Gün 1_Ağlayan Hali Sevmek

Sevgili Sanga!

Yeniden buluştuk. Merhaba. Yeni ayınız kutlu olsun. Dün ayın sıfırıncı günü, karanlık yüzüydü. Bir sürü başka kozmik olayı beraberinde getiren bir ay hali idi dünkü. Beni de perişan etti. İki dakika bile dikkatimi toplayamadım. Dikkat bozukluğu yaşayan çocuklarla aramda bir empati kuruldu. Maymun bir türlü durmadı. Yoga da yapılmadı zaten. Tamam asana, krama, stana, nata yapmayayım da bari yoga köşemde oturup Danielou’nun While the Gods Play kitabını okuyayım dedim. Perdeleri çektim, mumları yaktım, yere bir battaniye attım. Gel gör ki kindle cihazım bozulduğundan ve kitabın kağıt halini ödünç alan (!) kişi yıllardır geri getirmediğinden kitabı bilgisayarımdan okumak zorudaydım.  Yakıştı mı o bilgisayar battaniyeli, mumlu, perdeleri örtük kış köşesine? Yakışmadı tabii. Ben ki ders verirken öğrencilerden telefonlarını uçak moduna getirip soyunma odasında, çantalarında bırakmalarını talep eden hoca o elekromanyetik cihazdan kitap okuyabilir miyim? Okuyamadım. Elektromanyetik düşüncelerimi tel tel etti, her bir tel başka tarafa gitti, her bir tel başka yerden çaldı. Ben ne okudum, ne öğrendim? Ulvi hislerle doldum mu? Hayır.

Günün devamı da öyle geçti. Karanlık aydır diye üzerinde durmadım. Bir satır yazı yazamadım, bir sayfa kitap okuyamadım. Dün boyunca yaptığım elle tutulur tek şey Yunanca dersim oldu. Sonrası yine dağılmaca.

O yüzden bu sabah kalktığımda günden çok ümitliydim. Dünyaları kurtaracak olmasam da yeni bir bölüm, yeni bir blog, yeni bir ben çıkacaktı bugünün bir yerinde. Tam yoga odama kapanacakken bizim Bey çıkıp hava almaya ne dersin dedi. Ve ben yıkıldım. Bazı meseleler vardır karı koca arasında. Mesela bulaşık makinesine tabakları yerleştirme yöntemi. Mesela arabayı park etme biçimi. Mesela yolda kaybolunca birine mi sormalı, burnumuzun dikine mi gitmeli meselesi. Bu tip meseleler dışarıdan bakana son derece manasız görünür. Manasız olan mesele hakkında münakaşa edilmesidir. Ama çift o meselenin kör kuyusuna düştü mü oradan bir türlü çıkamaz. Çünkü mesele asla görünen köy değildir. Meselenin ne olduğunu anlamak için çoğunlukla bir klavuza ihtiyaç vardır. Nasıl ki zihni zihinle terbiye edemeyiz, çifti de çiftin kendisi esas meselenin merkezine indiremez. Üçüncü bir kuvvetin müdahalesi şarttır.

Bizim kör kuyumuz da bu. Erkek hava çok güzel dışarı çıkalım gezelim der. Kadın bütün günü odasında geçirmeyi kurmaktadır. Erkeğin bu hevesini üreme ve yaratma şevkini gayri ciddiye almak olarak okur. Oysa erkek, çoğu erkekler gibi, arka plansız bir şekilde canının istediğini söylemiştir. Hayır cevabı ile yetinecektir. Ama kadın çalışma isteği ile kocasını mutlu edememe sancısı arasında bir yere sıkıştığından konuyu büyütür de büyütür. Erkek sakin bir anında ise dişini fırçalamaya devam eder, hı hı der. Çalışmak istiyorsan, çıkmayız bir yere. No problem. Hayır ama neden böyle yapıyorsun? Biliyorsun kendimi suçlu hissediyorum sonra? Vıdı vıdı vıdı.

Çocukken de böyle olurdu. Kendi duygularımdan yorulurdum. Yoruldum. Odama girdim. Kapıları örttüm. Biraz ağladım. Ağlarken kendimi hiç sevmiyorum. Ben çocukken çok ağlardım. Huysuz ve hırçındım. Kriz geçirerek ağlardım. Kendime acıyarak ağlardım. Ama en çok içimde yükselen duyguları nasıl atacağımı bilmediğim için ağlardım. Sonradan öğrendim ki ben çok duygusal bir çocukmuşum. Duygusal demek, hisli, içli demek değil. Tam tersi. Duygusallık insanı hislere kapatan bir şey. Duygu bir tsunami dalgası gibi yükselip inceliğe, hislere, dikkate ve zevke dair her şeyi kendine katıp, peşinde sürüklüyor. Duygusal insan ne duygusu olduğunu bile kestiremediği bir dalganın içinde kah boğuluyor, kah boğuşuyor ama kesinlikle ne serinkanlı düşünebiliyor ne de şefkatin, anlayışın kökeninde yatan hislere erişebiliyor.

İşte çocukken bu duygu dalgası beni çok fena çarpardı. Aniden yükselirdi. Kulaklarım  denizin dibine dalmışım gibi uğuldardı. Ben de kapıyı çarpar, odama kapanırdım. Ağlardım. Annem bana acısın diye değil. (O zaten benden bunalmış, kendi duygu dalgasıyla boğuşuyor olurdu.) Başka ne yapacağımı bilemediğim için. Burnumdan sular, ağzımdan balonlar çıkardı, ağlardım. Dudağım şişerdi sinirden. Davul gibi. Yüzüm tanınmaz hale gelirdi. Halının üzerine atardım bazen kendimi. Tepinir, ağlardım. Ve o sırada, kendimi, o ağlayan tepinen huysuz hırçın halimi hiç sevmezdim. Sevilmemesi gereken bir bendim o. Bu böyle gelmiş, böyle gider.

Öyle mi sahiden?

İşte bugün yine odaya kapanmış, yine kapıları çekmiş (artık çarpmıyorum) kanepede oturmuş ağlarken bu halimi nasıl da hiç sevmediğimi düşündüm. Sonra şaşırdım. Kırkdört yıldır içimde yer etmiş bir inanış bu: Defne’nin huysuz yüzü sevilmez. Sevilmeye değer değildir. Sevilesi bir tarafı yoktur. Bu karara nereden varmışım? Benden bunalan annem söylemiştir. Babam söylemiştir. Hatta babamın sesi kulaklarımda şimdi: Böyle ağlarken güzel olduğunu mu sanıyorsun? (Bizim ailede güzel olmayan da sevilmez.)

Otururken otururken kanepede ve evliliğin kör kuyusundaki meselenin dokunduğu yaranın coşturduğu, tsunami misali içimde yükselen duyguyla baş edemediğim için ağladığım o anda annemin, babamın değil yetişkinin halimin  ağlayan Defne’nin şu kadarcık bile sevilmemsi gerektiğine inandığını fark ettim. Huysuz, hırçın ve şımarık bir ben vardı ve o geçene kadar odadan çıkmamalıydım. Peki ama ya ağlamaya, bir iki göz yaşı dökmeye ihtiyacım vardı ise? Ya stres altında idi isem? Hasta bir koca, yeni bir bakıcı, seyahatler, söz verip de gününü geçirdiğim blog yazısı, cevaplamadığım emailleri, hazırlamadığım newsletter, eksik Yunancam ile derdimi tastamam anlatamamın tutsak hissi içimde birikmiş birikmiş ise neden ağlamayayım?

Böylece bir iki göz yaşı döktüm. Kendime o hakkı verdim. Odadan çıkınca hırçınlığımdan dolayı daha az suçluluk duydum. Kimseyi suçlamadım.

İlk defa ağlayan kendimi sevdim.

Gün 1_Ağlayan Hali Sevmek” üzerine bir yorum

  1. Beste dedi ki:

    Duygusallıkla ilgili yazdıklarınızı kindle’daki gibi highlight etmek istedim 🙂 o olmayınca arada hatırlamak için kopyala yapıştır ile notlarım arasına koydum. Teşekkürler 🙏

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s