fatma- kalimera- 4. gün

Bu sabah başka bir evde uyandım. Uyandığım bu ev başka bir şehirde.  Beni heyecanlandıran başka bir şehirde olmaktan ziyade başka bir evde olmak.  Başka başka şehirlerde otel odalarında uyanmaya alışık ben için asıl  büyük değişiklik bu. Gün içerisinde birden fazla defa kendimi, benim evim olmayan bir evde olmaktan ne kadar mutlu olduğumu düşünürken yakaladım.

Evimi seviyorum. Hep bir evim olsun istedim. Bir düğünden ziyade bir taşınmanın hayalini kurdum. Bir kocadan evvel yalnız başıma yaşayacağım bir ev istedim. Böylelikle aile evinden kurtulmak için evlenmeyecektim. Netice? 25 yaşında yalnız başıma yaşadığım ilk evime taşındım. Üç yıl sonra da hala yaşamakta olduğum küçük ama şirin ikinci evime geçtim. O zamanlar İkea’nın olmadığı ülkemize Singapur İkea’sından yastıklar, süsler; Bangkok’un ünlü hafta sonu marketinden de bir sürü başka şey ile birlikte bir de oturan boğa (yoksa öküz mü?)  biçiminde bir paspas taşıdım. O paspas yüzünden midir nedir bilmem ama ben de bir boğa sabitliği ile oturup duruyorum hala aynı evde. En büyük fantezim taşınmak fakat on küsür yıllık kiracı olmanın avantajı olan düşük kiramdan vazgeçemediğim için taşınmak bir türlü fantezi olmaktan çıkamıyor . Şikayet ediyorum: apartman çok pis, komşular umursamıyor; duvarlar çok ince, sadece üst kattaki İtalyan’ın bağıra bağıra konuşmasını değil, iki kat üstümdeki öğrencilerin playstation oynarkenki bağırış çağırışlarını da gayet net duyuyorum; yıllar içerisinde biriken eşyalar ve objeler, bir de gelip yanıma yerleşen sevgililer (neden kendi evinde yaşayan bir adam bulamadığım da ayrı muamma) yüzünden zaten küçük olan ev daha da daralıyor. Şikayet ediyorum ama işte bir şey yapamıyorum.

Hal böyle iken başka bir evde olmanın beni bu kadar mutlu etmesinde şaşılacak bir şey yok galiba.  Bu evde bizim evde olmayan ne var diye kendime sorunca aklıma eşyalar gelmiyor. Bu evde en çok hoşuma giden iki şeyden biri boşluk;  diğeri ise camlarının açıldığı açıklık. Alan… En çok ihtiyacını duyduğum şey bu sanırım.

İnsan bir açıklığa baka baka kafasında da bir açıklık yaratabilir galiba diye düşündüm bugün. Enginlik, derinlik, açıklık, azamet, güç, sabitlik….dağlara, denizlere bakınca duyduğum o hisler… Doğada daha fazla zaman geçirince düşünme biçimini değiştirebilir herhalde insan.

Bu sabah bu başka evde uyandım işte. Uyandım ve aynı ben/aynı beden, her sabah yaptığım asanaları yaptım. Nrtta Sadhana’yı öğrendiğimiz kursun son iki günü kırmızı çadırda olduğum için  dansı öğrenen arkadaşlarımı izlemek ile yetinmiştim . Kurs ve çadır halleri bittiğinden beri, şahit olduğum o hareketleri zihnimden bedenime indirmeye, öğrenmeye, sindirmeye çalışıyorum.  Kendimi biraz büyükleri taklit eden küçük kız çoçuğu gibi hissediyorum  hala.

Bugün biraz geç ve biraz da kısa oldu sanghamou ama bir günü daha kaçırmamak için yazdım gitti. Yarın görüşürüz.

f.

 

 

 

 

fatma- kalimera- 4. gün” üzerine 4 yorum

  1. Kalemtıraş dedi ki:

    Boşluğa bakarak boşluk yaratmak fikrini çok sevdim. Doğaya bakarken insanın fikirlerinin değişeceğini hiç düşünmemiştim ve çok mantıklı geldi. Sahiden dağların, denizin, özellikle de (nedense) kışın gidilen ormanların, sahillerin benim de üzerimde derin etkileri olmuştur. Müsadenle yeni romanda bu fikri kullanacağım. Sevdiğin o başka ev sana hep açık. Okuyan diğer dostlara da. Bekliyoruz. Daima.

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s