Serap – 12 & 13 IGNORANCE IS BLISS

26909728_10156128397927188_1040335610_o

İyi haftalar sanga. Son dönem yeni bir huy geliştirdim. Sabahları eskisi kadar erken uyanmıyorum artık, 7-8 i buluyor kalkmam. Geç kalkıyorum diye mi bilmem sabah yogasını pek nazlı, ağır yapıyorum. Böyle günlerde sabah katılığındaki katır kutur yogam beni pek kesmediğinden olsa gerek öğleden sonra ya da akşam bir kere daha yoga yapıyorum. Sabah ki yogam daha çok yerdeki asanalardan oluşan yin bir seyirde giderken akşam yogası ayakta ve bol vinyasalı yang bir seyirde ilerliyor. Bugün de çift yogalı günlerden.

Yeni ayda her sabah ve gece yatmadan önce en az on dakika meditasyon yapmaya ve her gün en az yarım saat yogayla ilgili okumaya niyet etmiştim. Süreleri özellikle kısa tuttum ki gerçekleştirmesi kolay olsun,  çabuk pes etmeyeyim. Niyetimi gerçekleştirdiğimde süreyi uzatırım diye düşündüm. Yatmadan önce meditasyonu ancak ilk birkaç gün gerçekleştirebildim. Sabah meditasyonunu nefes çalışmasının ardına eklediğimden o düzenli şekilde ilerliyor. Bu sabah yogadan sonra yoga sutraları okudum biraz. Yoga sutraların iki Türkçe çevirisi bir de İngilizcesi var, hepsi de birbirinden farklı yorumlarla. Şu sıra Türkçe olanını okuyorum. Diğer Türkçe olanı hiç hoşuma gitmemişti, bu ona kıyasla daha iyiymiş.

Bu ara yemek yemeye doyamıyorum, karbonhidratın dibine vurmuş durumdayım. Doymayanın karnım olmadığının farkındayım. Peki, bu farkındalıkla ne yapıyorum? A) Serap, kendine gel deyip daha zihnimde bir düşünceyken yemekten vazgeçiyorum B) Mutfağa gidiyorum, bir güzel hamur yoğurup poğaçalar, zeytinli, cevizli, fesleğenli ekmekler yapıyorum. Doğru şıkkı biliyorsunuz elbette 🙂 Bu sadece yemekle alakalı değil pişirmekle de alakalı aslında. Aklıma yemek pişirmek düşmeyegörsün, başka hiçbir şeye odaklanamıyorum. Misal dün film izliyorum, aklımdaki dürtüyor hamur yoğur, hamur yoğur diye. Direnmenin faydasız olduğunu biliyorum. Filmi durdurup mutfağa gidiyorum, hamuru yoğuruyorum. O mayalanırken gelip filmi izlemeye devam ediyorum. Aklım durmuyor yine, kalk iç malzemesini hazırla diyor. Gidip, hazırlayıp geliyorum devam ediyorum izlemeye kaldığım yerden. Hadi yap şimdi poğaçaları diyor bu sefer. Yahu diyorum, daha hamur mayalanmadı bile. Yok, yapılacak illa ki! Git gel film yalan oluyor tabi. Sonra ne oluyor bu pişirilenler, afiyetle mideye indiriliyor.

Tarih tekerrürden ibaret sanga, hepimiz biliyoruz. Ancak bazı zamanlar yaşadıklarım daha önce yaşadıklarımla bire bir aynı seyirde ilerleyince paniğe kapılıyorum ben. Dün tamı tamına bir yıl önce yaşadıklarımı başka biriyle yaşayınca korktum. Dersimi almamışım ondan oluyor belli de, biraz insaf, daha geçen yılın etkisini üzerimden atamamışken!  Olay birine söylesem  “Deli misin ne güzel işte.” diyeceği bir şey ama geçen yıl aynen böyle başlayan olay pek tatsız bitip canım çok yandığından bu sefer durumu kontrol etme gayretindeyim. Karşımdaki insanın niyeti çok doğru yerde, bundan hiçbir şüphem yok ama benim yaram var işte orda, normal davranamıyorum. Bazen bu farkındalık olaylarına bulaşmadığım zamanları özlüyorum, ignorance is bliss! Yaram yüzünden öylesine kötü hissettiğimin farkında olmasam esip, gürleyecek, karşımdakini haksız çıkarıp rahatlayacağım. Benim ne suçum var, arıza tipler beni buluyor hep deyip mağduru oynayacağım. Olmuyor. Olay, eski yaranın kapanmadığını hatırlatınca daha da canım yanıyor. İsyan edesim geliyor neden, neden niye? İlk sefer ki neden öyle olmuştu, şimdi neden böyle oluyor? Başka türlüsü çok daha kolay olmaz mıydı, hani şöyle benim istediğim gibi olanı? Acı çekmeden öğrenme diye bir şey var mı? Sonra soruyorum kendime, benim yogam işe yarıyor mu? Biraz yaradığını görüyorum. Yaramın farkındayım en azından. Azıcık üzerine gitsem de karşımdaki insanın kalbini kıracak bir şey söylemiyorum mesela kendi yaram yüzünden. Gel gör ki kendi içimdeki isyana karşı koyamıyorum o anda.

Burayı ağlama duvarına çevirmeyeyim, günahımı günlüğüme çıkarttım zaten öğleden sonraki yogadan sonra. Hem önceki hem dünkü olayla ilgili duygularımı anlamaya çalıştım yazarak. İnsanın başka birine yargılarından bağımsız yaklaşabilmesi ne zor. Başkasının olduklarını bilsem yüzeysel olarak adlandırabileceğim bakış açıları vardı yazdıklarımda mesela, yakıştıramadım kendime ama o da ben değil miyim işte, bazen de sığ bir insanım demek.  Sadece başkalarına değil, kendimize de yargılardan bağımsız yaklaşmak zor.

Akşam yürüyüşe gittim, kafamda yine düşünceler. Dönüş yolunda arkadaşıma doğum günü hediyesi aldım. Velhasıl bolca yogalı, düşünmeli-yargılamalı, yazmalı- çizmeli bir gün oldu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s