gün gelir sırtını sıvazlayarak kendi yolundan öteye pışpışlar. Herkes kendi yolunu yürür bu hayatta, öğrendiği budur, öğreteceği de bu olacaktır sana. Ben hayattaki bütün hocalarımın dizlerinin dibinde, kavrayabildiğimde de sözlerinin izinde kalmaktan mutlu oldum. Forever pupil. 🙂

Hep böyle olur bana, beyazlığın içine ne zaman bir şey üretecek olsam, çizsem, yazsam önceden bir şey planlamamaya gayret ederim. Tamam aklımda kabaca bir iki küçük şey olur ama ortaya çıkan bundan çok farklıdır. Bu, o anda kendiliğinden ortaya çıkanın büyüsüne, hazzına kapılmama sebeptir. Yanlış anlama sanga, kendimden çıkana değil kendilinden çıkana yönelik bir haz bu. Benim ben sandığımdan çok öte, benden müteşekkil ama benden de bağımsız aynı zamanda. Yukarıdaki satırlar da öyle oluşuverdi, hiç hesapta yokken hocalık kavramı üzerine düşünceler.

Oysa bugün sabah işe varırken yolda yine bir içime, bir dışıma kaçan düşüncelerimin arasında “write time / right time” veya “right time to write time” gibi cümleler pırtladı. Çok büyük olasılıkla sadece benim aklıma gelen, benim farkettiğim bir şey değil (muhtemelen bir yerlerde görmüş, okumuş bile olabilirim) ama ne çağrışım yaptı, ne hatırlattı bilemedim. İhtimal dün sizi okumakla geçen günün üzerine bugün yazmak zamanı diye düşünürken oldu bu.

Kelimelerin sesleri, harflerin şekilleri üzerinden oyunlar oynamak yetişkin yaşımda en sevdiğim şeylerden biri oldu. Kelimeler aslında içinde insanlığın, içinden geldiği kültürün, inancın, hayat algısının, felsefesinin bütün kodlarını barındıran cevherler gibi gelir bana. Bir kelimenin arkeolojisini yaptığın zaman (ki buna etimoloji deniyor) karşılaştıklarım beni hep hayrete düşürmüştür. Çok şükür bunu kısmen de olsa yapabildiğimiz bir el altı kaynağı da mevcut şu internet aleminde, tavsiye ederim.

Kelimeler, yoga ile içine düştüğümüz hallerin çoğu duygusunu aktarmada yetersiz olsa da, bizi birbirimize anlatmanın, aktarmanın da en iyi enstrumanı aynı zamanda. Düşünmeye başlamakla, yani bilişsel devrim ile ‘insan’lık kendine yeni bir dünya ve evren yarattı. Düşünmek, şeylere isim vermeyi ve kelimeleri yarattı. Cennetten kovulma miti belki de bu durumu anlatıyor olabilir. Fizyolojik olarak beynimizde neo korteksin oluşmasının bunda büyük rolü olduğu savlanır, bildiğim kadarı ile kanıtlanmıştır da. Yani zihnimizi bizden öteye, öyle bir kenara kaldırıp koymak pek olanaklı değil, olmayacak da tahminim sanga.

Her sabah yoga uygulamamda yaşadığım şey bu. Onsuz yoga mümkün değil, ama onunla yoga mümkün. Zaman zaman beni işgal eden, çoğu zaman kendi haline bıraktığım patronum o benim. Gün gelir o sendika kurulur, işçi haklarımız için örgütlü bir mücadele sonucunda eşit haklara sahip olduğumuz bir masada karşılıklı pazarlık edilir, haklar alınır. “Chitta vritti nirodaha” Yoga-Sen. Gel de oynama şimdi bunla yoga, sen.

Görüşmek üzere sangamu. Ne anlama geliyor bilmiyorum ama Pınar’ın veda nidası da pek güzelmiş bugünlük ondan olsun 🙂

Nannikosu manniko

t.

Tansel – Yol, yazı” üzerine 5 yorum

  1. pinarustun dedi ki:

    Nişanyan’ın sözlüğü benim de köstebeklik seanslarımın baş tacıdır. Çok güzel bir kaynak.
    ‘Talebe’ sözcüğü için verdiğin minik parantez dünkü yazımdan sonra bana çok manidar geldi Tansel. Sanga’nın çoklu kişilik birleşmesinden ötürü bilerek mi yazdın bilmiyorum ama bana rehber oldu, sağolasın.

    Liked by 3 people

  2. pinarustun dedi ki:

    Bu arada, nannikosu manniko ben çocukken bizim evde iyi geceler/ben yatıyorum/iyi uykular anlamlarında kullanılırdı Tansel. Ben bir yerden alıntı filan olduğunu sanıyordum ama bugün araştırdım, tamamen uydurma galiba.

    Liked by 2 people

    • incognitans dedi ki:

      Talebe parantezi doğrudan bir atıf değildi Pınarcım, ama bu blog özelindeki kollektif bilincimizin bir yansımadır tahmin ediyorum. Talebe kelimesinin talip olan, talep eden anlamına geldiğini ilk kavradığımda öğrenme, öğrencilik mefhumu ile ilgili bütün algım yeniden inşa olmuştu, çok etkilenmiştim. O yüzden yeri geldikçe bahsetmeyi seviyorum.

      Nannikosu manniko, bir Japon anime karakteri ismi gibi, çok güzelmiş. 🙂

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s