Tansel – Üç Renk

Beni bir kapanış yazısı yazayım da döngümü tamama erdireyim kaygısı sarmıştı bir iki gündür sanga mu. Diğer taraftan da “kaygıya saygı göstermek gerekir mi acaba” diye de sorguluyordum durumu. Yani zorlama yazı yazmaktansa, yazma daha iyi diyordum kendime. Bırakmıştım kendi halime kendimi ki, peşine düşmeyi pek sevdiğim fareli köyün kavalcısı zihinimin melodilerinin peşine takılır gibi takıldım bir iki düşüncenin kuyruğuna. Dedim o zaman yazıya dökeyim bu “nameleri”, mektup olsun sangaya.

Çağrışım yoluyla düşünmek, yaratıcı faaliyet yöntemlerinden biri. Böyle bilmiş bir tespit yerine, yani ben bu şekilde düşünmeyi seviyorum desem daha doğru olacak sanırım. Şeyleri birbirleriyle ilişkilendirmek, alakasız görünen şeyler arasında bağlar kurmak ve buradan (sözde) anlamlı yapılar kurmak, benim en sevdiğim oyunlardan sanga. Bu da zihin dediğimiz mefhumun sevdiğim hasletlerinden biri; hep yaramaz, ayartıcı olacak değil ya afacan.

Tetikleyici düşünce (bu da benim favori tanımım oldu bu aralar nedense); malum içinde bulunduğumuz gökyüzü fenomeni, süper dolunay. Sanga için zaten her döngünün dolunayı, yeni ayı özellikli. Hepsi bizim yavrumuz gibi, hiçbirini diğerinden ayırmayız. (Adapsızlığın da bu kadarı, kim kimin yavrusu “lunatic” diye adı bile var, çarpıl da gör diyorum kendime.) Gelgelelim bu seferki öyle her zaman şahit olunanlardan farklı. Bazı özellikler barındırıyor üzerinde. Bir kere 150 küsur yılda bir denk geliyor kendisi, ya da en son bu biçimiyle o kadar yıl önce gerçekleşmiş. Namıdiğer mavi, kanlı, süper dolunay bu. Amiyane tabirimi maruz görün “boru değil”. Üzerine okudum, okuyorsunuz, astrolojik olarak, astronomik olarak makaleler, haberler vesaire. Bu kadar göz önünde olunca da ister istemez zihin bu olayın kendisi ile meşgul oluyor tabii ki. Benim ki de bundan kaynaklı diye düşünüyorum. Düşünmek eylemi üzerine düşünmek konusunda da kendime bir dur diyemedim o ayrı. Neyse dolunayın enerjisine veriyorum yazının içinde daldan dala atlamayı sanga mu; “Lafı uzatmak, dolandırmak konusunda da pek mahirsin, de diyeceğini“ der gibisin. Haklısın, idare et beni.

Bu dolunay üzerine düşüncem şöyle gelişti: Dedim ki aynı ay içinde ikinci kez oluyor dolunay, “mavi dolunay”. Tutulma dolayısıyla “kanlı dolunay”, yani kırmızı. Ama dolunay bu, onun doğal ışığı beyaz. Mavi-Kırmızı-Beyaz…

Frankofon bir eğitimden gelmiyorum, Fransa’ya ve Fransız kültürüne olan sempatim sanırım herkes kadardır. Yani özel bir bağ, hayranlık kurmuyorum kendileriyle. Ama nedir mavi-kırmızı-beyaz. Tamam bilenler bilir usta yönetmen Kieslowski’nin ünlü üçlemesidir “Trois Couleurs”; Fransız bayrağının renklerinden gelir bu üçlemenin adı. Ama aynı zamanda, bence daha da önemlisi Fransız Devrimi’nin felsefesi, temel kavramlarının sembolleşmiş renkleridir o renkler, ki bayrak olmuştur bu topluma zaten. Peki o kavramlar nedir? Orijinal dilinde “Liberté, égalité, fraternité” yaniÖzgürlük, Eşitlik, Kardeşlik”.

Diyorum ki bu düşüncelerin eşliğinde: Bu dolunay tutulmadan kaynaklı “kanlı” kelimesinin olumsuz anlamından çok bu anlamıyla yansısın yeryüzüne. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik…

Biz sanga olarak, her gün kendi yogamızı yaparken zaten bunu aramıyor muyuz?. Özgürlüğümüzü, tüm alemle olan eşitliğimizi/bütünlüğümüzü ve birbirimizle olan kardeşliğimizi. Dilerim ki hem bizim, hem tüm karanlıkta kalmışların yoluna ışık tutsun kadim bilge annemiz ışığıyla. Yolun aydınlık olsun sanga.

Sevgiyle,

t.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s