fatma- 9. gün / loading….

 

loading

Uçtum da geldim sangamu. Belki de hala gelmekteyim. Hatta madem geldiğimden emin olamıyorum belki de  gitmiş olduğumdan bile şüphe duymam gerekir. Peki,  şimdi burada, evde olmaya başladığımı varsayalım. Diyelim ki kotasının sonuna gelmiş internet hızıyla,  yavaşlığıyla yani,  buraya yüklenmeye devam ediyorum.  Loading….

Kafam bir komik çalışıyor. Utanmasam kafam çalışmıyor diyeceğim ama yok, mesela az evvel kurduğum cümleleri sevdim demek ki kafam cümle kurmaya çalışıyor. Matematiğe basmıyor bugün kafam ama. Bütün gün bir takım fiyat listelerine bakıp, anlamaya çalışıp çalışıp  hop başa döndüm. Melis ve Pınar’a defalarca sordum, neyse ki sonunda anlayabildim. Neredeyse bir aydır uçmayıp da  gece uykusuna alışan  düzenim şaştığından mıdır, nedendir bilmem; bugün kendime gelemedim işte bir türlü. Loading…

Uçacağım gün ile kırmızı çadırın ilk günü kesişti bu sefer. Büyük talihsizlik. Zaten su tutan bedenim bir de uçuş yüzünden şişince iyice tuhaf hissetmeye başladım. Gerinmek istedim, uzanmak, hissetmek, rahatlamak… çalışırken olmuyor tabi… Nefesimi bile derinleştiremedim,  denizin içine doğru bir şişme topu itmeye çalışmak gibi oldu nefesi dokularıma taşımaya çalışmak.  Onca çabaya rağmen su geri itti sanki  içimde hissetmek istediğim canı. Çok yemek yedim.

Otele varınca yoga yapamayacak olduğuma hayıflandım çünkü kırk yılın başında zemin halı değildi ve eminim hepiniz o güzelim  mermerlere bakıp da bunun hakkını bir balakrama verirdi yahu diye düşünmemi anlayabilirdiniz.

Hemen uyumayayım diye sokağa çıktım. Çok uzağa gidecek halim yoktu. Bir sokakta dükkan mı yoksa türbe mi olduğunu anlayamadığım bir yerden çok güzel tütsü kokuları geliyordu. İçeride rahibe olmadıklarına emin olduğum süslü püslü ve cep telefonlu genç kadınlar ve kocaman Buddha heykelleri vardı.  Hiçbir şey anlamadım.

Küçük bir Japon lokantasına girdim. Bizim meyhaneler gibi bir havası vardı. Bir masada yemek yiyip içki içen dört orta yaşlı Japon erkeğini görünce mutlu oldum. İçeride başka da kimse yoktu. Çok sipariş vermişim, zaten dolu olan mideme daha fazla bir şey sığdıramayacağımı anlayınca mor renkli Japon patateslerinden (emo diyorlar adına) yapılan tempurayı paket ettirdim. Miso çorbasını da içemedim. Beyaz miso püresinden yapılanları tatsız buluyorum. Bir aralık çalmakta olan fena Çin şarkısının gerisinden,  incecik bir kız çocuğunun sesiyle şu şarkıyı duyar gibi olunca heyecanlandım. Çok seviyorum çünkü bu şarkıyı. Söylemeyi de, dinlemeyi de. Uykusuzluk bir nevi sarhoşluk olduğundan galiba, sesin mutfaktan geldiğine emin, ayaklandım. Garson kız; hayırdır? der gibi baktı ben mutfağa hamle edince.  Halime güldüm. Şarkı da kesildi zaten.

Otele döndüm tam on beş saat uyudum sanga. Kesintisiz değil, bir defa uyandım ama yine dalmayı becerdim. Arada bir oluyor böyle. Hep de uzakdoğuda oluyor. Acaip rüyalar gördüm.

Sonra da ilk uçakla 🙂 eve döndüm işte.

Bugün dördüncü gün yogası yapabildim. Ona izin var. Pek uzun sürmedi, çok geç başlayabilmiştim zaten. Geçen ay bolster almıştım, onu da kullandım. Rüzgarda sallanan bir bambu gibiydim yoga boyunca. Normal dedim. Daha topraklanamadın. Loading… Şöyle derin, sıcak, terli bir yoga yapmaya can atıyorum aslında. Bugün sanki bir kabuk oluşmuş üzerimde gibi hissettim yoga yaparken. O kabuğu kıracak, eritecek derin, sıcak, terli bir yogaya özlem duyuyorum.

Günlerdir sizi okuyor, yazılara yorum yapınca kendim yazmış gibi doyuyordum. Ben de yazayım dedim. Bu kafayla ne yazacağımı merak ettiğimden yazdım biraz da galiba. İşte böyle birşey oldu.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s