Beste – Düşünmeden yaz

Yatakhanede bir hocamız vardı. Sabahları kaldırırken “Düşünmeden kalk, düşünmeden kalk” diye kaldırırdı, onu hatırladım 🙂 Ben de bugün düşünmeden yazma denemesi yapacağım. Hiç düşünmeden olacak şey değil ama en azından daha az düşünerek.

Bunu aslında geçen seferki yazımı yazarken, hani şu sana karşı duygularımı açtığım yazıyı yazarken demiştim kendi kendime. Bir dahaki sefere o an gerçekten içimden ne ve nasıl geliyorsa onu yazacağım. Bu düşünce beni biraz heyecanlandırmıştı. Kötü bir heyecan değil de, yeni bir oyuncakla oynamanın heyecanı gibi. Hem merak, hem heyecan. Ama niyeyse o günden bugüne bayağı bir zaman geçmesine rağmen yazmadım. Neyse ama, şimdi burdayım. Bakalım nasıl oynayacağım bu yeni oyuncakla 🙂

Bunu yazdıktan sonra derin bir nefes aldım ve evimizin ofis odası olarak kullandığımız odanın camından dışarıya, masmavi boğaza bir baktım. Evet sanga, bu konuda acayip şanslıyım. Ağaçların, yeşilliklerin arasından boğazı gören bir evde oturuyorum. Bak şimdi bunu yazınca da aklımdan şu düşünce geçti “Aman şimdi beni zengin sanacaklar. Bir de hocadan burs istemiştim. Ya hoca şimdi ‘boğaz manzaralı evde oturuyor, bir de burs istiyor’ diye düşünürse.” Bu düşüncenin bana yaptıracağı şey, bu duruma açıklama getirecek bir cümle yazmak olurdu. Ama bu sefer farklı bir şey yapmayı seçiyorum. Başkalarını düşüncelerini kontrol etmeyi ya da yönlendirmeye çalışmayı bırakmayı. Güvenmeyi seçiyorum. Hocamla aramdaki ilişkiye güvenmeyi, yalan söylemeyeceğimi bildiğine güvenmeyi.

Bir derin nefes daha al ve ver, hafif bir gülümseme, iki kaşının ortası, şakaklar, yanaklar yumuşasın. Yüzün yumuşasın.

Sabah 6 buçuğa doğru kalktım yataktan. Banyoya gidip dilimi temizledim. Bu dil temizleme meselesi uyanmama çok yardımcı oluyor, o yüzden seviyorum. Ama hala tam olarak anlamış değilim, biz bunu neden yapıyoruz? Yogaya dair bir çok şeyi anlayamadığım gibi. E normal, bu kadar derin ve geniş bir şeyi minik zihnimle tamamen anlamlandırabiliyor olsaydım bir gariplik olurdu zaten.

3 gündür hocamın bu ay öğrettiği seriyi yapıyorum. İçerlerden sürekli dürten bir sesin eşliğinde. Haftaya D. hocanın kursu var, senin daha güçlendirici serileri yapman lazım. 3. prelüdü, Balakrama’yı falan çalış sen. Yok canım, bu seriyi yapacağım ben. Rahatla biraz, dikkatini bu seriye, yaptıklarına ver ve devam et.

Yoga yaparken içerden en çok duyduğum ses “Of ne kadar güçsüzüm.” Bu sesin sesini kısabildiğim günlerde yogam ayrı bir tatlı. Bugün kısıktı mesela, o yüzden de çok fazla durmadan düşünmeden ritmi çok daha kolay yakalayabildim. Aslında onun sesini kısmaya çalışmaktansa, onu kabullenip o haliyle bir kenara bırakıp, dikkatimi de nefesime yönlendirdiğimde zaten kendiliğinden kısılıyor sesi. O zaman da bir tatlı huzur…

Yogadan sonra sevdiceğimi İspanyolca kursuna uğurlayıp kahvemi ve kitabımı aldım elime. Oh ne güzel bir sabah.

Bir hafta kadar önce kendime bir challenge belirledim. Her gün en az yarım saat kitap okumak. Kitap okumakla ilgili gelgitli bir ilişkim var. O yüzden kendimi çok okumaya değil de her gün düzenli okumaya alıştırmak istiyorum. Tabii bunun yanında çok da okursam ne ala. Biraz yoga gibi aslında. Ya da dil öğrenmek gibi. Ders verdiğim öğrencilerime hep bunu söylüyorum. Oturup bir günde 2-3 saat çalışmaktansa her gün yarım saat çalış, daha iyi. Bir de takvimim var, yarım saatlik okumamı yaptığım her gün için üzerine bir çizik attığım. Böyle bir görselin beyni farklı şekilde programladığını ve bunun da motivasyonu artırdığını duydum. Uyguluyorum bakalım.

Şimdilik bu kadar olsun. 28 günün neresinde olduğumuza dair hiçbir fikrim yok. Açıkçası o bana biraz “gönül sohbet ister kahve bahane” sözünü anımsatıyor 🙂

 

Beste – Düşünmeden yaz” üzerine 5 yorum

  1. Kalemtıraş dedi ki:

    Teşekkürler bu içten yazı için Beste. Biz de ağaçların arasından Boğaz’ı gören evde bir kahve ile durumu kurtarabilirsin hala. 🙂

    Şunu merak ediyorum. Güçsüzsen ne olur? Bu senin için ne anlama geliyor? Hangi sebeple olmaması gereken bir durum olarak görüyorsun güçsüzlüğü? Belki bu sorular üzerinde düşünürken fiziksel kuvvet ile ilişkini yeniden gözden geçirebilirsin.

    Beğen

    • Beste dedi ki:

      Birkaç gün önce aşağıya yorum olarak yazmışım, sizin yorumunuza reply yapmak yerine. Belki görmemişsinizdir diye:
      Kahveye muhakkak beklerim hocam, çok sevindirirsiniz beni 🙂
      Güçsüzsem ne olur? Hareketleri “olması gerektiği gibi/Emma’nın videolarındaki gibi” yapamam. Virastanaya tam inip, mayuraya kalkamam. Bunları yapamayınca da “iyi bir shadowcu” olamam. O zaman da hocalarımdan takdir göremem, sangadan/arkadaşlarımdan beğeni toplayamam.
      İlk aklıma gelen cevaplar bunlar. Alışkın olduğum bir düşünce zinciri bu. Dışarıdan bakınca anlamsızlığını görebiliyorum ama içeride benimseyemiyorum demek ki tam olarak.
      Bir de şu var, sanırım fiziksel olarak güçlü olursam ruhsal olarak da daha güçlü olacağıma inanıyorum. İyi çalıştığım zamanlarda böyle hissediyorum çünkü. Ayaklarım yere daha sağlam basıyor, daha dik duruyorum, bedenimin içinde her şey yerli yerinde gibi hissediyorum. Kendime dair inançlarım arasında biraz fazla kırılgan olduğum da var. Eğer güçlenirsem olan bitenden daha az etkilenirim, daha sağlam durabilirim hayatta gibi geliyor.

      Beğen

      • Kalemtıraş dedi ki:

        Teşekkürler Beste. Gerçekten de görmemiştim bu yorumunu. İyi ki dikkatimi çektin. Fiziksel güç ile ruhi gücün arasında bir bağ olduğunu zannetmiyorum. Aksine ruhsal açıdan en güçlü insanlar fiziksel mahrumiyete sahip olanlar. (Kokia gibi) İnsanı manevi olarak daha güçlü kılan şey tahammül sınırını yüksetmesi ki yoga tam bunu yapmayı amaçlıyor. O yüzden az şeyi çok ama çok defa tekrarlamk önemli. Yavaş yavaş sayıları arrtımak da öyle. Bu sayede kasların değil, sinir sistemin güçleniyor. Sinir sisteminin güçlenmesi için vücudunu kullanabilirsin araç olarak ama zihnin doğru yerde değilse kaba kuvvetten başka bir şey kalmaz elinde. Tahammül sınırını yoga dışında pek şey ile yükseltebilirsin: trafikte, hoşlanmadığın insanlar ile haşır neşi olurken, sevgilin ile kavga sırasında. Mayura ya da kurmastana’nın yüzeye çıkartacağı pis ateşi hayatın içinde doya doya yaşarsan da ruhsal gücün artacaktır. Diğer gözlem de çok iyi. Hepimizin yarası sevilmek ve aidete gelip dayanıyor sonunda. Bunu fark etmek iyi ama yetmez. Şimdi dönüştürmen gerek: Sevildiğini, sevilesi bir insan olduğuna kendini ikna etmen gerek. Bu da bir sabah uyandım ve sevilesi bir insan olduğuma inanıyordum, gibi birden olacak bir şey değil. Eski inancın davranışlarını ve inançlarını ele geçirdiği her anı fark edip, o inancı geri sarmak gerekiyor. Adım by adım. ama yalnız değilsin. Biz hepimiz buradayız. Aynı yolun yolcusuyuz.

        Beğen

      • Beste dedi ki:

        Çok teşekkürler hocam yorumunuz için. Boş yere dikkatinizi çekmemişim. Gördüğünüzde yazacağınız yorumun beni aydınlatacağını biliyordum. Çok iyi geldi yazdıklarınızı okumak, ve yanımda olduğunuzu hatırlamak. Bir sorum var: Pis ateşi hayatın içinde doya doya yaşamaktan kastınız ne?

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s